Ay Işığı Yolcusu

Evrenimin Işıltılı Misketleri | 2

28 Nisan 2020

Yazı: Evrenimin Işıltılı Misketleri | 2 | Yazan: Atakan Balcı

Şöyle demişti Sabahattin Ali, anımsadığım kadarıyla (ki, öncesinde de alıntılamışlığım var bu sözü):

“Ben, dışarıdan çok kendi içimdeki dünyada yaşıyorum.”

Virüs

Evrenimin var oluşu doğumumla başlamaz, boş bir levha olarak doğmuyorum asla çünkü ben, benliğimin ışığı ile doğuyorum. Sonra içinde yaşadığım (yaşadığımız) toplum, toplumu sürüye çevirmeye uğraşan, içindeki illet, virüs olan yığın öyle bir uğraş verir ve ışığın çevresini sözcüklerle, ezberlerle öylesine örer ki ışık diye karanlığın ardından koşar, karanlık diye ışığı taşlarız çoğumuz (aslında hemen hemen tümümüz).

Linç

Yığın, yığın, yığın… Ne yediğimize karışır ve linç eder, ne içtiğimize karışır ve linç eder, giyimimize kuşamımıza karışır ve yine linç eder. Ülkemin bir köşesinde gencecik bir kızı kot pantolon giyiyor diye öldürür yığın. Ülkemin ortasındaki bir şehirde ateşin aydınlık yüzünü kendi beyaz giysili beyaz karanlıklarıyla karartan insan yüzlü insan görünümlü iblisler omuz atar genç, yaşlı, kadın, erkek bireylere, yüzünü beğenmedi, kısa giydi, renkli giydi, kot giydi, şöyleydi, böyleydi bilmem ne diye.

Bu insancıkların içinde doğar, büyür ve varoluşma adımları atmak istersin belki ve kendi adımlarınla adımlarsın dünyayı, öyle sanırsın ya da yığının karanlık ve putperest çamurunda debelenirken. Ama yok, onlar put kırıcıdır sorsan; yürüyen, konuşan, yiyen, içen putlarının ardından giderken, putlarının ipiyle günahlarından sıyrılacağını sanarken, putlarının bir işaretiyle 35 masumu diri diri yakarken bir otelde bir 2 Temmuz gününde, onlar putlara düşmandır ve putları taşlayanlardı sorsan.

Ve bebek doğar bu yığının içinde, içindeki ışıkla. Ya sonra, zamanla ne olur o ışığa? İçinde bir evrenin tohumlarıyla doğar her can ama insancıklarla çevrili bir yaşamda o tohuma ne olur? İçinde tohumla değil de filiz vermiş bir evrenle doğmuşsan ne eder bu karanlıklar sana. Düşünebiliyor musun?

Düşten Öte

Bu kötü bir düş gibi ama en kötü düşlerden de kötü bu yaşama biçimi gerçek. Bu yığın çevremizde; dünyayı sarmış, her yerde. Korona bile durduramıyor kötücüllüklerini, yalanlarını, batıl inançlarıyla dünyayı karanlıkla sarmalarını. Tarihin başlangıcından beri varlar ama unuttukları şey şu ki tarihin başlangıç noktası aydınlıkta yanan, kara, kırmızı, mor, gökçe yürekli aydınlık benliklerledir ve bizler “tarihten önce vardık, tarihten sonra varız” var olacağız.

İçsel Evren/Ursula Le Guin

İçsel evren bir düş değil veya şizofrenik bir takıntı da değil, insancıkların algısının ötesinde, Ursula Ana’nın “Dünya’ya Orman Denir” adlı romanındaki yerli halkın dışsal evren dışında var olan içsel evrenleri gibi. İşimiz zor, hiçbir zaman da kolay olmadı zaten ama olanaksız değil. İki evrende birden yaşamalı Buda olup, kemale erip çekilme zamanı gelene değin, kaçmak çözüm değil ikisinden de. Ama ezberleri yıkmadan olmaz asla; ezberleri yıkmadan, olmaz.

Hiçe ulaşmak yeni ezberler yapılandırmak için değildir ve fakat kendi evrenini doğurur birey bu noktadan sonra aşkın bir anlak ve tine ulaşmak yoluyla.

Gözlerin, insancıkların gördüğü gözlerden ibaret olmadığını görsün her şeyden önce insan yeter ki!

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan