Naftalin

Duduş’un Ev Ekmeği & Ahmet Ağa’nın Manisi

12 Mayıs 2020

Öykü: Duduş'un Ev Ekmeği & Ahmet Ağa'nın Manisi | Yazan: Gökçe Çiçek Gönülaçar

Büyük tahta kapıya vuruyor babam.

“Tak tak tak.”

Yirmi saniye geçmiyor. Çarçabuk el hareketleriyle çekiliyor demir kilit. Tatlı bir gıcırdamayla açılıyor kapının kanatları, tertemiz bir göçmen evinin avlusuna. Onca tavuğa, koyuna ve keçiye rağmen, o kara beton avluya bal dök yala. Mis gibi bir sabun kokusu da üstüne caba. Duduş’un yüzünde güller açıyor. Çok da gülmez normalde. Şakıdıkça şakıyor biz geldik diye dudu dilleri.

Günlerden cuma, aylardan Ramazan.

İftara kalan son yarım saat. Bir gün sonrasıysa bayram. Yaz akşam üstlerinin omuz üşüten serinliği. Avluda hazırlıklar tamam. Sedirin üstüne şiltesini sermiş anneannem. Büyük masanın yanına tahta taburelerini koymuş. Evin mavi kapısı aralandıkça fırından çıkan “kapama” kokuları, dolmalık biberlerinkine karışıyor. Bahçe kapısındaki merasim bitince, içeriden başka cıvıltılar geliyor. Saim dayım çıkıyor önce, arkasından Çerkez gelini Aynur yengem. Kıvırcık saçlarıyla Selda ablam. Oyun arkadaşım Serkan abim. Arkasından Hüseyin dayım ve Hasan dayım.

El öpüyoruz. Sarılışıyoruz. Sanki Almanya’dan geldik. Alt tarafı kırk beş dakika. Ne var ki Gelibolu’dan Şarköy’e varmaya? Her gelişimiz böyle ama. Bol şenlikli. Arkamızdan teyzemler çalıyor kapıyı. Bir koşu gidip açıveriyor dedem.

“Duduuş koş, İsmet’ler gelmiş. O kocaman adam sevinçten deliye dönüyor.

Duduş ise zemin kattaki mutfaktan kapı önüne mekik dokuyor.

Çocukluğumun en güzel tabak çatal sesleri bunlar. Bir çırpıda kuruluveriyor masa. Ben ya dedemin ayaklarında sallanıyorum ya babamın kafasını şişiriyorum o ara. Yavaştan yavaştan akşam olmakta. Bahçenin cılız ışığı yanıyor tepemizde. Sarı ışığın etrafında neşeli sinekler uçuşmakta. Tepside duran karpuzlar kan gibi, kıpkırmızı.

Ortada Hüseyin dayımın doğradığı domateslerle tam bir spesiyal. İşte maydanozlu biberli yaz salatası. Çok güzel kokardı ananemin ev ekmeği. Ağzıma koymazdım o zamanlar. Şimdiyse mumla arıyorum. Keşke bulabilsem pazarlarda.

Yemeğimiz bitiyor. Mis gibi çay demleniyor. Sonra yer yatakları seriliyor. Biz kuzenler yatıyoruz. Koyun koyuna.

Gece yarısı olunca sessiz olmaya çalışan ayak sesleri duyuyorum. Annemler kısık sesle konuşup, tıp tıp iniyorlar alt kattaki mutfağa. Akşamdan kalma hiçbir şey yok sofrada. Bitmiş. Şimdinin açık büfe kahvaltısını solda sıfır bırakır Duduş’un sahur sofrası. Beyaz pazen pijamalarımla ben de iniyorum yanlarına. Kulağımda davulcunun tokmak sesleri. Gözümse mutfağın kaldırımı gören küçük penceresinde.

Bugün gibi aklımda o kocaman davulcu ayakkabıları.

Tam bir şeyler yenmeye başlanmışken, manisini çığırıyor davulcu bizim pencerenin önünde.

Besmeleyle çıktım yolaaaaa
Selam verdim sağa solaaaa
A benim Ahmet agaaaammm
Sahurun mübarek olaaaaa!

Dedem çıkmıyor… Çayından bir yudum alıyor, kaygısızca ekmeğini banıyor yumurtanın sarısına.

Davulcu kararlı. Bir kez daha başlıyor bağırmaya.

Davulumun içi pekmeeeezz
Çalarım çalarım ötmeeezzz
Bi bahşiş be Ahmet Agaaaa
Yoksa davulcu buradan gitmeeezzz.

Ahmet dedem kalkıyor yerinden usulca, kapının arkasındaki mintanının cebinden çıkarıyor beş on para. Bahçe kapısından uzatıyor bahşişini davulcuya. Davulcu gidiyor, sahur dualarla bitiyor. Oruca niyet ediliyor, herkes mis gibi çarşaflarda huzurlu uykusuna çekiliyor.

Ertesinin ertesi bayram. Çocukluğumun tatlı bayramları. Anlatsam sayfalara sığmaz. Üstünden yıllar geçiyor. Dayımlar evleniyorlar, çocukları oluyor. O güzel aile daha da büyüyor.

Yine bir bayram arifesi oluveriyor.

Bir akşam vakti evimizde alışkın olmadığımız bir telaş… Annem uzun koridorda bir oraya koşuyor, bir buraya. Anlamıyorum hiçbir şey. Beni apar topar Hülya yengeme bırakıyorlar. Adı Begüm olacakken Duduş’un isteğiyle Sedef olan bebiş beşiğinde uyuyor. Soba tıkır tıkır yanıyor.

Ama ben uyuyamıyorum. Annemler hızlıca arabaya binip Şarköy’e gidiyorlar.

O gece davulcu, hep davulu çalıyor. Sabaha kadar tokmak sesleri geliyor kulağıma. Acı acı çalıyor.. Meğer Duduş bizi bırakıp gitmiş o akşam. İnanasım gelmiyor. Ertesi gün bir şekilde Şarköy’deki evde buluyorum kendimi. Çok kalabalık. Mutfakta tepsiler üst üste. “Ye” diyor annem ağlayarak, “anneannenin dolmalarını ye”, sonra başka bir tabak getiriyor önüme, “bak mis gibi cevizli baklavaları.”

Tencereler dolu dolu tezgahta. Her kapaktan başka bir yemek çıkıyor. Öğlene müteakip veriliyor selası, kılınıyor namazı. Bize bırakıyor tavuklu kapamaları.

Üşenmemiş yapmış; torba torba nohutlu ev ekmeklerini. Çok özleyeceğimizi bilmiş gibi..

İşte şimdi her davul tokmağında hiç unutamıyorum; Ahmet dedemi, her Ramazan arefesinde Duduş’un ekmeklerini.

Şimdi davulcu geçiyor aşağıdan, ne ritminde bir uyum ne dilinde manileri.

Benimse kulağımda bir Rumeli türküsü.

Çalın davulları çaydan aşağı
Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağı
Koyun sularımı kazan dolunca
Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver!

Ah çocukluğumun bayram arifeleri. Duduş’la Ahmet’in mutlu güzel kalabalık evleri!!

Ah be hayat!

Hadi getirsene bana eskilerimi geri!
 
 
Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 12 Mayıs 2020 at 13:07

    Gökçecim, soyadı gibi gönlümü daima açan kadın, hikayenin başında resmen iştahım kabardı, kalkıp mutfağa gidesim geldi. Sonlara doğruysa ağlamaktan iştah miştah kalmadı. Muazzamdı. Kısacık bir hikayede duygudan duyguya fırlattın bizi 👌🏻 Yüreğine, kalemine sağlık canım 🤗

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 12 Mayıs 2020 at 13:31

    Yorumunuza çok mutlu oldum. Çocuklukta mutluluk da var hüzün de bol. Keşke 1 gün bile olsa dönebilsek geriye.
     
    Çok teşekkür ederimm 😘😘

  • Cevapla Şevket Zık 12 Mayıs 2020 at 13:51

    Kaleminize sağlık.
     
    İçinde bulunduğumuz ayın güzelliklerini yaşattınız bize. Duduş’un vefatı ile de hüzünlendik.
     
    Sağlıklar dilerim.

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 12 Mayıs 2020 at 16:17

    Şevket Bey, çok teşekkürler..

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 13 Mayıs 2020 at 10:49

    Çok çok güzeldi, ağlatsa bile. Hep kocaman kocaman “keşke“ler dökülüyor dilimizden ama….. Başka maksatla yazılmış olsa bile, şairin dediği gibi; “Bir çok giden memnun ki yerinden, dönen yok seferinden.”
     
    Kaleminize sağlık.

    • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 13 Mayıs 2020 at 12:38

      Nimet Hanım beğeniniz için çok teşekkür ediyorum..❤❤
       
      Sevgilerimle…

  • Cevapla Serkan Karamalak 30 Mayıs 2020 at 00:58

    Hepimizde tatlı anılar bırakan o evi, bahçeyi, şimdi rahmetle andığımız ve bize biz olmamızda çok şeyler katan o insanları unutmak mümkün değil. Yaşım ilerledikçe daha iyi anlıyorum evlerin, büyüklüklerinin fiziki olarak değil yaşayan insanlarla ve hayatlarla alakalı olduğunu. Fiziki olarak çok da büyük olmamasına karşı tüm aile ne zaman bir araya gelse bayram yerine dönerdi Ahmet dedemin elleri ile yaptığı o şirin ev. Belki bizler küçük olduğumuzdan dolayı mı öyle hissederdik diye anneme babama da sorduğum zamanlar olmuştur. Onlar da aynı güzel duygular içerisinde olduklarını söylüyorlar her konuştuğumuzda.
     
    Yazını baştan sona keyifle okudum ve ne kadar güzel bir çocukluk geçirdiğimizi bir kez daha hatırladım.
     
    Kalemine, yüreğine sağlık kardeşim.

  • Cevap Yaz