Sanat Gündemi

Hülya Deniz Ünal’la “Hayâl Parkına” Gitmek

23 Nisan 2020

Yazı: Hülya Deniz Ünal’la “ Hayâl Parkına” Gitmek | Yazan: Seval Deniz Karahaliloğlu

Kahvesinden kocaman bir yudum aldı. Kısa kesilmiş saçları, gülümseyen yüzüyle her daim taze diye düşündüm. Havada ılık bir esinti, genç fidanlar çiçeğe durmaya hazır. İlkbaharın eli kulağında, güneşi yüreğimizi ısıtırken bana heyecanla Barış’dan, torunundan bahsetti. Onu nasıl parka götürdüğünü, nasıl oyunlar oynadıklarını anlattı. Özendim. Bir gün de “beni parka götürsün” istedim açıkçası. O kadar pırıl pırıl gülen gözlerle anlatıyor ki sesinden dört bir yana yaldızlar saçılıyor. Gülüşler bulaşıcı. Kuşlar gibi şakımasına dalıp gidiyorum, yüzümde açan kocaman bir gülüşle.

“Geçenlerde Barış’ı parka götürdüm. Biliyorsun kızım çalışıyor. Anaokuluna gidene kadar torunuma üç yıldır ben bakıyorum. Onunla birlikte çok güzel zaman geçiriyoruz. Oyunlar oynuyoruz, parka gidiyoruz. Tek isteğim birlikte zamanı kaliteli geçirmek.”

O kadar güzel anlatıyor ki, heyecanına ben de ortak oluyorum. Dayanamayıp soruyorum. “Peki, Barış’la birlikte neler yapıyorsunuz?”

Sanki sesinde kelebekler uçuşuyor.

“Birlikte şarkılar söylüyoruz, çizgi filmler izliyoruz, oyunlar oynuyoruz, çocuk kitapları okuyoruz. Parklara gidiyoruz. Biliyor musun Seval? Ben Barış’la yeniden gülmeyi hatırladım. Hatta kahkahalar attım. Onunla birlikte geçirdiğimiz zamanlarda ben de çocukluğuma geri döndüm, tekrar bir çocuk oldum. Hayatım o gittiğimiz parkalara dönüştü.”

Bu sefer ikimiz birden gülmeye başladık. İçimizdeki çocuklar ortaya çıktı, tatlı bahar güneşinde çiçek açtılar.

Corona Virüsü hayatımıza fırtına gibi dalıp her şeyi paramparça etmeden çok uzun zaman önceydi. Muhteşem bir bahar sabahından güneşli bir gün çalmıştık. Hatırası bile insanın içini ısıtıyor. Bir yandan kahvelerimizi yudumlarken doyumsuz bir sohbette, çocuklar gibi hayâl parkında kaybolmuştuk. Oldukça uzun bir aradan sonra tekrar görüştüğümüzde, sesi heyecanlıydı.

“Biliyor musun? O gün sana bahsettiğim Hayâl Parkı çocuk şiir kitabım çıktı.”

Birden ben de çocuklar gibi heyecanlandım. Hemen bana kitabını imzaladı. Eve gelince bir solukta okudum. Birbirinden güzel şiirler. Kaydıraktan kayarmışçasına içimize süzülen dizeler, olağanüstü resimlerle bezeli, her sayfası çocukluğumuza bir yolculuk gibi geldi. Dayanamadım hemen aradım.

“Hülyacığım, kitap inanılmaz güzel olmuş. Şiirlerin havasında sanki küçük bir çocukla sohbet ediyormuşçasına bir sıcaklık duygusu var. Bu şanslı çocuk kim?” deyince telefonda gülen sesini duydum. Kahkahalarla gülerken “O şanslı çocuk, sanırım benim. Bir çocuğun dünyasına girebilmek için öncelikle büyüklükten kurtulmak gerekiyor Sevalciğim. Samimi, hesapsız, içinden geldiği gibi davranmak, mantığımızı devreye sokmadan duyguları olduğu gibi yaşamak lazım. Bu kitabı yazarken çocuk kalmaya, dünyaya torunumun gözünden bakmaya çalıştım.”

“Geçen sefer bahsettiğin park değil mi bu? Hani torununla birlikte gidiyordun?”

Gülerek anlatmaya başladı.

“Sevalciğim, kitap, parklardan oluşan bölümlerle ilerliyor. Hayat Parkı, Su Parkı, Lunapark, Gökyüzü Parkı, Yeryüzü Parkı, Çiçek Parkı, Parkyeri olmak üzere tam yedi tane park var. Çocuklar özel olarak korkutulmadıysa mutlaka hayvanları severler. Eğitim verilirse de çiçekleri dalında, koparmadan sevmeyi öğrenirler. Ağaçlar Kitabı’mda tam on altı tane ağaç yazmıştım. Hatırlarsın biz küçükken ‘ağaç kapmaca’ oyunu oynardık, ağaçlara sarılırdık. Maalesef, yok şimdi böyle oyunlar. Şimdi bütün çocuklar bilgisayar başında, sanal bir dünyada var olmayan, hayâli karakterlerle vakit geçiriyorlar. Derler ki, Kızılderililer canları sıkkın olduğunda, gidip bir ağaca sarılırlarmış. Doğadan güç alıp umutlanmak için. Ağaç, çiçekler ve doğa, şu üzgün, savaşan dünyanın gülen yüzü, yeryüzünün süsüdür. Nasıl yazmam?”

Büyülenmiş gibi Hülya’yı dinliyorum. Tatlı bir ses tonuyla anlatıyor. Ben de kendimi iyice kaptırmışım.

“Hülyacığım, mutlaka insanın içini titreten bir şiir vardır. Mutlaka bir olayın sonunda ortaya çıkmışlardır. Kitapta senin için böyle çok özel olan bir şiir var mı?”

Kocaman bir iç çekti. Bir an telefonda sessizlik oldu. Sesinde hüzün vardı.

“Su Parkı’ndaki ‘Kayık’ şiirim, 2008 yılında Ege Denizi’nde çıkan lodostan sonra batan, sürüklenen ya da sular altına gömülüp bir daha su yüzüne çıkamayan, güneşi bir daha göremeyecek tekneler için yazılmıştır.

“Kış elbette gelecek,
boyalarım dökülecek
kızaklara bineceğim.
Yaralı atlar gibi uzun dinleneceğim.”

Tıpkı hayat gibi diye geçti aklımdan. Kahkahalar hüzünlere karışıyor. Bazen hava güneşliyken birden güneşin önünden bir bulut geçiyor, hava kararıyor, yağmurlar yağıyor, sonra tekrar güneş açıyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi yine gökyüzü pırıl pırıl parlamaya devam ediyor diye düşündüm.

“Hülya, bu kitabı yazarken seni en çok etkileyen şey ne oldu?” demekten kendimi alamadım.

“Çocukların dünyasına girmek çok zor. Onların hayat algısını içselleştirebilmek gerekiyordu. İlk önce, yanıtını bildiğimiz soruları unutmakla işe başladım. Yeniden öğrenmek üzere yola çıkıp yanıtlar aramak gerekiyordu. Kitabın gerçekçi olması için bunlar çok önemliydi. İşe buradan başladım.”

“Peki, bu çocuk şiir kitabının amacı nedir? Kitap çocuklara neler anlatıyor?”

Biraz düşünceli bir sesle konuştu. Sevecen anneanneden bütün dünyayı kucaklayan bir şaire dönüştüğünü hissettim.

“Biraz da çocuklara nasıl bir dünya bırakıyoruz sorusunun yanıtına bakmak istedim. Bu soruyu düşününce, büyük bir suçluluk duygusu kaplıyor içimi. Kirliliğin olduğu yerde herkes suçludur, sorumludur. Yalnızca özeleştiri yetmez, çözüm aramak ve becerebiliyorsak bulmak gerekir. Ben edebiyatçıyım, benim işim yazmak. Parklardan oluşan bir dünya tasarlayıp çocuklara armağan etmek istedim. Bir Hayâl Parkı hayâl ettim, tasarladım ve yazdım. Yazmam tam üç yıl sürdü.”

“Peki, sence çocuk şiirlerinden oluşan bir kitabın amacı ne olmalı? Bir şair olarak çocuklar konusunda çok hassas olduğunu bildiğimden bunu özellikle soruyorum.“

“En titiz olunması gereken alan, çocuk kitapları yayımcılığıdır. Psikologlar, pedagoglar, öğretmenler ve kendini kanıtlamış yazarlardan oluşan bir seçici kurul tarafından denetlendikten sonra bir çocuk kitabı yayımlanmalı. Öyle günümüzde olduğu gibi her isteyen kitap çıkaramamalı. Hiçbir elemeden geçirilmeden çocuk kitaplarının yayımlanıyor olması benim için çok düşündürücü ve can sıkıcıydı. Bu kitap bu anlamda bir tavırdır, en azından benim için öyle.”

“Torununun en çok sevdiği şiir hangisi?”

Barış’ı anımsayınca sesi gülüveriyor. Heyecanla, ışıl ışıl bir sesle cevaplıyor.

“O Balerin şiirini ezberlemiş, bir etkinlikte okumuştu, sanırım en çok onu seviyor. Ama gerçekten sevdiği için mi, yoksa kısa olduğu için mi Balerin şiirini ezberledi, inan bilmiyorum.”

Kahkahalarla gülüyoruz.

“Peki, çocuklar ne düşünüyorlar bu konuda? Kitabı okuduklarında neler söylüyorlar?”

Biraz düşünüyor.

“Genellikle sevdiklerini duyuyorum annelerinden. Belli bir kaliteye ulaşmadığı halde yayımlanarak çocukların önüne sürülen niteliksiz kitapların çokluğu nedeniyle çocukların şiirden biraz uzaklaştığını düşünüyorum. Benim şiirlerimi büyükler daha çok sevdi gibi geliyor bana. Büyüklerden daha çok dönüş oldu. Mesela “Düş Gezginleri” müzik grubu “Kaydırak” şiirimi özel bir besteyle taçlandırıp kayıt yaptı. Youtube da var. İstenirse dinlenebiliyor.” (https://www.youtube.com/watch?v=fClD_ZsJl1k)

Hülya Deniz Ünal, Hayâl Parkı, Duvar Yayınları‘ndan çıktı. Torununu parka götüren bütün büyükanneleri kucaklayan bir kitap bu. Nesilleri sevgiyle birleştiren, içimizdeki çocuğun dile geldiği, torununuzla hayatı yeniden keşfedeceğiniz bir serüven. Belki şimdi çocukluğumuzu elinden tutup “ Hayâl Parkı”na götürme zamanıdır.

Seval Deniz Karahaliloğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan