İçimdeki Sesler

Gelecek Güzel Günlerin Hatırına

7 Nisan 2020

Yazı: Gelecek Güzel Günlerin Hatırına | Yazan: Demet Uncu

Gözkapakları yeğnice şişmiş, esneyerek, hafiflemiş bir şekilde uyandı. Bir süre yataktan kalkmak istemiyordu fakat beyaz keten perdelerinin arasından sızan günışığı gözlerini kamaştırıyordu.

Bugün diğerlerinden farklıydı, öyle hissediyordu. Uzun süredir fark etmediği kuş cıvıltılarına dikkat kesildi. Ne kadar da güzel, ahenkle ötüyorlardı. Sanki doğa tüm canlıları ile birlikte yeniden uyanmıştı. Onlar da bir farklıydı sanki bugün.

Güzelce gerindikten sonra çıplak ayaklarını parke zemine indirerek, penceresine doğru ilerledi, iki kanadı da açtıktan sonra temiz havayı ciğerlerine doldurdu. Çoğunluğu, çam ağaçlarından oluşan korunun arasından parlayan pembe renkli çiçekleri olan manolya ağaçlarının mis gibi kokusunu, içine çekti ve binlerce kez şükretti… Yok yok, dedim ya size, bir başka hissediyordu kendini bugün. Herşeyi daha farklı algılıyor, daha farklı görüyordu.

Ilık bir duşun ardından saçlarına, uzun zamandır kullanmadığı düzleştiricisinin yardımı ile şekil verdi. Mutfağa geçip kırmızı çaydanlığında çayını demlenmeye bıraktı. Son kalan 2 yumurtasıyla, kırmızı ve yeşil biberli omletini hazırladı.

Balkon

Balkonuna yerleştirdiği yeni ama henüz keyifle oturamadığı bambu koltuğuna, sonunda büyük bir keyifle kuruldu. Dumanı üzerinde tüten çayı ile birlikte afiyetle omletini yemeye koyuldu.

Akordiyonla çalınan edalı bir müzik kulağına çalındığında aşağı doğru baktı. Uzun zamandır sokaklarda rastlamadığı 35 yaşlarındaki sarışın adamla küçük kızını gördü. Baba kızı gördüğüne o kadar mutlu oldu ki başıyla selamlarken “Hoşgeldiniz” deyiverdi. Onlarla da kadına gülümserken insanın ruhunu harekete geçiren müziklerinin eşliğinde yürümeye devam ettiler. Evinin sokağı, eski ruhuna kavuşmaya başlıyordu.

İçeri geçti, bulaşıklarını makineye yerleştirdi. Ufak ama samimi bir havası olduğunu düşündüğünü salonuna yöneldi. Biriken tüm gazeteleri kapının önüne koydu. Bugün cep telefonunu kullanmamaya kendi kendine söz verdi; sosyal medyayı kullanmayacak, televizyonu da açmayacaktı. Evini şöyle bir süzdükten sonra temiz olduğuna kanaat getirdi. Ne de olsa evde olduğu süre boyunca sürekli temizlik yapmıştı.

Yatak odasına geçip bembeyaz ipek-keten nevresimlerini serdikten sonra mahallesinde kurulan semt pazarına gitmeye karar verdi. Akşama ağır bir misafiri vardı ve ona güzel bir yemek pişirmek istiyordu. Spor taytının üzerine pembe renkli sweatshirtünü geçirdi. Alışveriş filesini alarak sokağa attı kendini.

Pazar Yeri

Apartman kapısından çıkar çıkmaz soluduğu temiz havanın ve bedenini ısıtan güneşin keyfini bir süreliğinde de olsa doyasıya çıkarmak için öylece bekledi. Yeniden binlerce kez şükretti ve pazarın kurulduğu sokağa doğru yürümeye başladı.

Sokakta komşuları ile karşılaştı. Daha önce durup, sohbet etmeyi tercih etmezken bu sefer özellikle durdu ve ayaküstü kısa bir sohbete başladı onlarla. Karşılıklı sağlıklarının iyi olduğunu öğrendikten sonra birbirlerine sarılıp, geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Sarılmanın bu kadar önemli olduğunu, insana nasıl da güven duygusu veren bir şey olduğunu unutmuştu oysa.

Sokağın keyfini sürerek pazar yerine vardı. Pazarcıların “Gel abla, gel abla, güvenle gel!” sesleriyle önce sebzelerin olduğu tarafa doğru yöneldi. Akşam yemeğinde, onun en sevdiği yemek olan karnıyarık için, patlıcanların uzun ve ince olanlarını özenle seçmeye çalıştı. Yanında bademli pilavını, yine onun en sevdiği şekilde bol tereyağlı pişirecekti. Bir de kışın kurduğu lahana, salatalık ve havuçtan oluşan karışık turşuyu masaya koyacaktı.

Pazar yerinde yürümeye devam etti; herkes ne kadar da mutlu ve rahatlamış görünüyordu. Her tezgâhtan gelen başka başka sesler, yapılan ısrarlı pazarlık konuşmaları, artık onu rahatsız etmiyordu. Hatta o sohbetlere kendisi de katıldı.

Bir pazarcının “Bu da bizden olsun abla, bugünün hediyesi olsun abla” diyerek eline tutuşturduğu bir poşet dolusu mis gibi kokan dağ çileğini de alıp teşekkür etti, hayırlı işler diledi.

Eve doğru yürürken, tatlı için bir şey düşünmediğini fark etti. Aklına annesinin meşhur brownisi geldi. Eve gider gitmez, onu arayıp tarifi yeniden alacaktı. Ne de olsa bir süredir tatlı yememeye özen gösteriyordu. Ama bu akşam farklıydı, bir kutlama tadında olmalıydı her şey.

Ağır Misafirine Hazırlıklar

Apartmanının önüne geldiğinde bembeyaz yavru bir kedinin paspasın üzerinde oturduğunu gördü. Belli ki acıkmıştı, buzdolabındaki sütü hatırladı ve poşetlerini mutfağının kapısının önüne bıraktı. Bir yoğurt kabının içine sütü döküp, aşağıya indi, kediciğin iştahla sütünü içişini seyrederken, onu sevmeye başladı. Bunu da daha önce çok yapmadığını anımsadı, hayvanları severdi ama bakıp da görmüyordu sanırım daha önceleri.

Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi ve kendini kutladı. Sanırım, onca yaşanılan şeyden sonra kendisinde gördüğü değişikliklerden son derece memnundu. Evet kötü ve sıkıntılı günler geride kalmıştı ama o günlerin ona öğrettiği, gösterdiği çok şey de olmuştu. Yürüyerek, merdivenleri çıktı, ellerini yıkadıktan sonra sabit diskinden Andrea Bocelli’nin şarkılarının olduğu arşivini açtı ve o güzelim şarkılar eşliğinde patlıcanlarını karnıyarık için hazırladı ve başladı pişirmeye. Onlar pişerken, tereyağında kavurduğu bademlerinin üzerine haşladığı pirinci döküp kapağını kapattı.

Annesini aramadan evvel, demlenmeye bıraktığı filtre kahvesini kendisine pek manidar gelen, üzerinde “Survive” yazan, en sevdiği kupasına koyarak, cep telefonundan annesini aradı. Bir süre bekledikten sonra, gürültülü bir yerde olduğu anlaşılan annesinin “Alo, yavrum nasılsın?” sorusunu cevapladıktan sonra o meşhur brownisinin tarifini istediğini söylediğimde gürültüden uzaklaşmak için dışarı çıkan annesinin söylediklerini not almaya başladı. Annesi de uzun zamandır ara verdiği Türk Sanat Müziği Korosu’nun çalışmalarına katılmıştı bugün. Tabii, onun da bu zorlu sürecin sonunda güzel bir ödüle ihtiyacı vardı, o da ruhunu mükafatlandırıyordu bugün.

“Bu akşam, o akşam mı kızım, geliyor mu evine artık?” diye sordu annesi. O da akşam sekiz gibi geleceğini söylediğini, ona en sevdiği yemekleri pişirdiğini anlattı annesine. Bu arada yudum yudum mis gibi kokan kahvesini de bitirmişti. Hemen tatlısını yapmaya koyuldu, yarım saat sonra o da fırındaydı artık.

“Onun için hayattayım.”

Hazırlanmak üzere yatak odasına geçti. Bir süredir giydiği spor kıyafetlerden bıkmıştı artık, doğum gününde onun hediye ettiği o siyah, güzel mini elbisesini üzerine giydi. Aynanın karşısına geçip kullanmayı unuttuğu makyaj malzemelerini aldı, en son kırmızı rujunu sürerek, yaptığı makyajını tamamladı.

Sofrasını güzelce hazırladıktan sonra orta masasının üzerine yasemin ve sandal ağacının karışımı olan tütsüsünü yerleştirdi, tüm koku evin her yerine kısa sürede dağılmıştı. Saat sekize çeyrek vardı, artık eli kulağındaydı, birazdan kapı çalabilirdi. Bocelli’nin “Viva Per Lei” (“Onun için hayattayım”) şarkısını tıkladı ve beklemeye başladı.

10 dakika sonra çalan zilin ardından otomatiğe bastı ve kapının önünde yukarı çıkmasını bekledi. Asansörün kapısı açıldıktan sonra yorgunluktan bitmiş, tükenmiş, sararmış ve solgun yüzünde yine de hafif bir gülümseme ile karşısında beliren sevgili eşini, hasretle kucakladı…

Tam 1.5 ay olmuştu doktor olan eşinin eve gelmeyişi. “Bitti mi her şey, tamam mı canım?” diyerek yüzünü avuçlarının arasına aldı sevgili eşinin. Kim bilir neler yaşamıştı o bu kadar süre görev yaptığı hastanede? Hasta olanlar, onların yakınları, kaybedilenler, taburcu olanlar… Hepsini içine gömdüğünü ve olanları asla kendisine anlatmayacağını biliyordu eşinin. Bu süre zarfında, en çok da eşi için endişelenmiş, kaygılanmıştı. Neyse herşey ama herşey geride kalmıştı artık…

“Evet canım, her şey bitti, evdeyim artık, en çok seni özledim” dedikten sonra “Yemekte ne var?” diye sordu. “En sevdiklerin” diyerek, kapıyı bir süreliğine yine tüm dünyaya karşı kapadı ama bu kez kapısını, eşiyle birlikte yaşayamadığı günler için kapamış oldu.

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Deniz Süerkan 17 Nisan 2020 at 09:51

    Hasretle beklediğimiz günlere çok güzel bir özet olmuş, okurken her satırında özlem duydum. Yüreğinize sağlık.

  • Cevapla Demet Uncu 18 Nisan 2020 at 13:39

    Deniz Hanım, çok teşekkür ederim. Dediğiniz gibi içimde özlem duyduklarımı serbest bıraktığım bir zamanda çıktı bu yazı . Sizi de alıp, götürebildiysem ne mutlu bana 😊 Sevgiler

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan