Başucumda Kitap

İçimizdeki Şeytan

9 Nisan 2020

Kitap: İçimizdeki Şeytan | Yazar: Sabahattin Ali | Yorumlayan: Kübra Mısırlı Keskin


İçimizdeki Şeytan | Sabahattin Ali

İçimizdeki Şeytan | Konu

Üniversite arkadaşı olan Nihat ve Ömer, bir gün vapurda yolculuk yaparken, Ömer vapurda bir kız görür ve çok etkilenir. Kızın yanına gitmeye karar verir. O anda, etkilendiği kızın yanındaki yaşlı kadının kendisine seslendiğini işitir. Bu kadın aile dostları Emine Hanım’dan başkası değildir. Yanındaki kız da Balıkesir’den musiki okumak için yanlarına gelen Emine Hanımlar’ın bir akrabasının kızı Macide’dir.

Tanıştıklarından kısa bir süre sonra Macide’nin babası ölür. Bu ani ölüm nedeniyle, Macide’nin Emine Hanımlar’ın yanında kalması için ailesinin gönderdiği para aksayınca Emine Hanım ve eşi sıkıntı çıkarmaya başlar. Bunun üzerine bir gece Macide evi terk eder. Ve Ömer’in yanında kalmaya başlar.

Ömer postanede çalışır ama çok az kazanır. Genelde arkadaşlarının desteği ile günlerini geçirir. Macide ile yaşamaya başlayınca masrafları artar ve bir çare aramaya başlar.

İş yerinde dertleştiği tek kişi olan veznedar Hafız Efendi ile maddi sıkıntısını konuşmaya giden Ömer, Hafız Efendi’nin dertli olduğunu görüp sıkıntısını sorar ve böylece Hafız Efendi Ömer’e açılır. Hafız Efendi’nin kayınbiraderi hapse girmiştir ve çıkması için bir miktar paraya ihtiyacı vardır. Bu parayı da postanenin kasasından alan Hafız Efendi kayınbiraderini hapisten kurtarır. Kayınbiraderi bir hafta içinde parayı geri vereceğini söylediği halde vermez ve maalesef Hafız Efendi buna niyeti olmadığını da anlar. Bu yüzden de sıkıntılı günler yaşamaktadır.

Ömer, veznedar Hafız Efendi’nin sırrını arkadaşı Nihat ve profesör Hikmet’e anlatır. Siyasi yayınlar yapan Nihat veznedardan tehdit yoluyla para koparmayı teklif eder ama Ömer kabul etmez.

Ömer ve Macide bir gün arkadaşlarının daveti üzerine eğlenmek için saza giderler. Macide orada Balıkesir’deki müzik öğretmeni Bedri ile karşılaşır. Ama tesadüf o ki Ömer ve Bedri de bir süredir arkadaştırlar. O geceden sonra daha sık görüşmeye başlarlar.

Bedri hislerini belli etmemeye çalışsa da Macide’yi unutamamıştır.

Bu durumunda etkisiyle Bedri, her ne kadar az kazanıyor olsa da Ömer ve Macide’ye para yardımı yapmaya başlar.

Uzun zamandır para sıkıntısı çeken Ömer daha fazla bu duruma dayanamayarak Hafız Efendi’ye şantaj yapar ve postanenin kasasından para alır. Bu yaptığından pişman olan Ömer, parayı postaneye geri götüremese de Nihat’a vererek suçluluk duygusundan kaçmaya çalışır. Bu kötü ruh haliyle evine giden Ömer, Macide ve Bedri’yi başbaşa karanlıkta onu beklerken bulunca, ikisine de hakaretlerde bulunmaya başlar. Buna dayanamayan Bedri oradan ayrılır. Ömer pişman olup Bedri’den özür dilese de araları artık eskisi gibi olmayacaktır.

Macide ve Ömer Nihat’ın daveti üzerine bir temsile giderler oradan da eğlenmek için bir gazinoya geçerler. Ömer eski bir kız arkadaşı olan Ümit ile ilgilenmekten Macide’yi unutur. O gece aralarında bulunan profesör Hikmet, Macide’yi taciz eder. Ömer bunu fark etse de profesörden maddi yardım aldığı için sesini çıkaramaz.

Olanlardan çok rahatsız olan Macide ertesi gün Ömer’e yazdığı bir mektup ile ayrılmak istediğini iletir ancak mektubu veremeden Ömer’in tutuklandığını öğrenir. Onu bu şekilde bırakmak istemez.

Macide ve Bedri hapishaneye Ömer’i ziyarete gittiklerinde, Ömer Macide’yi görmek istemediğini söyler. Bedri ile yalnız görüşen Ömer, Macide’yi ona emanet eder. Yaptığı her şeyden pişman olan Ömer, yeni hayatına yalnız başlamaya karar vermiştir.

Bedri tüm bu olanları Macide’ye anlatır ve yeniden bir hayat kurmak için onu evine davet eder. Macide bu teklifi kabul ederek Bedri ile yeni bir umut yolculuğuna çıkar.

İçimizdeki Şeytan | Yorum

Hangisinden başlasam acaba, naif bir karakter de olsa hayatının her döneminde korkularına yenik düşüp bahanelere sarılmış Ömer’den mi? Her ne kadar dik duruşun timsali olsa da toplum baskısı ve sevilme arzusu yüzünden sessiz kalan Macide’den mi? Sırf savunduğu bir fikri var diye her türlü haksızlığı yapmayı kendine hak gören Nihat’tan mı? Hayatta var olabilmesinin tek nedeni parası olan profesör Hikmet’ten mi? Ya da iyilik yaptığı için kötülükle karşılaşan, belki de tek suçu düzgün karakteri olan Hafız Efendi’den mi?

Yaşadığı hayatta yaptığı her olumsuz şey için içindeki şeytanı sorumlu tutan Ömer ne kadar da tanıdık değil mi? Çevremize baktığımızda aslında 1940 yılında yazılan bu romanın bize çok da uzak olmadığını hemen farkedebiliyorsunuz. Sabahattin Ali her ne kadar İçimizdeki Şeytan’ı bir aşk romanı olarak kurgulasa da muazzam karakter analizlerine imza atmış.

Macide karakteri üzerinden yaşadığı toplumun kadın bakış açısına bir eleştiri getiriyor mesela. En çok da kadın üzerinden yapılan namus kavramına dem vuruyor. Ama tüm kitap boyunca aslında nasıl da namusun erkekte de olması gerektiğini, insanın kafasına bir çivi misali çakıyor tabiri caizse. İnsanın bu erdemi ne kadar kullanabildiğini de sorgulatıyor.

Ömer’in de dile getirtiği gibi.

“Fakat içimizde, bizim ‘ahlâk’ tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyecek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir ‘hesabi’ tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor ve onun dediği oluyordu.”

Kitabın en önemli ve vurucu karakteri, Hafız Efendi belki de. Bu karakter insanlığın, iyiliğinin ve dürüstlüğünün nasıl zedelendiğini açık açık gösteriyor okura. İnsanlara olan güvenini kaybetmeye yüz tutmuş bir adam olan Hafız Efendi, tutunduğu son dalı olan Ömer’den de darbeyi alınca tüm umutlarına veda ediyor. Dürüstlüğün, yaşanılan zamandaki kadirsizliği can yakıcı da olsa maalesef gerçek. Bu düzeninin dürüst insanları da girdabına alması gerçekten can acıtıcı.

Hafız Efendi’nin “Sana teşekkür borçluyum evlat… Bana dünyanın hakikaten suratına tükürülmeye bile değmez olduğunu ve bu dünyada suratına tükürülmeyecek bir tek ama bir tek insan bile bulunmadığını sağlam bir şekilde ispat ettin. Böyle biri mevcut olsa o sen olurdun ve şimdi buraya gelinceye kadar içimde bir şüphe vardı. Şu kainatta belki bir de iyi taraf vardır fakat görmek bize nasip olmuyor diyor ve seni düşünüyordum. Bir daha teşekkür ederim. Beni boş hayallerle avunmaktan, yaptığıma pişman olmaktan kurtardın” sözleri aslında içinde bulunduğu dünyanın da kısa bir özeti.

Ömer, içindeki şeytanın oyuncağı olan, her yanlışı ona mal eden Ömer.

Yaptığı yanlışı göğüsleyebilecek insan maalesef ki çok az. İşte belki de bu yüzden herkesin arkasına saklandığı bir şeytanı var, suçu kabullendirmesi en kolay olan. Belki de tüm kitabı özetleyecek Ömer’in şu sözleriyle içimizdeki şeytanı daha iyi tanıyoruz:

“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum; buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.”

Tüm bu olanlara karşı umudu da elinden bırakmamış yazar.

Kim bilir belki de tüm olumsuzlukların içinde bir can simidi gördü aşkı ve umudu. Her şeye rağmen iyi şeyler de oluyor demek istedi ve bunu da Bedri ile perçinledi.

Daha bir çok karakter var insanlara ayna tutan ve içini göstermeyi amaçlayan. Ki yazdığı dönem de göz önüne alınırsa oldukça cüretkar bir roman kaleme almış Sabahattin Ali. Hemen hemen her kitabında toplumsal bir olgudan bahsetmiş olsa da en çok ses getiren romanı oldu İçimizdeki Şeytan.

Kullanılan dil biraz ağır gelebilir ama sayfa sonlarında verilen kelime açıklamalarıyla rahat okunabilir hale geliyor. Konunun sürükleyiciliği, yazarın harika anlatımıyla bir araya gelince de kitabın nasıl başlayıp bittiğini anlamıyorsunuz bile.

Bu haftaki yazımı belki de çoğunuzun sosyal medyada defalarca rastladığı ama bu kitaba ait olduğu pek bilinmeyen bir alıntı ile bitirmek istiyorum. Belki de unuttuklarımızı hatırlamamıza yardımcı olur:

“Hayat herhalde bir katakulli değildi. Ama neydi? Bu hayatın bir manası olmak icap ederdi. İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı! Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.”

Yazar Hakkında

25 Şubat 1907’de Gümülcine’de doğan yazar, Balıkesir Muaalim Mektebe’ni bitirdi. 1928’de Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla Almanya’ya giden yazar 1930’da yurda geri döndü. Aydın ve Konya’da öğretmenlik yaptı. Çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. 1935 yılında Aliye Hanım’la evlenen Sabahattin Ali’nin Filiz ismini verdiği bir kızı dünyaya geldi. 2 Nisan 1948’de öldürüldüğü bilinmektedir.

Romanları:

• Kuyucaklı Yusuf (1937)
• İçimizdeki Şeytan (1940)
• Kürk Mantolu Madonna (1943)

Öyküleri:

• Değirmen (1935)
• Kağnı (1936)
• Ses (1937)
• Yeni Dünya (1943)
• Sırça Köşk (1947)

• Dağlar ve Rüzgar (1937) (Halk şiirinden esinlenerek yazdığı şiirlerini topladığı eseri.)

Keyifli okumalar.

Kübra Mısırlı Keskin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Demet Günce 9 Nisan 2020 at 11:24

    Sürükleyici bir roman, koleksiyona alınabilir…
    Kalemine sağlık Kübracım.

  • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 9 Nisan 2020 at 12:25

    Çok teşekkürler Demetcim, sıradaki kitabın bu olabilir mesela 😊😊

  • Cevapla Ulvi Çukur 9 Nisan 2020 at 16:41

    Emeğine sağlık.
    Selamlar.

  • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 9 Nisan 2020 at 18:56

    Çok teşekkürler Ulvi 🙏🏻🙏🏻

  • Cevapla Cansu Kayış 10 Nisan 2020 at 16:20

    Kübram, emeğine sağlık.
    Güzel yorumların ile okuduğum kitabı tekrar önüme düşürdün 🙂
    Ne iyi ettin..
    Sevgiyle…

    • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 11 Nisan 2020 at 19:51

      Cansum; güzel yorumların için çok teşekkürler 🙏🏻🙏🏻
       
      Sevgiyle 🥰

    Cevap Yaz