İnce Mevzu

Kayıp

5 Mart 2020

Yazı: Kayıp | Yazan: Seda Çağlayan

Acı geçiyor
Acı geçiyor
Acı elbette geçiyor
Acı çekmiş olmak geçmiyor
-Kemal Varol

Geçmiyor. Kara saplı kör bıçakla, iki göğsünüzün arasına atılmış derin çizikler gibi kabuk bağlıyor acı bir zaman sonra ama izleri asla geçmiyor.

Peki insan nasıl yaşıyor? Bu derin kederi iliklerinin, hücrelerinin içinde hissedebilecek kadar benimsedikten, içine aldıktan sonra nasıl oluyor da delirmeden yaşıyor?

Alışmak

“Alışılıyor” diyor büyükler. Asla inanmazdım ama artık benim de aklım buna eriyor. Alışılacağına yani. Bunu size nasıl anlatsam bilemiyorum. Sanki sizi derinden sarsan o çok kötü şey hiç olmamış gibi yaşayabildiğiniz dakikalarınız, saatleriniz oluyor. Sanki o çok kötü her şey bir filmin fazla trajik yazılmış senaryosunun çekilmiş sahneleriymiş de, sizinle hiçbir ilgileri yokmuş gibi kendinizi dışarda hissedebildiğiniz dakikalar.

Sonra tekrar o ana dönülüyor. O çaresizlik anına. O büyük kederin içine yeniden gömülüyor insan. Unutmuyor ama bu şekilde iki susup bir konuşarak yaşamaya alışıyor. Çünkü insan her şeye alışıyor. Çünkü yaradılışı böyle. Kimse kimseyi kınamıyor. “Hayat devam ediyor” klişesi, artık kimse o derin kederin içindeki, onun için de söylenmeye başlanıyor.

Bunları size çok rahat yazıyorum.

“O işler öyle değil” demenizden korkmuyorum çünkü bu ansızın gelen ayrılıkla, o kederin tam da ortasında kalakalan bir avuç insandan biriyim ve bu işler böyle; artık biliyorum.

Ağızları bıçak açmadan geçirilen saatlerin ardından yavaş yavaş başlayan sohbetin bir noktasında hep birlikte gülünebildiğini biliyorum.

Bunları size böyle yazıyorum çünkü yazmak zorundayım. Çünkü 7 Şubat’ta başlayan, bizi her gün umutlandıran, her gün kaybetme korkusuyla sınayan ve 24 Şubat’ta sona eren çok sert, çok acı dolu, çok endişeli, hepimizi sarsan bu süreci yaşadık biz! Bu yüzden de olmamış gibi yapamam. 24’ünden beri yaşadığımız bambaşka bir süreci de yokmuş farz edemem. Çok sevdiğimiz bir insanı kaybettik biz; yas tutmuyormuşuz gibi size farklı farklı mevzulardan bahsedemem.

Sınanmak

Elbette ölümü ilk kez yaşamıyorum. ilk kez bir sevdiğimi kaybetmiyorum. Ama ilk kez böylesini yaşıyorum, yaşıyoruz. İlk kez bu kadar genç birini kaybediyorum, kaybediyoruz. Ben ilk kez bir arkadaşımı kaybediyorum. Bu inanamama hali bir türlü geçmiyor. Hepimiz benzer şeyler hissetmişiz birbirimizden habersiz cenaze esnasında. Kenardan köşeden bir yerden fırlayacak da “Hadi len, amma da yediniz!” diyecek gibi…

Gözünle görmek bile o çaresiz umudu tüketmiyor. Zihnin küçük küçük oyunlarla seni tekrar tekrar sınıyor. Sanki ne kadar dayanabileceğini görmek istermiş gibi.

“Esas alem”e ikna olmak

Ölümün karşısında hissedilen çaresizlik insanı farklı şeyler düşünmeye itiyor. Ben bunlara gerçekten ikna oldum. Bu dünyanın yalan dünya olduğuna, İsmail’in bundan böyle esas alemde, tam da içimizden birinin söylediği gibi, gittiği o güzel bahçelerde, güzel sofralarda, hoş sohbetlerde olduğuna ikna oldum. Tertemiz kalbi, gülen yüzüyle bizi beklediğine… Çünkü tersine inanmak çok daha fazla acıtacak. Çünkü böyle bir insanın hepimizi sarmış olan güzel enerjisinin sadece bedensel bir vedayla yok olacağına inanmak mümkün gelmiyor bana.

Biz çok güzel bir insanla geçici bir vedadayız. Yokluğunu hep hissedeceğimiz, hakkında her daim konuşacağımız, kalbimizde, aklımızda, hatıralarımızda en güzel şekilde yer etmiş bir insanla. Onun fiziksel varlığından daha fazla onu yaşayacağımız zamanlar geçireceğimizi biliyorum. Ve İsmail bu süreçte bizi birbirimize öyle bir kenetledi ki, sayesinde bir daha hiçbirimizin önceki zamanlardaki kadar kendimizi hayatın akışına kaptırıp birbirini ihmal etmeyeceğini biliyorum. Bakış açılarımızda, anlayışlarımızda farklılıklar, farkındalıklar yaratan bu acı tecrübe bizleri muhtemelen daha kıymet bilir, daha az egosantrik ve daha yumuşak insanlar haline getirecek, böyle düşünüyorum.

Kayıp

Kayıp büyük. Acısı büyük. Konuşarak, yazarak, paylaşarak artan mutluluklar gibi, konuşarak, yazarak paylaşarak öğüteceğiz acıyı. Bazen kendi kafamızın içinde, bazen içimizden biriyle, bazen de Yaradan’la. Böyle böyle katlanılır kılacağız. Ne yaşadığımızı unutmadan…

Ben başka bir yöntem bilmiyorum…

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Seda Çiftçi 5 Mart 2020 at 09:27

    Evet.. Tam da bu şekilde hissediliyor acı.
     
    Ve tam da bu şekilde kalbinden yukarı doğru çıkıyor, ilk 40 gün kalp acısı, sonra beyinle inanış ve sonra da daha yukarı, göklere uğurlayış sevdiğini.
     
    Bazen yeniden geliyor, bazen uzun zaman sesi soluğu duyulmuyor acının. Çok insani açıklamışsın durumu, tam yaşayanın anlayacagı tarzda.
     
    Kalemini öperim Sedoş’cum ❤️

    • Cevapla Seda Çağlayan 6 Mart 2020 at 16:00

      Keşke birbirimizi bu denli anlayamasaydık. Yüzümde acı bir gülümseme oldu yazdıklarını okuduktan sonra.

      Ben de seni güzel yanaklarından öperim Sedoşum.

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 5 Mart 2020 at 11:21

    Hele yaşamaya tutunduğun anlarda birden ve yeniden zınk diye aklına geldiğinde, her seferinde yeniden, yeniden bir balyoz iniyor başına ve kör bıçaklar saplanıyor kalbine. Sonra bir zaman geçiyor, sesini, yüzünü unutmaktan korkuyorsun.
     
    Ama en olmadık anda veya tam da güldüğün bir anda aklına düşüyor, bakıyorsun her şey tap taze ve canlı yanında. Artık tek yapılan, bir gün kavuşma hayali kurmakta. Ve bu düşünceyle katlanmaya çalışırken buluyorsun kendini.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Seda Çağlayan 6 Mart 2020 at 13:02

      Birlikte geçirilen uzun ve güzel yıllar, paylaşılmış, anlatmaya değer anılar… Böyle birini kaybetmiş olmak çok zor kabullenilecek bir gerçek olsa da böyle birine rastlayarak yaşamış olabilmek de büyük zenginlik. İyi ki birbirinize denk gelmişsiniz.

      Sevgiler benden…

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan