İçimdeki Sesler

Dön Bir Bak Adaya, Kendine

5 Mayıs 2020

Yazı: Dön Bir Bak Adaya,Kendine | Yazan: Demet Uncu

Çok bunalmıştı hayatın monotonluğundan, her gün yaptığı rutin işlerden… Pek keyfi de yoktu bu aralar. Haftanın son iş günüydü, yoğun bir haftayı kapatmasına saatler kala, geçen seneden kalan üç beş günlük yıllık iznini kullanabileceğini düşündü. Çok sık olmasa da bazen hızlıca karar alabiliyordu. Yan odada bulunan yöneticisine, bir molaya ihtiyacı olduğunu söyleyip, onayını da aldıktan sonra arabasına bindi ve müziği açtı. “Dön Bak Dünyaya” diyordu, Pinhani…

En sevdiği şarkılardan biriydi bu. Mesajı aldım, tamam, diye içinden geçirdi.

Vapur Sefası: Çay ve Simit

Evinin kapısını açıp, kendini yatağa bıraktığında aklında pek bir şey yoktu aslında. Ufak bir çanta hazırlayıp, adadaki eve gidebilirim, dedi kendi kendine. Hem yaza yeni girdiğimiz bu günlerde her yer yemyeşil, deniz masmavi ve sakin, ada da sakindir, diye düşündü. Ertesi sabah erkenden kalkıp ada vapuruna bindiğinde dışarıda oturdu. Elinde birkaç eşyasının bulunduğu sırt çantası ile ikili bir yere yerleşti. Hava tertemiz ve mis gibiydi. Vapur hareket eder etmez, elinde çay tepsisi ile gezen beyaz saçlı amcadan tavşankanı çayını hemen kaptı. İskeleden aldığı simit poşetini açtı, mis gibi susam kokan simidini ve çayını alıp her seferinde yaptığı vapur klasiğini de gerçekleştirdi.

Oturduğu yerden saçlarını dağıtan hafif rüzgarın serinliğinde, uçsuz bucaksız masmavi denize, beyaz köpüklere doğru uzun uzun baktı ve bir süre hiç bir şey düşünmeden seyretti. Daha şimdiden ihtiyaç duyduğu huzur, yavaş yavaş içine işlemeye başlamıştı bile. Ufak bir çocuğun martılara attığı simit parçalarını fark etti. 3-5 yaşlarında sarışın, yemyeşil gözlü, hafif tombik, şeker bir çocuktu. Attığı simit parçasını martının kaptığı her an, kahkahalara boğuluyordu.

Ne kadar da mutlu görünüyordu …

Bizler çocukken daha mı kolay mutlu olabiliyorduk, yoksa çocuk olmayı mı unutmuştuk büyüyünce? Karar veremedi. Vapur sezon daha açılmadığı için nispeten sakin sayılırdı, zaten içinden kimseyle konuşmak da gelmiyordu.

İçindekileri Duyabilmek

Vapurdan indikten sonra çarşının içindeki balıkçıya uğramanın iyi bir fikir olabileceğini düşündü. Ne de olsa, akşam yemeği için evde yiyeceği bir şey yoktu. Adanın yerlisi olan balıkçı Ahmet amcaya selam verdi. Yüzünde büyük bir gülümseme ile karşıladı Ahmet amcası ve onu beklemediğini söyledi.

“Bir süre içimden geçenleri duyabilmek için geldim” diye yanıtladı onun bu şaşkınlığını.

Taze balık ne var diye soracakken, adada balıkların hep taze olduğunu hatırladı. Ancak İstanbul’da alışageldiği gibi soruverdi yine de.

Ahmet amca istavritlerin iri ve çok güzel olduğunu söyleyince, onu dinleyip 1 kilo aldı. Sonra neden 1 kilo aldığını düşündü, çok gelecekti ona çünkü. Beklediği biri mi vardı? Yoktu aslında, sevgilisi bir iş seyahatindeydi ne de olsa. Neyse, kalanları buzluğa atardı, sonraki günlerde bakardı artık. Balıkçının yanındaki manavdan da salata için yeşillikler alıp, ağır ağır eve doğru yürümeye başladı.

İçinden “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden”* dizesini geçirdi. Ağır ağır çıkmalıydı o da bu yokuşu; öyle ya, acele etmeye, bir yere yetişmeye, koşturmaya, hızlı hızlı yürümeye gerek yoktu değil mi? Ağır ağır kelimelerini söylerken bile, vapurda hissetmeye başladığı o huzurun giderek içine yayıldığı hissediyordu.

Mor Salkımlar, Manolyalar

Evleri, 3 katlı bir apartmanın bahçe katındaydı. Anahtarı çevirip içeri girdiğinde önce evin tüm pencerelerini açtı, sonra elindekileri mutfağa bıraktı. Odasına doğru gitti, sırt çantasındaki bir iki parça eşyasını gardırobuna yerleştirdi. Gözü, şifonyerin üzerinde geçtiğimiz yazdan kalan kurumuş sarı mimozaların bulunduğu, turkuaz renkli vazosuna ilişti.

Yürüyüşe çıktığında yeni, mis gibi kokan mimozalar da toplayabilecekti. ‘Oh be!’ dedi içinden, ne güzel; bahar da gelmiştir şimdi adanın ormanlarına. Hemen elektrik süpürgesini çalıştırıp, bir güzel, küçük olan evini süpürdükten sonra, hızlıca tozunu da aldı. Yorgunluk kahvesini bahçesinde ayaklarını uzatarak içmeye başladı. Apartman da sakindi sanki, komşuları henüz ada sezonunu açmamışlardı. Olsun kafanı dinle biraz işte, diye geçirdi içinden. Ne de olsa başı hep kalabalıktı İstanbul’da. Biraz sessizliğin, sakinliğin keyfini çıkarmalıydı.

Ne de iyi yapmıştı, atlayıp buraya gelmekle. Çantasında uzun zamandır okumaya vakit bulamadığı kitabı da vardı; kitabıyla da vakit geçirebilecekti. Kahvesinin son yudumunda bahçedeki oturma grubunun da temizlemesi gerektiğini düşünerek hortumu çıkardı; güzelce yerleri yıkadı, oturma minderlerini dolaptan çıkararak, sandalyelere bağladı. Geçen yaz severek aldığı salıncağın minderleri oralarda bir yerdeydi, onu da sonra çıkaracaktı. Bahçe duvarını saran mis gibi kokan mor salkımlara doğru yöneldi ve içine doğru çekti. Ne de güzel sarmıştı bütün duvarı o mor salkımlar. Duvarın dibinde beyaz çiçeğini açmış olan manolyasına ise gülümseyerek yaklaştı, hortumu ağacın dibine bıraktı.

Sürpriz

Bu akşam ne de güzel bir gün batımı vardı gerçekten. Kendini denizin üzerine yavaşça inen gün batımının o sıcak renklerinin karışımına bıraktı bir süre. O iri kahverengi gözlerini açarak, sarımtırak turuncu renklerin içine girdi. Aslında manzara ne kadar da romantikti. Tamam yalnız olmak istemişti bir süreliğine ama sevdiği de yanında olsaydı da birlikte bu güzel manzaranın tadını çıkarsalardı; ne olurdu. Neyse, bir dahaki sefere inşallah, diyerek hortumu kapatıp yerine kaldırdı.

Sonra mutfağa doğru yönelip, önceden tuzlayıp unladığı balıklarını hazırlama zamanın geldiğini düşündü. Önce tazecik aldığı kıvırcığı, rokayı ince ince doğradı, minik kırmızı turpları ile salata kasesine yerleştirdi. Balığı kızartacağı tavaya yağı koydu ve yağın kızması için altını yaktı. O sırada balkonundaki yemek masasına örtüsünü serdi ve servis için hazırlığını tamamladı. Masanın ortasına hep sevdiği vanilya kokulu mumlarını yerleştirdi ve özenle yaktı. ‘Tühh’ diye hayıflanarak, tatlı almayı unuttuğunu fark etti sonra. En azından bir yaz helvası olsaydı balığın üzerine iyi gidecekti. Ne yapalım, bu da soframın eksiği olsun diyerek, iyice kızaran yağa balıklarını teker teker atmaya başladı. Hepsini güzelce kızarttıktan sonra salata kasesi ile birlikte balkondaki masasının üzerine yerleştirdi.

Birden masanın üstünde bir poşetin durduğunu gördü. Çok şaşırdı, poşetin nereden geldiğine anlam veremedi. Yanına doğru yaklaşıp açtığında, plastik bir kabın içerisinde yeni çıkmış sıcacık lokmaların olduğunu gördü.

“Sürpriiiz” diye bağıran, duvarın arkasına saklanmış olan sevgilisini yerinden sıçrayarak fark etti. Koşarak, boynuna sarıldı. İşi erken bitmişti ve hafta sonu için yanına kaçıvermişti.

Her zaman Çilekli Magnolia olacak değildi ya; bu sefer de adaya özgü bir tatlı ile gelmişti işte…
 
 
Sevgilerimle,
Demet Uncu

 
 

Açıklamalar:

* Ahmet Hâşim’im Merdiven şiirinin ilk mısrası ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 5 Mayıs 2020 at 14:09

    Bulunduğun yerden keyifle ayrılacaksın, yazın başı, vapurla bir adaya gidiyorsun ve tek başına kalabileceğin bir evin var. Artık çok uzak bir dünya gibi. Yine de öykünüzü okurken, bir yaz günü Olimpos Koyu’nun, on metre derinlikte bile elmas gibi çakılların göründüğü o serin denizine atlamış gibi oldum. Küçük bir fazlalık var. O sevgili ortaya çıkmasaydı iyiydi.
     
    Ankara’dan Olimpos’a giden bir sırt çantalıyı yazarsanız kendim gitmiş gibi olacağım. Teşekkürler…

  • Cevapla Demet Uncu 5 Mayıs 2020 at 15:40

    Hüseyin Bey, içinde yaşadığımız bu dönemde sizi Olimpos’a götürebilmişsem ne mutlu bana 😊 Sevgili konusuna gelince, yalnızlık Allah’a mahsus değil mi ? Herşey paylaşılabildiği kadar daha anlamlı bence. Güzel yorumunuz için teşekkürler. …

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 5 Mayıs 2020 at 16:09

    “Bir süre içimden geçenleri duyabilmek için geldim” diye plan yapmıştım ya. Ama ne yapalım gelmiş artık surat yapmak ayıp olur. Kendimle baş başa kalmak için bir süreliğine sahile giderim olur biter.

    • Cevapla Demet Uncu 5 Mayıs 2020 at 21:09

      😊😊

  • Cevapla Vedat Paracıkoğlu 5 Mayıs 2020 at 16:29

    Çok beğendim. Aklına, kalemine sağlık.

    • Cevapla Demet Uncu 5 Mayıs 2020 at 21:11

      Vedatcığım teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim. Senin o güzel ve detaylı tasvir dolu yazılarını biraz örnek aldım diyelim 😉

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 5 Mayıs 2020 at 21:31

    Pek sevgili Demet Hanım;
     
    Yazınız çok güzel olmuş, ne kadar da gerçekçi :))
    Bu son yazılarınızda benden bahsediyor olmanız da çok hoş, kaleminize sağlık.
    İki hafta sonra ki yazınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Demet Uncu 6 Mayıs 2020 at 14:47

      Çok teşekkür ederim Cem. 😊 Dediğin gibi oldu sanırım, biraz da hayalgücümü çalıştırmak istedim. Ben de en az senin kadar merak ediyorum. 😁😍 Sevgiler

    Cevap Yaz