İnce Mevzu

Çocuk Oyunları | Jeux d’enfants

14 Mayıs 2020

Yazı: Çocuk Oyunları | Jeux d’enfants | Yazan: Seda Çağlayan

Sonu gelmeyen bir kitabın noktalanmadan sonsuza uzanan satırları arasında arayıp duruyorlardı birbirlerini… Bitmediğine göre mutlaka tekrardan karşılaşacaklardı…

Nokta değil üç nokta

Üç noktayla biten cümleler bitmeyen bu hikâyenin sembolü olmuştu… Kimsenin göremediği gizli sığınaklarda özgürce salınan sonu üç noktalı cümleler… Hiçbir cümlenin sonuna nokta koyulmuyordu… Totem gibi, bilirsin ya sen de, maç seyrederken yer değiştirmemek gibi bir şey işte… Ön sözü ve son sözü olmayan bir kitabın paragrafları içinde yaşıyorlardı… Hiçbir olay öngörülemediği için bir ön sözleri olmamıştı… Bitmediği için de bir son sözleri…

Hiç de zor olmazdı aslında toparlayıp noktalamak… Zaten zorluk ya da kolaylık değildi hikâyenin devamına yol açan… İstememekti…

Noktayı koymak istememek… Aptallık olurdu çünkü bu… Niye nokta koysunlardı ki? Fakirleşmek için mi? Çünkü nokta demek elindekinden, kalbindekinden sonsuza dek mahrum kalmak demekti… Peki ama hangi aklı başında insan isterdi ki sonsuz cümlelerin içinde bir an durup nefes alamadan sürüklenmek sırf bu üç nokta sevdası yüzünden…

Ya da hangi “aklı başında” olduğuna inanan insan… “Ayrı yazılan bir birleşik kelime” olan aklı başında ile nitelenen hangi insan… Zamanla çok da öyle olmadıklarını anlayarak derin bir oh çektikleri ve bu yüzden onlar için gerçekliğini yitiren o “ayrı yazılan birleşik kelime”…

Çok komik değil mi…? Onları da tanımlamaya kalksak aslında tam olarak böyle tanımlamaz mıydık… Ayrı yazılan birleşik iki insan… Her ikisinin de bunu daha önce akıl edememiş olmaları kendilerine karşı yaptıkları büyük bir ayıptı bence… Hala yazarken öğrenecek çok şeyleri var demek ki… Sadece ikisinin okuyabildiği ve sadece ikisinin anlayabildiği sonu gelmeyen cümleleri vardı… Eski bir sinema salonunda onlardan başka kimsenin gülmediği bir filmi izlemek gibi… Gülmelere doyamayarak etraflarındakileri sinir ettikleri, ettikçe daha çok güldükleri o anlar gibi… Bir geminin güvertesinde gece boyu baktıkları gökyüzündeki sonsuz yıldızlardan çizdikleri sadece onların görebildikleri resimler gibi… Çocuklar gibi yani…

Jeux d’enfants

Aslında tam olarak buydu hikâyenin devamını sağlayan… Üç noktalı cümlelerin vebali hissettikleri bu duyguydu… Birlikte çocuklar gibi olabilmek… Eğlenceli, hayalperest, sırdaş, bazen küs, bazen barışık kalabilmek… Yetişkin dünyasının içinde koyulan katı kurallarla çizilmiş sıkıcı hayatlar içinde sıkışıp kalan onca insandan ayrışarak yaşadığını hissedebilmek… Zaman zaman birbirlerine meydan okuyarak devam ettirdikleri bir oyunun içindeki iki çocuk ruhlu yetişkin olarak içine hapsoldukları bedenlerdeki hayatı yaşamanın en güzel yolu buydu…

İşte bu yüzden bitmiyordu…

Cao ou pas cap?!

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Filiz Basmacı 17 Mayıs 2020 at 23:01

    Bu yazın romandan alınmış bir sayfa gibi devamını okumak istiyor insan. Kitap yazmalısın bunu hep söylüyorum; yazana kadar da isteyeceğim galiba. Tutku dolu hislerin tavan yaptığı, en acısından en ağırından bir aşk hikâyesi. Mesala okudukça benden, senden, ondan, şundan, bundan bir şeyler bulacağı acayip bir roman istiyorum. Hiç bitmesini istemediğim sonunu asla tahmin edemediğim…

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan