Akıl Tutulması

Bipolar Sevgiliye Mektup | 2

29 Mayıs 2020

Yazı: Bipolar Sevgiliye Mektup | 2 | Yazan: İlhan Vardar

Evet Sevgili;

Önceki mektubumda yaşamın belirsizliklerini ve “beni” sana anlatmıştım. Bu kez duyguların belirsizliğini ve “seni” sana anlatmak istiyorum. Başka da anlatılacak konu yok zaten.

Benim duygularım net, yaşamım belirsiz. Senin de belki tam tersidir. Duyguları net olanların aşktan beklentileri de nettir, aynı netlik karşılıklı olmadığında o aşk kişiye acı verir, hatta bazen paranoyak yapar.

İşte bu paranoyak senaryomu senle paylaşmak istiyorum.

Son buluşmamızdan döndükten sonra duygularının gerilemesinin öncekilerden daha fazla olduğunu hissettim. Her buluşmadan sonraki geri dönüşlerinin heyecan ve coşku katsayısı gittikçe düşüyordu. İlginç olanı ise kısa süreli görüşmelerimizin sonucundaki değişimlerin çok hızlı olması idi benim için.

Aslında son buluşmamızın gelişinde de bir durağanlık hissedilse bile özellikle sahildeki davranışların, duygularının coşması, o durağanlığın geçici olduğunu düşünmeme neden oldu. Tabi belki bir anlık coşku idi bunlar. Seksteki durağanlık çok daha belirgindi çünkü.

Buluşmamızdan sonraki hafta arayışlarımın veya mesajlarımın karşılığında verdiğin tepki coşku ve heyecanınında yok olma hissi veriyordu. Yanıtların sürekli kısa ve net olsa da “seni seviyorum” dediğimde ve ya “öptüm” dediğimde eskiden aynı yanıtları verdiğin halde son hafta “ben de”lerle ya da hiç yanıt vermeden geçiştiriyordun. Bunun yanında gelecek için planlar yapıyor, sonra bir anda planlarından vazgeçerek noktayı koyuyordun.

Bu plan değişiklikleri de sadece duygularının değil düşüncelerinin de sürekli değişken olduğunu gösteriyordu.

Ve iş çıkışı olan konuşmamızda yine cımbızla çekilecek bir cümle kurman “kafam karmakarışık”.

Sonraları gayet resmi konuşmalar.

Sen bir yanda bana verdiğin sözleri tutmaya, dürüst olmaya çalışıyor ama o değişken duyguların ve ruh halin farklı çevrelerin planlarına seni yönlendiriyordu. Çünkü heyecan ve macera arayan, değişen duygularını cezbediyordu.

Tabi hakkımdaki yorumlar da etkiliyordu açıkçası. Ve yeni maceralar ve yeni heyecanlar ancak ruhunu dengeye sokabilirdi. Bir yanda da söz verdiğin ve belki de hayatında bugüne kadar sana en çok değer veren bir adam. Çelişkiler seni etkilese de o coşkun ruh durulmalıydı, duyguların seni sürükledi.

Peki çözüm ne olacaktı: Telefonu kapamak, açmamacasına. Fakat bu ince planlar paranoyaklaşanları hiç mi hiç engellemez.

Hayatının gizemli yanı da zaten duygularının değişkenliği değil mi? Tabi bu gerçek olmayabilir ama gelişmeler ve yaşananların seven bir insanda düşündürdükleri başka türlü olamaz. Bir de her zaman söylediğim gibi aşkta dürüstlüğün önemi.

Evet ordayım, burdayım demen belki kendi vicdanını rahatlatsa da karşındakini yanlış düşüncelere sevk eder, önemli olan duyguların değişken bile olsa geçmişte verdiğin sözleri tutarak dürüstçe en azından bir mesaj çekerek “Beni arama bundan sonra” diyebilmek. Bu çok daha dürüst bir davranış olacaktı.

Şimdiye kadar sadece olaylar ve yansımalarından bahsettim. Ama asıl önemli olan seni sana anlatmak.

Bu süre zarfında aşırı mutlu ve heyecanlı “seni” de yaşadım, mutlu ve eğlenceli iken birden agresif bir “seni” de. Yerinde duramayan enerjik bir sen, konuşkan bir sen, düşünceleri değişken bir sen, çok büyük ve güçlü planlar yapan ve bunları hayata geçirmeye çalışan bir sen, cinsel güdüleri artmış bir sen, duygusallığı had safhada bir sen, buluşmalarımızdaki sıkıcı olayların karşısında bunları ilginç bulan bir sen, ilk tanışma süresince beni baştan çıkartan ve bundan haz alan bir sen, iliklerine kadar zevk alan bir sen. Bunların yanında; huzursuz, rahatsız bir sen, sürekli mazeretlerin ardına sığınan bir sen, en ilginci ilk buluşmamızdaki sabah ölümü düşünebilen bir sen ve buluşma dönüşlerinden sonra sanki pişmanlık yaşayan bir sen, son buluşmamızda aynı anda seksten haz duyan ama sonra sadece beni mutlu etmek adına seks yaptığı hissi veren bir sen, bazen bazı şeyleri gizleme gereği duyan bir sen, kısacası bunların hepsini hissettim ve yaşadım.

Evet sevgili; duygularının değişken olduğunun farkındasın. Her insanın duyguları değişebilir, benim de mesela sana karşı olan o ilk dönemlerdeki yoğun, yürek hoplatan, sesini duyunca titreyen, konuşamayan duygularım değişkenlik gösterdi. Nedenlerim; aşka bakış açımız ve her zaman söylediğim gibi aşkın iki kişilik olduğunu düşünmem.

Hoş belli dönemlerde sana kızdıktan sonra senin duygularına göre benim duygularımın coşkusunu her zaman hissettirdiğimi fark ediyordun aslında. Dolayısı ile bendeki iniş çıkışlar senin duygularına göre oluşuyordu. Yorucu olanda bu zaten.

Aşkı hiçbir zaman yaşamadığını söylüyorsun ama bu sürekli ve hızlı değişen duygular arasında aşkı yaşamak ve yaşatmak zaten mümkün değil. Dolayısı ile şikayet ettiğin ailenin de sana karşı davranışları, ilgisizliği, takip edildiğin hissi, yapmak istediklerini ve yaptıklarını gizleme ihtiyacın bu duygu değişimlerin olabilir çünkü bunlar sadece aşkta değil günlük yaşamda da etkilidir. Bazen en yakınlarını bile rahatsız edebilir. Hoş aslında en yakın olarak ben seni gördüğüm halde sen hiçbir zaman kendini bana tam ifade etmedin.

Sevgili bu coşku ve pişmanlıkların sonu nereye varacak?

Belki sen hayatı basite alacaksın. Bu yaşamından mutlu da olabilirsin. Oysa ki pişmanlık kimseyi mutlu etmez. Mutlu bir aşk yaşamak duygularını kontrol altına almaktan geçer.

Kendi geçmişimi sorgularken veya hayatta verdiğim kararlarımı sorgularken bu güne kadar kesinlikle pişmanlık hissine kapılmadım çünkü yanlış da olsa bunlar benim kararlarım ve düşüncelerimdi.

Hatalarım benimdi, pişmanlık duymak yerine o hatalardan ders alarak gelecekte aynılarını tekrarlamamaktı benim için doğru olanı. Pişmanlıklar yeni yeni hatalara ve yeni pişmanlıklara neden olurdu sadece. Şu an bile bunca sitem ettiğim, sana kızdığım halde ilişkimizden kesinlikle pişmanlık duymayacağım, sadece nerede hata yaptım diye düşüneceğim.

Evet Sevgili, ilk tanışmamızdan beri bana sürekli sorduğun bir soru var; “Bana ne teşhis koydun?”

Ben bir hekim değilim. Sadece sana şunu söyleyebilirim eğer ki bu duygularının değişkenliği seni rahatsız ediyor veya gittikçe kendini kötü hissediyorsan profesyonel destek al demekten başka bir yorum yapamam.

Bana yoğun olarak yaşattığın ama karşılığını göremediğim aşktan sonra ve bu şekilde sürerse daha çok acı çekeceğimi biliyorsam ve seni unutmanın bu yaşananları en hasarsız ve hafif şekilde atlatmak için hekimimden destek alacaksam ancak sana bunu tavsiye edebilirim.

Ve Sevgili bu değişken duygularını kontrol altına alamadığın müddetçe bugüne kadar o yaşamadığını söylediğin aşkı ömür boyu da yaşayamazsın. Ve o muhteşem duyguları, o aşkın coşkusunu her insan hayatında bir kez de olsa yaşamalı. Hele hele belli yaşlardan sonra o gençlik aşklarının anlamsızlığını hissettiren olgunluk aşklarının muhteşemliğini bana yaşattın. Bu duyguları senin de yaşaman sadece senin elinde. Ya kendi çabanla ya da destekle duygularını kontrol altına aldığın oranda bunu yaşaman mümkün. Bu da öncelikle bunu istememekle olur.

Hele hele bu güne kadar hiçbir erkek tarafından bu kadar değer verilmediğini söylediğin halde bunları, bu duyguları sana aşırı değer veren bir erkekle yaşayamamak gerçekten hiçbir anlamda yaşayamamak demektir.

Fazla söze gerek yok sanırım sevgili, bu şekilde bir aşk, coşkuları ne olursa olsun, hangi mutluluğu verirse versin, erkek veya kadın fark etmez, aşkı yaşarken acı çekmek aşkın doğasında yoktur bence. Böyle bir aşk da olamaz.

Kendi mutluluğun, her şey sana bağlı ve her şey senin elinde.

Aşk iki kişilik yüce bir duygu. Kısa bir süre olsa da bana o duyguları, gençliği, aşkı yaşattığın için ömür boyu minnettar kalacağım sana. Unutmak çok zor da olsa yüreğimin bir köşesinde daima taşıyacağım seni. Hoşça kal benim kısa süreli ama yoğun duygular yaşatan aşkım, sevgilim hoşça kal..

Sadece Vazgeçmeyi Bildim

Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim,
Ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğuma değer biçmedim, sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim.
Sevdiysem sonuna kadar gittim, bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım, bazen belki de kırdım.
Ama hata insana mahsustur dedim.
Affettim, af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yinede affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.
Belki de içten içe sinsice güldüler.
Ama asıl unuttukları şuydu;
Ben aldanmadım..!
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için,
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için.
Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar.

Can Yücel

Biten Aşklar ve Acılar

Bir de düşünün bu ilişkiler evliliğe gidiyor, çocuklar oluyor ve eş fark ettiğinde iş işten çoktan geçmiş oluyor. Biten evlilikler, çocukların psikolojisi…

Özellikle kadın hastaları örnek vermeye çalıştım tüm mektup denemelerinde. Kadına şiddetin, öldürmelerin arttığı son yıllarda bu konunun önemine dikkat çekmek amaç. Kadının hastalığını göz ardı eden erkek egemen toplumlarda Orta Çağ’daki gibi ceza yakılma olmasa bile öldürme ile sonuçlanabilir. Namusu, kadında arayan toplumlarda bu çok daha etkili. Duygusal değişkenlikler kadını iffetsiz konuma getiriyor bu toplumda ne yazık ki.

Bu tür beyin hastalıkları göz ardı ediliyor.

Konunun uzmanlarının, konu ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının önemi daha da çok artmaktadır. En büyük görev de Türkiye Psikiyatri Derneği ve Türkiye Tabipler Birliği düşmektedir.

Ne yazık ki bu sivil toplum kuruluşları siyaset yapmaktan (TTB), gündem tartışmaktan, gündeme göre zamanın uygun olmadığı savları ile kendilerini ve toplumu uyutmaya çalışmaktadırlar.

Ya da kurumların kalıcı, kişilerin geçici olduğu gerçeği görmezden gelinerek, geçmiş yönetimlerin çalışmaları rafa kaldırılarak sözde yeni yoğun çalışmalarla oyalama taktikleri uygulamaktadırlar.

Sivil Toplumun önemi ve handikaplarını sürekli tartışan köşe yazarına göre akıl sağlığı konusunda tüm imkanlar seferber edilerek hemen şimdi harekete geçmek gerekmektedir. Siyasal gündem kesinlikle etkili olmamalıdır.

İlhan Vardar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz