Varlık Sancısı

Askerlik ve Determinizm

20 Mayıs 2020

Yazı: Askerlik ve Determinizm | Yazan: Hüseyin Küçükkelepçe

Asker ocağı determinist bir evrene iyi bir örnektir. Değişmeyen kıyafetler, katı zaman çizgeleri, değişmeyen fiziki çevre ve içeriği değişmeyen insan dialogları. Ayrılacağınız güne kadar geleceğinizi öngörebilirsiniz. Lakin bu değerli bilgi hiçbir işinize yaramaz. Çünkü özgür iradeniz yoktur. Sadece verili taslağa uyarsınız. Uysal ve dikkatli bir kişilik burada çok rahat eder. Tersi kişilikler için Tartaros’tan* farksızdır. Belirlenimci bir evrenin iyi ve kötü yanlarını hafızama kazınan trajikomik bir- iki hatırayla anlatmak istiyorum.

Kurallar Biliniyorsa Gelecek Şimdidir

Asker ocağında kurallar vardır. Bu kurallar çok basittir. Sağınızı, solunuzu mutlaka bilmelisiniz. Adınız, doğduğunuz yeri ve doğum tarihinizle birlikte bir cümlede söylemeniz hayatidir. Bu determinist evrendeki başlangıç kurallarını vasatın altı kişilikler bile rahatlıkla öğrenebilir. Kurallar bilindikten sonra geleceği öngörmek artık çocuk oyuncağıdır. Öyle çok bilinmeyenli denklemlere gerek yoktur. Basit aritmetik hesaplarla kaç şınav çekeceğinizi, kaç kere “yaylalar yaylalar, dilo dilo yaylalar” diyeceğinizi, kaç km koşacağınızı, kaç defa botunuzu boyuyacağınızı, kaç kere tıraş olacağınızı bilebilirsiniz. Hatta bütün bu faaliyetler için ne kadar zaman harcayacağınızı dahi hesaplamanız mümkündür.

Askerde Hiçbir Şey Mantıksız Değildir

Kahinler gibi geleceği bilme ayrıcalığına kavuşmanız tercih yapma yetisinden yoksun olmanızdan dolayı çöp bir enformasyondur. Klasik fizikte, felsefede determinist evren nedenler-sonuçlar şeklinde devam eden adeta sonsuz bir döngüdür. Peki her ER vatandaşımızın bir süre konakladığı askER ocağında nedenler-sonuçlar nelerdir? Korunma refleksi temel neden, sınırları belli toprak parçası ise sonuçtur. Ayrıntılı kuralların hepsi temel bir mantığa sahiptir. “Askerde mantık arama” sözü safsatadır. Kuralların ayrıntılı olarak belirtilmesi ve tavizsiz uygulanması toplu olarak savunma ya da saldırmanın olmazsa olmaz kuralıdır. Lidere koşulsuz itaat de yine kaosu önlemenin, gücü maksimum verimlilikle kullanmanın en temel kuralıdır. Her neyse asker ocağının determinist olması, özgür iradeye izin vermemesi bir zorunluluktur. Aksi durumda ortada sınırları koruyacak bir ordu kalmaz.

Matematiksel Örgü ve Doğal Seçilim

Bu determinst evrende ben de rütbesiz bir asker olarak yaşadım. Matematiğe uyarlarsak, erler sıfıra, rütbeliler sayıya karşılık gelir. Milyon tane er bir HİÇtir. Bir kişiliğiniz yoktur. Çünkü farklılaşma yoktur. Kısaca isminiz askerdir. Ama sayıların sıfırla değer kazandığı ve işlemlerin (savaşın) sıfırsız yapılamayacağı unutmamalı. Çok rahattır asker ocağı. Sabah kaçta kalkacağınızı, ne giyeceğinizi, ne yiyeceğinizi, ne yapacağınızı asla düşünmezsiniz. Determinist bir evren olmasından dolayı günlük hayat bellidir. Kaygısızlığın verdiği o hafifliğe ek olarak etiketsizlik/rütbesizlik de eklenince insan ilişkilerinde samimiyet pik yapar. Adapte olanlar huzurlu, olamayanlar/olmayanlar ise sürekli problem yaşar. Aynen doğal seçilim/seleksiyon gibi. Zeki/güçlü olanlar yaşar diğerleri (kodese konur) yok olur.

Gözlenen Zaman Uzar ve Sıkıcılık Artar

Bu determinist dünyaya Albert Einstein henüz doğmamıştır. Yaşam kurulu bir saat gibi ilerler. Yani Newton kuralları geçerlidir. Bilindiği üzere Albert Einstein’ın genel görelilik teorisiyle zaman temel bir sabit olmaktan çıkmıştır. Günlük hayata uyarlarsak zamanın, kişiden kişiye değişiklik gösterdiği ispatlanmıştır. Determinist asker ocağında ise zaman halen değişmez temel bir sabittir. Gündemin tepe noktasını zaman işgal eder. Bütün gözlemciler aynı konumda, aynı noktaya (teskere gününe) baktığı için zaman taş gibi sert ve değişmezdir. Üstelik dikkat kesilen zaman daha yavaş aktığı için sıkıcılık eğrisi günden güne artar. Sürprizler yok gibidir. Tabi sabah içtimasında “Silifkenin yoğurdu, ah seni kimler doğurdu” deyip ortaya fırlamazsanız determinist evren her daim sizi bağrına basar.
Zor Şartların Hediyesi: Samimiyet
Gaziantep 5. Zirklı Tuyag’daki determinist vatan borcu görevime çarçabuk intibak sağladım. İki günden sonra geride kalan hayatımı adeta unuttum. Otuz kişinin beraber uyuduğu koğuşlarda hemen uykuya geçiyordum. Halbuki en ufak bir seste uyuyuyamazdım. Zor koşulların avantajı samimi, candan doğal arkadaşlıkların kurulmasına sebep olmasıydı. Hayatımda bu kadar tat aldığım konuşmalar hiç olmamıştı. Otuz günlük alışma süresini bitimiyle ufak da olsa değişiklikler oldu. Her sabah avazımız çıktığı kadar bağırarak söylediğimiz halk türkleri son buldu. Mesleğimden dolayı fotoğraf çekmekle görevlendirildim.

Üç Planla Binlerce Fotoğraf Çekimi

Fotoğraf çekmek deyince yabancı bir cisim ya da ince belli mankenler anlamayın. Haki yeşil giyinmiş kavruk Anadolu çocukları. Fotoğraf planları üçü, dördü geçmezdi. Ekstrem yoga pozları beklemiyordum ama farklı bir insan yavrusu çıkmaz mı? Binlerce askerin bulunduğu tugayda değişik poz veren bir askere rastlamadım. Rambo pozu: Silah tek elle hafif havaya kaldırılır, yüze sert bakış yerleştirilir, çektim. Sadece nöbetçilerde silah olurdu. Bu silah fotoğraf çekilmek için elden ele gezerdi. Ayakta terlik varsa, belden yukarı çekerek bu sorunu müthiş zekamızla çözerdik (!)

Süngüsü Düşmüş Asker Pozu

Diğer pozlar: Tankın üzerine çıkma, komando kepli yüz, askeri aracın yanında durma. Diğer bütün versiyonlar bu üç taslaktan doğardı. Çoklu fotoğraflarda ise ya halay çeker gibi eller yanındakinin omzuna atılır ya da futbolcu pozu yani bir kısmı ayakta bir kısmı dizlerini üzerine çökerdi. Süngüsü düşmüş asker pozu ise benim kişiye bakarak isim babası yaptığım bir pozdu. Omuzlar düşmüş, ellerini nereye koyacağını bilmez bir halde, yüzde bezginlik ve kendine güvensizliğin vücut bulmuş hali. İtiraf etmeliyim ki tek çekildiğim fotoğraflarımın geneli son kategoriye giren fotoğraflar.

Karşı Cinsle Karşılaşmanın Heyecanı

Her şey iyi gidiyordu. Taa ki o uğursuz güne kadar(!). Kıdemli, haşmetli teskereye hak kazanmış İstanbullu çavuş Alper, “Önemli bir iş var. Diğerleri biraz toy seni göndermek istiyorum. Orduevinde Hanımefendi’nin çay partisi var. Makineni hazırla. İkindi vakti bahçede hazır olman lazım.” Hanımefendi, tugay komutanın eşi oluyor. Rütbeli askerlerin eşleriyle biraraya gelecek. Yıllarca fotoğraf çekmeme rağmen garip bir heyecan kapladı her tarafımı. Belki de uzun zamandır görmediğim karşı cinsle karşılaşacak olmamdan kaynaklanıyordu hecenlanmam.

Heisenberg Belirsizliği ve Şaşkınlık

Bahçeye girdim. Alışık olduğum, her şeyin bir saat gibi işlediği determinist evren adeta yırtıldı. Karadeliğe düşerek belirsiliğin hakim olduğu Heisenberg evrenine doğdum sanki. Renk renk kıyafetler, gösterişli makyajlar, taze yapılmış saçlar, zarif mi zarif elli kadın. Komutan hangisi? (Yerleşik geleneklere göre en yüksek askerin karısı çay partisinin komutanı sayılıyor) Uzun olan mı, parlak elbiseli olan mı? Yok yok olsa olsa merkeze en yakın olandır. Ne yapacağımı şaşırdım.

Garson Melek İmdadıma Yetişti

Garson imdadıma yetişti: “Şuraya otur. Hanımefendi seni çağıracak” dedi. Biraz sakinledim ama nasıl bir çekim yapsam huzursuzluğu başladı. Tugayda çekimler belli idi. Kadınlar sahnede toplanmaya başladı. İş başlıyor galiba. Sağlı sollu hafif yan dönen kadınlar ve tam ortalarına yüzü karşıya bakan kilolu kadın. Bir martı düşünün kanatlar ve ortada kafa. Tamam, Hanımefendi yani talimat mercii belli oldu. Rahatladım. Bir portre gibi hareketsiz duran sahnedeki kadınların tam karşılarına konumlandım.

Bekledim Yer Yarılmadı Öylece Ortada Kaldım

Deklanşöre basmadan önce avazım çıktığı kadar bağırarak, “Dikkaaaaaat çekiyorum” dedim. İkinci, üçüncü kare, deklanşöre basmadan önce olabildiğince yüksek sesle bağırıyorum. Hanımefendi: “Evladım sen hangi bölüktensin?” dedi. “Muhabere.” Alaycı bir ifadeyle: “Ben de seni topçu sandım. Top mu ateşliyorsun? Ne bas bas bağırıyorsun? Bağırmana gerek yok” dedi. Kafamdan kaynar sular döküldü. Terledim. Teskereci Alper’in dediklerini harfiyen uygulamıştım. Zekice bir latifenin, muzipliğin kurbanı olmuştum.

Bir Sonraki Anı Tahminle Yaşarız Tersi Durum Zelzele

Yukarıda olduğu gibi determinist bir evrene alışınca beklenmeyen bir olay karşısında sıkıntı yaşayacağımız ortaya çıkıyor. Normal hayatta da sağduyuya ters olaylar soğukkanlılığımızı yitirmemize sebep olur. Beynimiz bir sonraki kareyi her zaman tahmin eder. Köşeyi dönünce yine insanlar, arabalar ve binalar var. Bir kaplan çıkınca her şey çöker. Bu determinizm doğamızda vardır. Zorluk yaşamamak için aşırı temkinlilikten, planlamadan vazgeçmeli ve kendimiz üzerinde fazlaca düşünmeliyiz. En önemlisi de zaman zaman konfor çemberimizin dışına çıkmalıyız.

Barbat Kokan Koğuştan Hilton’a

Çok sıkıntılı bir olayda da determinist evrenin iyiliğini gördüm. Muzip kıdemliler teskere alarak gitti. Ortam bizim devreye kaldı. Omuzunda artık çizik atacak yer kalmamış Çorum ilinden Aladdin Başçavuş, sürekli orduevindeki fotoğrafhanede kalacağımı söyledi. Bu kararla adeta askerliğim bitti. Sivil elbiseler giydim. Koğuş hayatı sona erdi. Vesikalık çektiğim paraflaşların altına savaş şartlarında tabiatta kalmak için tasarlanmış kampetin üzerinde yatıyordum. Sağa sola dönmek mümkün olmasa da berbat kokan ve sabah erkenden kalkmanın mecburi olduğu koğuşun yanında Hilton sayılırdı. Tek başına yatıp kalkmak sivilde bile heves edip elde edemediğim bir özgürlük verdi bana. Sıkıntı bitince günler hızlı geçmeye başladı.

Dalton Kardeşlersiz Düğün Olmaz

Esas keyfi hafta sonları yapıyorduk. Uygun fiyatından dolayı sivil vatandaşlar orduevinde düğün yapabiliyordu. Bir kameraman ve bir fotoğrafçı ve birim sorumlusu olarak ben hafta sonları kembersiz düğün olmaz sözünü canlı olarak yaşıyorduk. Aldığımız bahşişlerle dışarıda yemek yiyebiliyorduk. Kameraman Adnan kısa boylu, büyük çeneli ve enine gelişmiş bir morfolojiye sahipti. Erhan uzun sıska ve bedenine oranla yine büyük kafalıydı. Ben ise sıska kısa boylu bir tiptim. Dalton kardeşleri andırıyorduk.

Otomatiğe Bağlanmış Org ve Çakma Nejat Alp

Düğünler bahçede yapılırdı. Taverna geleneğinden Nejat Alp’in düğün salonu versiyonu olan Recep Abi orgun başında şarkıları, türküleri söylerdi. Ara ara dokunurdu orga ama alet otomatiğe bağlanmış gibiydi. Recep Abi orga niye dokunurdu halen çözmüş değilim. Belki de “Bu alet bensiz bir hiç. Bu iş yetenek ister” demek içindi ara ara dokunmaları. Epey dikkat ettim orga dokunduğu zaman ritimde herhangi bir değişilik olmuyordu.

Bir Afrika Mandasını Devirecek Kinetik Enerji Taşıyan Halay Başından Uzak Dur

Yine neşeli, halaylı türkülü bir düğün çekiyoruz. Epey genç kız var. Biri birine tutunan onlarca insan müziğin de verdiği çoşkuyla doğrusal ya da dairesel hareket ediyor. Halayın ivmelenmesi adeta bir Ferrari’yi andırır. Ortaya çıkan kinetik enerji bir Afrika mandasını bile devirir. Bu tehlikeden dolayı oranın sorumlusu olarak kameraman Adnan’ı, genel çekimler yapmasını, halaydan uzak durmasını, hele çember halayın içine girmemesi yönünde devamlı ikaz ediyorum. Halay başının koç başı gibi Adnan’a çarpmasından korkuyorum. Derdim Adnan değil kamera. Böyle kozmik bir çarpışma durumunda hayat kaynağımız olan aletin bozulma ihtimali neredeyse yüzde yüz… Kaç ihtilal gördüğü meçhul olan kameranın her tarafı sihhi bantlarla dolu. Sanki şans eseri bir arada duruyor gibiydi.

Yükselen Testeron Seviyesi, Abartılı Gösteri ve Yerde Debelenme

Bu kadar karşı cinsin olduğu bir ortamda testestorun seviyesi maksimuma çıkmış kameraman Adnan, oturuyor, kalkıyor özellikle genç kızları yakın çekiyor. Ben de orgun yanında eşarbını yan bağlama türküsü eşliğinde pasta kola ikilisiyle meşgulüm. Bir an bazı insanların bir noktaya dikkat kesildiğini gördüm. Aynı noktaya nazar edince yerde yatan Adnan ve üç metre uzağında duran kamerayı gördüm. “Eyvah korktuğum başıma geldi” dedim. Yüzü kıpkırmızı olmuş Adnan (karşı cinse yapılan gereksiz gösteri ve akabinde yerde debelenme durumu. Yüzün pancar rengine bürünmesi doğal bir sonuçtu) İki kişi kollarından altına girerek kaldırdık vatan savunması için gelmiş ama düğün salonu kameramanlığı yapan Adnan’ı. Yerden kamerayı aldı ve rec düğmesine bastı. “Allah’ım çalışsın, elleri semaya kalkanları geri çevirme” dileğini sesli yaptım. “Çalışıyor.” Düğün bitti. Bahşişler alındı. Gece yarısı tel örgüden kaçak geçilerek beyran çorbası içildi.
“Görüntü Var Ses Yok” Determinist Sanat Performansı Sağolsun

Ertesi gün nizamiyeden telefon; “Ziyaretçiniz var.” Gelen elinde video kasetiyle düğün sahibiydi. “Kardeşim görüntü var ses yok. Bunu derhal düzeltin yoksa şikayet edeceğim” dedi. O zaman bugünkü gibi herkesin elinde bir görüntü kaydedici yoktu. Kaset tek nüsha ve ses yok. “Tamam düzelteceğiz. Biz size haber veririz” dedim. Adam gitti. Aklıma diğer düğünler geldi. İstinasız hepsinde aynı sırayla şarkılar çalınıyordu. Yani müzisyen Recep Abi’nin determinist sanat performansı bizi kurtaracak tek yoldu.

Kurtuluş Günü Bugün Değil

Recep Abi determinist olmasının yanında aynı zamanda dogmatikti. “Yıllardır bu listeyle düğün yapıyorum. Hiç şikayet almadım. Dünyanın en iyi listesi bu. Kesinlikle değiştirmem” dediği oluyordu. Neyse bizi bu ateş çemberinden kurtaracak ya isterse cadı avcısı başpisikopos olsun o artık bizim mesihimizdi. Adnan, eğlence üstadı Recep Bey’e ulaştı, yapılmış bir düğün kasedini aldı. Yerel bir televizyon kanalında sesi görüntünün üzerine düşedi. Kaseti sahibine verdik. Rahat bir uyku çektim.

Barak Havasınd Göbek Atan Kızlar ve Alcatraz’dan Çıkış

Ertesi gün sabah saat on suları, nizamiyeden telefon, “Dün gelen düğün sahibi geldi.” Hırsla içeri girdi, “Kardeşim bu nasıl düğün. Bizim kızlar göbek atıyor, müzisyen uzun hava (barak havası çalıyor. Savcılığa gidiyorum.” Müzik tersten ya da başka bir şekilde düşenmişti. Teknolojiyi bugünle kıyaslamayın. Kesip biçme için devasa montaş setleri ve ender bulunan usta kişiler lazımdı. On beş günüm var Alcatraz’dan kurtulmaya. “Yapma etme. Akşama kadar süre ver bize” derken üç-dört saat kopardık. Aldığımız bahşiş paralarının üzerine harçlıklarımızı da koyarak çok şükür kasedi düzeltmeyi başardık. Bugün gülüyorum ama o gün yaşadığımı Nasrettin Hoca’ya sorun. Determinizm ve dogmatizmin aziz hatırasına saygıyla…
 
 
Hüseyin Küçükkelepçe
 
 

Notlar & Açıklamalar:

* Yunan mitolojisine göre cehennemdir. Katiller, günahkarlar,tanrılara karşı çıkmış olanlar ve bunun gibileri yeraltının en dipteki katmanı olan Tartaros’a mahkûm edilir. (Vikipedi) ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan