İnce Mevzu

Korku Belası

12 Mart 2020

Benim kendi gündemim bir yandan, dünyanın ve Türkiye’nin gündemi bir yandan, sinir sistemimi bir o yana bir bu yana çekiştirip duruyorlar. Gerçekten ne kâbus dolu, saçma bir dönem geçiriyorum ve geçiriyoruz…

Çok isterdim

Çok isterdim, size kokulu aşk mektuplarından kopmuşçasına uçuşan satırlar yazabilmek. Hasretin dayanılmaz hüznünü, aşkımı kanatlarına yükleyip uçan kuşun ardından bakakalışımı anlatıyor olmayı çok isterdim. Düşünün, buna bile razıyım şu an. Hepsi de beni perişan ederdi şüphesiz ama endişe içinde kıvranmak mı daha beter yoksa yukarıdaki şartların oluşması mı inanın şu an bilemiyorum. O derece araftayım.

Korku Belası

Bu duyguyu üçüncü kez hissettiğimi fark ettim bu sabah, bir aydınlanma anı. İlkini Gezi zamanı hissetmiştim, ikincisini 15 Temmuz’da ve üçüncüsünü de şimdi hissediyorum. Ama hiçbirinde bu kadar, bu kadar aciz kalmamıştım sanırım. Hepsinde yapabileceğim, yapabileceğimiz bir şeyler vardı. Bu seferki başka. Duvarların arasından geçebilen saydam bir ruh gibi dolaşıyor Koronavirüs dünyanın içinde. Ülkelerimizin de duvarlarından, hava sahalarından süzüle süzüle geldi sonunda. Kıpkırmızı bir haritanın ortasında lekesiz durduğu iddia edilen Türkiye haritasına da bulaştı korku belası.

Bilmek ve fakat duymak…

Biliyor musunuz ne fark ettim? Sonuçta haftalardır Koronavirüs ile yatıp Koronavirüs ile kalkıyoruz. Tüm dünyayı kırıp geçirmekte olan, Avrupa’nın en güzel şehirlerinde hayatı durduran Koronavirüs’ü hepimiz yakından takip ediyoruz, biliyoruz. Hatta nasıl oldu da etrafımız bu denli kuşatılmışken ülkemizi teğet geçebiliyor diye düşünüp; “Yok canım, kesin var da saklıyorlar işte” diye ülkemizdeki varlığını da kendi aramızda satır arası meşrulaştırıyoruz.

Bu sırada hayat olabildiğince olağan akıyor. Daha fazla el yıkamalar ve dezenfektanlar eşliğinde. Ama sonuçta akıyor.

Sonra bir gece –ki o gece, dün gece yani 11.03.2020- ülkemizin Sağlık Bakanı saat 01:00 sularında canlı yayında tüm televizyon kanallarını alarma geçirecek şekilde bir deklarasyon yaparak kaçınılmaz sonun yaşanmakta olduğu haberini veriyor bizlere. İşte o dakikadan sonra değişiyor her şey benim kafamın içinde. Bir şeyi bilmek başka bir şey; biliyorsun ama uzakta, sana dokunmayan yılan bin yaşıyor o esnada. Sonra birisi sana çıkıp “Hani o bin yaşayan yılan vardı ya, o senin topraklarına girdi” diyor.

O yılan ensenden kuyruk sokumuna yavaşça kayarak iniyormuşçasına irkiliyorsun. Korku belası bünyeye nüfus ediyor. Geçmiş olsun. Koronavirüs’den değilse de anksiyete yüzünden bir süre sonra doktorluk olacağına ne şüphe!

Soğukkanlı derken?

Gece yarısı ziyaret edilen nöbetçi eczaneler, manyakça alınan tedbirsel malzemeler, dökülen dünya paralar, sabaha karşı kapını çalan, erzak taşıyan kuryeler… Uzar gider. Ben hepsini yaşadım. Eminim aranızda benim kadar derin bir korkuya gömülüp benzeri sahnelerde rol alanlarınız da var. Bir de azıcık kıskanarak baktığım aklıselimler. Benim kadar soğukkanlı ve sakin bir insanın bu hale gelmesi şaşırtıcı. Kendimden habersiz paniğe yatkın bir tarafım da varmış meğer. Matruşkalar misali. Bir de asla kıskanmadığım ve yüzlerine bakıp bakıp “Saf mısın oğlum siz?” diye haykırmak istediğim, “Türk’üz biz, bize bir şey olmaz”cılar. He canım he. En fazla bir kurşun döktürerek halledebilirsin sen. Ama bana yaklaşma.

Bir de her şey bir tarafa en çok neye canım sıkılıyor biliyor musunuz? Bu sarılamama, öpüşememe, birbirine yaklaşamama durumu aşırı kötü. Beni gerçekten çok olumsuz etkiliyor. İnsanlar zor günlerinde, zor anlarında birbirlerine sarılarak kuvvet olurlar, yanında durup gerekirse arkadaşının, sevgilisinin başını omuzlarının üzerinde taşıyarak, babasının kaymak yanağından bir öpücük alarak. Şimdi bunlar da yasak. Hayat damarlarımdan biri kesilmiş gibi hissediyorum. En yakınlarınla saçma sapan yabancı gibi selamlaşmak falan…

Hepimize şifa diliyorum.

2020’nin başından beri sağlam yaralar alan ruhumuza bir de bu eklendi. Şu ahir ömrümüzde, yaşadığımız coğrafyada görmediğimiz şey kalmadı gibi. Bir uzaylıların istilası kaldı, onlardan biri de kesin “Selam Dünyalı” diye yakında biter omuzumun dibinde.

Tedirginim evet, herkesten belki biraz fazla. Dikkatliyim evet, tahminen birçoğunuzdan azıcık daha fazla. Çoğunuz gibi kendimle değil derdim, annelerimizle-babalarımızla. Herkes kendine dikkat etsin, bilinen tedbirleri harfiyen yerine getirsin. Çıkacağız bu işten inşallah hasarsız.

Sevdiklerime sımsıkı sarılıp doyasıya öpebileceğim günlerin hasretiyle…

Sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz