İçimdeki Sesler

İçimdeki “Dramalar Kraliçesi” Geri Döndü

24 Mart 2020

Yazı: İçimdeki “Dramalar Kraliçesi” Geri Döndü | Yazan: Demet Uncu

İşe gitmediğim için, sabah her zaman uyandığım saatten biraz daha geç kalkmanın mahmurluğu ile balkonun camını açıp iki çam ağacının yeşilliği ile yetinerek soğuk havayı ciğerlerime şöyle bir çektim. Banyoya gidip elimi yüzümü her zamankinden daha da itinalı bir şekilde yıkadıktan sonra annemin lavabonun kenarına bıraktığı 80 dereceli limon kolonyası ile ellerimi ovuşturarak mutfağa doğru yürüdüm. Çayı koyup, hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra yüreğimde günlerdir geçmeyen kalp sıkışmasını ve daralmasını hissetmeye devam ederek maillerimi kontrol ettim ve işle ilgili telefon konuşmalarımı bitirdikten sonra camın kenarındaki tekli koltuğa yerleşiverdim. Elime, daha önceki yazılarımda adını duymuş olabileceğiniz sevgili hocam Prof. Dr. Teoman Duralı’nın “Öyle Geçer ki Zaman” isimli kitabını aldım ve hocamın soru-cevap şeklinde kaleme aldığı otobiyografisini okumaya devam ettim.

Tek Canlı Hakim

İçimin daralması devam ettiği için bir süredir zorunlu olarak ara verdiğim pilatesi hatırladım ve birkaç esneme hareketinin bana iyi geleceğini düşünerek rastgele bir pilates videosu açtım ve başladım esnemeye 🙂 Yüreğimin üzerine oturan boğayı biraz olsun kımıldatabildim sanırım ki sonunda gevşeyebildim.

Gevşedikçe aklım rahat durur mu hiç, başladım sonra düşünmeye… Evlerimize kapanıp, bu duruma bizleri getiren, sürükleyen neler olmuştu diye. Zihnimin verdiği ilk cevap; bencillik, bireycilik oldu. Her insanın sadece ve sadece kendini ve kendi çıkarlarını, ihtiyaçlarını düşünmesi sahnenin sonunu hazırladı. İleriye dönük düşünmeden, anlık çözümlerle günü kurtarıyor olmamızın bizleri getirdiği sonuç bu oldu.

Baktığınızda dünyanın bir ucunda yaşanan bir sağlık sorunu, tüm dünyayı etkiledi ve etkilemeye de devam ediyor. Peki nerede şimdi kendimize, yüzyılımıza ve teknolojimize olan güvenimiz? Kendimizi, dünyanın tek canlı hakimi olarak görmemizle başladı her şey. Her şeyi kendimize hak görüp tüm vahşiliğimizle bizlere emanet edilen doğayı, dünyayı kendi ellerimizle katlettiğimiz zamanları hepimiz hatırlıyoruz, değil mi?

Tabiat ana da bizlere ders vermek, silkelenip bir an evvel kendimize gelmemizi sağlamak için türlü türlü oyunlarını oynuyor işte. Rutin yaşantımız içerisinde yaptığımız çoğu şey bizler için lüks oldu. Şimdilerde süpermarketlere bile gitmekten çekinip mahalle bakkalına -halen varsa tabii- ya da daha küçük marketlere giderek, evimizdeki büyükleri korumak için onları alışveriş işinden alıkoyarak, bizler çekine çekine, çabuk çabuk alışverişimizi yapıp evlerimize dönüyoruz.

Ne Yapıyorduk Kendi Kendimizle?

Yüz yüze sosyalleşmeyi bir yana bırakarak, kendi kabuklarımıza çekildik artık. Çekildik de alışık olmadığımız için kendimizle ne yapacağımızı bilemiyoruz aslında.

Hakikaten evde kaldığımızda, neler yapıyorduk? Günlük koşturmacanın, her şeye yetişmenin derdinde iken kendi kendimizle ne yaptığımızı unuttuk. Kendimizi seviyor muyduk gerçekten? Kendimizle dost muyduk?

Bazen kendimizden öç aldığımızı, kendi ellerimizle güzel olan herşeyi çirkin hale getirmeyi başarabilen canlılar olduğumuzu da düşünmüyor değilim. Neyse, bu karamsar ruh halim çok normal bugünlerde tabii. Her şeyin geçtiği gibi bunlar da geçecek elbette. Ama geçerken durup bir değerlendirme yapmanın, âna odaklanıp içimize dönüp, duygularımızı ve hissettiklerimizi fark edip, bunları ifade etmemizin de yararlı olacağını düşünüyorum.

Günlerdir çılgınlar gibi ellerimi yıkayıp, kolonya-dezenfektan ne bulursam sürdüğüm kuruyan, çatlayan ellerime bakıyorum şimdi… Çok değil, bundan 1-2 hafta önce ne durumdaydık ve şimdi ne durumdayız, değil mi?

“Şöyle çıkıp, sağlıkla, temiz havada huzurla ve neşeyle yürümenin, dostlarınla yaptığın sıcak sohbetlerin, sevdiklerine sarılmanın paha biçilemez değerini, şimdi daha iyi anladın mı diye?” sorarken buldum kendimi…

Bunların kıymetini daha iyi anlayabilmek için bunları yaşamamız mı gerekiyordu gerçekten?

Belki de sadece Tıp Bayramı’nda hatırladığımız, çoğu zaman hasta yakınlarının şiddetine uğrayan, zor çalışma koşullarında, mesai kavramı olmadan çalışan sağlık görevlilerinin değerini şimdi daha iyi anlayabiliyor muyuz?

Bir kum tanesinden bile küçük olduğumuzu anımsayarak her birimizin davranışlarının veya olaylara karşı takındığımız tavırların, diğer tüm insanlara etki edebileceğini ve bunun vicdani sorumluluğunu taşımak zorunda olduğumuzu yeniden ve yeniden hatırladık bugünlerde ve hatırlayacağız da.

Yaşadığımız yüzyılın hikayesini kağıda dökmek istediğinde kendi yazdıklarından memnun olacak mısın sahiden?

Haruki Murakami’nin “Mesleğim Yazarlık” isimli kitabında kaleme aldığı aşağıdaki paragrafla bu hafta sizleri baş başa bırakıyorum:

“Hikaye anlatmak, bir anlamda kendiliğinden bilinçaltına inmektir. Yüreğinizdeki karanlığın dibine dek inmek… Yazar büyük bir hikaye anlatmaya çalıştıkça daha derinlere inmek zorundadır. Tıpkı ne kadar büyük bir bina inşa edecekseniz, temelin o kadar derin kazılması gibi. Kuvvetli bir hikaye anlatmaya çalıştıkça, onun altındaki karanlık da azar azar ağırlaşıp, kalınlaşır.”

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Müzeyyen Meral 24 Mart 2020 at 16:24

    Bu günlerimizi ifade eden muhteşem yazın için emeğine sağlık 👏 Sağlıklı olacağımız ertesi günlerin birinde konuşacağımız çok güzel değişimleri paylaşmak dileklerimle, özlendin 🥰😘

    • Cevapla Demet Uncu 24 Mart 2020 at 17:44

      Canım benim, çok teşekkür ederim. İnşallah, hep birlikte atlatacağız bu günleri … Ben de özledim 😘❤

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 26 Mart 2020 at 10:07

    Merhaba Demet Hanım;
     
    Yazınızı bir solukta okudum meger özgürlük ne kadar da önemli ve paha biçilemezmiş, değil mi? Evet hapis günlerindeyiz ama umudumuzu yitirmeden sabırla atlatacağız bu günleri diyorum ve burada satırlarıma son verirken gözlerinizden öper sevgiler saygılar…
     
    Bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum :))

  • Cevapla Demet Uncu 27 Mart 2020 at 23:14

    Cem Bey, evet bu günlerde geçecek, sağlıkla inşallah. Ben de sizin köşenizdeki yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum 😉 Sevgiler ❤

  • Cevapla Deniz Süerkan 30 Mart 2020 at 14:48

    Neler yaşadığımızı, neler hissettiğimizi yüreğinizle kaleme dökmüşsünüz. Ağzınıza, kaleminize sağlık.
     
    Bu günlerde en değerli olan bize bizi hapis ederek kendini hatırlatan sağlık…

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan