Sentez

Gam

24 Nisan 2020

Öykü: Gam | Yazan: Özge Can

Eski kaldırım taşları yok artık. Onlar varken, adımım çizginin ortasına denk gelebiliyordu. Şimdi, iç içe geçmiş kilitli taşların üzerinde sürekli çizgilere basmak zorunda kalıyorum. Oysa eski taşlar ne güzeldi. Adımlarımı saymanın kolaylığı vardı ve çizgilere basmamanın.

Böyle anlatınca takıntılı biriyim gibi anlaşılmasın. Hoş anlasanız da ne gam. Varın siz de takıntılı biri deyiverin ardımdan.

Kocam, gamsız sanıyor mesela. Onunla aynı oranda öfkelenmiyor, aynı oranda tepki vermiyorum diye. Benim farklı bir birey olduğum hiç aklına gelmiyor. Ocağın altını açık unuttuğumda ya da ütüyü prizde, onun kadar coşkulu tepkiler vermiyorum. Sizin başınıza gelmiyor mu? Aklınızdan uçup gitmiyor mu? Bu ezberlenmiş, ev işlerini yaparken dalıp gitmiyor musunuz? Çaydanlığın altındaki su bitebilir, yemeğin dibi tutabilir. Bunlar gamsızlıktan değil ki. Bilakis gamdan hatta! Aslında bu halimde en yakınım tarafımdan anlaşılmadıktan sonra o da ne gam.

Anneme göre de sorumsuzum. İnsani sorumsuzluklarımdan öte evlat olarak sorumluluklarım varmış. Bir ay boyunca annemi aramamışım. O da küsmüş onu bile fark etmemişim. Ben zamanın işleyişini unutmuştum oysa ki. Aklımdaydı aslında, ama zamanın geçiş hızı ile benim aklımın onu algılayış şekli ters yönde ilerliyordu. Ona da bunu anlatamadım dedim ya ona da ne gam.

Şimdi tek tek anlatmayayım insanların benim için kurdukları yargıları. Artık buna yargı mı demeli önyargı mı ona siz karar verin.

Ne diyordum? Hıh kaldırım taşları!

Yıllardır aynı yolu kullanırım işe giderken. Evimle işim arası mesafe pek yakındır. İşte o eski kaldırım taşları varken, cebimde akıllı telefon da yoktu eski zamanlarda, aklıma güvendiğim yıllar yani. Adımlarımı sayardım, çizgilere basmadan. Evimle iş yerimin arası bin kırk üç adımdı. Süre de tutardım o vakitler. Zamanla aklım ters yönde işlemiyordu tabii o zamanlar. Hep aynı adımı atar zamanlamam değişirdi. Kendimce bir oyun kurmuştum, rutin git gellerim arasında. Canım sıkkınsa yavaşlar dünyam benim. Sizin de öyle oluyor mu? Az da yerim o zamanlar, canım sıkkınken yani.

Neyse işte, gel gitlerim bu kadar keskin değildi. Kimse benimle ilgili zannetmek zorunda kalmazdı. Kolaydım, çabuk anlaşılır. Yeni yıkanmış bembeyaz çarşaf gibi. Bakınca anlaşılırdı her halim ve iz bırakırdı her söz, göz. Korunma ihtiyacı hissetmedim hiç. Hayat ya bu, herkes yaşayıp gidecek. Öyle büyük sözlere gerek yoktu. Akıyordu, biz de içinde yol alıyorduk işte. Sözle gözle birbirimizi ezmeden yaşayabiliriz öyle değil mi?

Öyle değilmiş oysa ki. Kendi dünyamın içinde başımı kaldırmadan yürüyüp gittiğim yollarda nice yaşamlar can buluyormuş, can veriyormuş ben fark etmemişim hiç. Öyle benim zannettiğim kadar da kolay değilmiş bu yaşam. Gözle, sözle hatta bazen var olarak bile zarar verile biliniyormuş.

Yıllardır aynı emlak ofisinde çalışıyorum. Rüstem amcayla başladım işe, sonra oğulları geçti işin başına. Semtte ne kadar ev var, kaçı satılık, kaçı kiralık bilirim. Evvelden beri de öğrenciler aileler birlikte yaşarlar bu semtte. Birkaç yıl önceydi bir kız bir oğlan kiralık ev bakmaya geldiler. Öğrenciler, her hallerinden belli. Kız daha girişken, oğlan azıcık sessiz. Deniz gören, uygun bir çatı katını önerdik gençlere, baktılar, beğendiler, tuttular evi. Ofisin önünden geçerken görürdüm arada. Kız içeriye bakıp, gülümser. Oğlanın başı önde. Sanırdım o da ben gibi kaldırım taşlarında çizgiye basmak istemeyenlerden. Tuttukları ev de benim yürüdüğüm yol güzergahı. Hiç yolda denk gelmedik. Hoş gelseydik de ben görmezdim. Başım önde çizgiye basmayacağım gayretinde yürüyorum. Özel bir kaydım yoktu bu gençlere. Semtteki herhangi bir öğrenciydiler benim için. Ya da herhangi bir yaşayan gibi, zihnimin kayıtsızlığı.

O genç oğlanın, çizgilere basmadan yürümeye çalıştığım bir gün, birkaç metre öteme cansız bedeni düşene kadar, kayıtsızdım.

Sonra tüm kayıtlarım alt üst. Öğrenemedik sebebini, niye sini. Bir genç, kendini boşluğa bırakarak gitti. O günden beri de benim aklım, zamanla ilişkisini bozdu. Çok kahkahalarla gülen biri olmadım hiç. Öyle sade gülümseyen biriydim. Daha düz, daha ilgisiz. Artık sade gülümseyebiliyorum bile.

Benim sorgularım, size nasıl ulaşır bilemiyorum tabii. Fakat, insan olarak suçlu hissediyorum ben kendimi. Geçtiğim yolda bir can son buldu. Geçtiğimiz hayatta bir can son buldu. Biz geride kalanlar, o karanlıkta ışık olmak adına hiçbir şey yapmadık. Bir hayata umut olacak bir adımı atamadık. Bir çare olamadıktan sonra bir başka hayatın ruhuna, nefes almaktan öte ne yapsak boş.

Takıntılı, gamsız, sorumsuz, mutsuz… Olumsuzluk eklerini bütün kelimelere ekleyip ünleyebilirsiniz artık beni. Diyorum ya hep; ne gam.

Sizler sadece başınızı kaldırıp çevrenize bir bakın. Belki ışık olacağınız bir çift göz vardır etrafta. Çizgilere basmadan yürümenin gayretinde iken, hayatının çizgisinden kendini atan birinin cansız bedeniyle karşılaşmayın.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan