İnce Mevzu

Rakıya Gel

9 Nisan 2020

Yazı: Rakıya Gel | Yazan: Seda Çağlayan

İki haftadır sizi zorladım farkındayım. Ama sizin de kaderiniz buymuş. Yani beni okuyanların. Ben ne hissediyorsam mecbur siz de hissedeceksiniz. Çünkü böyle, ben ancak bu şekilde yazabiliyorum. Kendimi örtbas ettiğim zaman yazdıklarım beni tatmin etmiyor. Böyle bitter tadında, yarı acı yarı tatlı idare edeceğiz beraber. Bugün de hoş geldiniz.

Bilinçaltımı kapatalım mı?

Bugün, sevdiğim ve birlikte yaşamaya alıştığım herkesten uzak geçirdiğim 26. gündeyim. Yavaş yavaş su kaynatmaya başladı ruhum. Rüyalar görüyorum. Hani o çok canlı olan rüyalar var ya, onlardan. Annemi, babamı, yakın arkadaşlarımı, uzakta olan başkalarını. Bir de çok sık tekrarlanmaya başladı. Bilinçaltımın bir off düğmesi olsaydı, keşke olsaydı şu ara; epey rahat ederdim. Her sabah yatakta gözlerimi hayal kırıklığı ile açıyorum; “Rüyaymış!”

Herkesle telefonla konuşuyorum, sabahtan akşama kadar telefona bıt bıt WhatsApp, Instagram mesajları düşüyor, görüntülü konuşuyoruz vs. ama yok, kesmiyor. Benim gibi sevdiklerine dokunamadan, sarılamadan duramayan bir insan için süreç epey zorlayıcı olmaya başladı. Hayat damarlarımdan biri kesilmiş gibi hissediyorum.

Akşamlar

Gün bir şekilde geçiyor. Çalışıyorum tüm gün. Uyanırken hissettiğim hayal kırıklığını üzerimden atıyorum. Bir de prensip edindim, mutlaka üzerime düzgün bir şeyler giyiyorum, makyaj yapıyorum falan. Moralimi yüksek tutuyorum bir şekilde. Ama akşam olunca zorlanıyorum. Benim hayat rutinimde iş çıkışı genellikle sevdiğim birilerini görmek vardır.

Haftada birkaç kez, bir sofra başında iki lafın belini kırarız. Bazen çay-kahve, bazen içki içerken günün, günlerin kritiğini yaparız. Bunu yaşayamamak beni epeyce eksik hissettiriyor. O yüzden akşamları kendimi biraz daha düşük hissediyorum sanırım. Beyaz camın arkasından yapılan sohbetler beni kesmiyor.

Rakıya gel

Bugün de o günlerden biri. Şimdi mesela bir sofra başında olsaydık fena mı olurdu? Nasıl özledim. Şöyle uzun uzun dertleşseydik. Belki bir kutlama için bir arada olsaydık. Ara ara ağlasaydık, ara ara gülseydik. Kadehler kalkıp, bir de yavaşça masaya değdikten sonra kim bilir kimlerin şerefine içilseydi. Fena mı olurdu?

Ah Zeki!

Uzun uzun dalıp Zeki şarkıları dinleyip, gücümüz yettiğince söyleseydik. Şu ara benim sürekli dilimde olan “Şimdi Uzaklardasın“dan girip, “Sen Kimseyi Sevemezsin“den çıksaydık. Saatler geçtikçe telefonları birbirimize emanet edecek kafaya gelseydik. Eskisi gibi.

Fena mı olurdu?

Biliyorum bugünler geçecek. Yeniden bir arada olacağız. Elbet sabredeceğiz ve elbet gelecek günleri hayal edeceğiz, bu işten böyle çıkacağız ama o günler gelene dek diyeceğim o ki;

Şimdi uzaklardasın,
Gönül hicranla doldu.
Hiç ayrılamam derken,
Kavuşmak hayal oldu.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 7 Mayıs 2020 at 21:41

    Merhaba,
     
    Bazen birkaç gün bakmadığım, okumadıklarım arada kalıyor. Sonra bir gün geriye dönüp kaçırdıklarımı okuyorum. Dün de bu yazınızı gördüm ama o kadar duygulandım ki kendimi ifade etmek zor geldi. Lakin düşündüğüm, asla unutmayacağım güzel saatlerimden bahsetmeden de duramadım.
     
    Canım eşimi kaybettim ama her an onunla yaşamaktayım hâlâ.
     
    Eğer canımız çektiyse, bahçeye bakan salonun cam kenarındaki yuvarlak sehpaya hazırlardım rakı masamızı. Arada sürpriz mezeler hazırlar ve kapaklı kaplarla buzdolabına, arka taraflara saklardım, görmesin diye. Ama nasıl olursa, her seferinde bulurdu ve çok hoşuna giderdi. Mezeler, masayı hazırlamak benden ama rakı servisi bitanemdendi. Bardağa büyük bir dikkatle rakıyı koyar, suyu ilave eder, içine buzları da attktan sonra gelip yanıma otururdu.
     
    Eşim çok eskiden müzikle uğraşmıştı ve hâlâ vazgeçemediği için, arkadaşlarımızla olduğumuzda ya da özel bir gece olduğunda söylerdi, özellikle İtalyanca romantik parçaları.
     
    Rakı masamız vardı ama üzerinde sadece bir bardak rakı ve bir çatal bıçak vardı. Yani servis tekti. Önce o başlardı, müzik dinlerdik, sohbet ederdik ve dayanamaz, bilgisayara kaydettiği alt yapıları açar ve başlardı şarkı söylemeye. Ve bana da bardağını uzatır ve bir yudum almamı beklerken, çatalına mezesini de alıp bana uzatırdı. Yani aynı bardaktan, aynı tabaktan demlenirdik. Bazen iki servis açardım ama önce bardağın birini bitirip sonra diğerini içerdik. Ve bütün bir akşam sürerdi sohbetlerimiz, şarkılarımız. Kah dertlenir, kah kahkahalar atardık birlikte.
     
    Şimdi sizin yazdıklarınızı okuyunca nasıl bir özlemle doldum anlatamam. Keşke, bir gün yine, diyebilme şansım olsaydı. İnanın kavuşacağınız günleri hayal edebilmeniz bile güzel. Hem o zaman, yokluğunu yaşadığınız için, daha da güzel ve özel gelecek o rakı masaları. Ve kavuşacaksınız bütün özlediklerinize.
     
    Sevgilerimle

  • Cevapla Seda Çağlayan 28 Mayıs 2020 at 02:11

    Nimet Hanım, o kadar güzel tasvir etmişsiniz ki sanki bir film sahnesi izler gibi kafamın içinde canlandı görüntüler. Sizin duyduğunuz bu özlem karşısında yazdıklarımdan ötürü kendimi şımarık bir çocuk gibi hissettim. Bu kadar içinize sindirerek yaşadığınız her hatıra büyük kıymet. Çok teşekkür ederim yazdığınız için. Çok severek okudum.
     
    Görüşmek üzere, sevgiler

  • Cevap Yaz