İnce Mevzu

Kitap

21 Mayıs 2020

Yazı:Kitap |Yazan: Seda Çağlayan

Yoga
Şiir
Temizlik
Pilates
Yemek
Zoom
WhatsApp
Netflix
Podcast
Gitar
Şarkı özü
Telefon konuşması
Danışmanlık
Outlook
Kurumsal iletişim
Instagram
Twitter
Yazı
Online alışveriş
Saksı değişimi
Limon çekirdeğinden ağaç yetiştirme girişimi
Greyfurttan uçucu yağ yapma denemesi
Çekmece-dolap düzenleme
Arşiv taraması
Müzik
Duolingo

Yapamıyorum

Kalmadı işte. Yapacak hiçbir şey kalmadı. Evin içinde yapılabilecek her şeyi yaptım. Döne döne yaptım. Bitti.

Yukarıdaki koca listede olmayan ama aslında en başta olması gereken eksik dikkatinizi çekti mi acaba? Çekmediyse ben yazayım size. Kitap. Kitap yok listede. Bugün itibariyle 67 gündür evdeyim ve toplasanız 67 sayfa ancak okudum. Onu da utancımdan listeye sokamadım. Tam buna çok hayıflanıyordum ki bir sabah Fox TV’nin sabah haberlerinde Ferzan Özpetek’in canlı bağlantısına denk geldim. Biliyor musunuz o da kitap okuyamıyormuş. Öyle dedi. Nasıl rahatladım anlatamam, demek ki çok da anormal bir durum değilmiş ama denemeye devam ediyorum, başaracağım umarım.

Kafes gibi üzerime kapandı hayat.

Neyin hayalini kuruyorum biliyor musunuz? İki tane hayalim var. Bir tanesi sarılmak diğeri de yelken basmak, denizle buluşmak. Her seferinde en yüksek duygularımla yaptığım bu iki şeyin yoksunluğu beni perişan etti. Uçmak isteyen fakat içinde bulunduğu küçücük kafeste kanatlarını hareket ettiremeyen bir kuş gibi hissediyorum kendimi. Ve artık özgürlüğümü geri istiyorum.

Asaplar bozuk

Bu yokluk, yoksunluk yavaş yavaş direncimi kırmaya başladı. Her güne umutla ve yüksek morale başlama inadımı her ne kadar sürdürmeye çalışsam da giderek sinirlerimin zayıfladığını hissediyorum. Son on gündür hiç olmadık anlarda, olmadık saçma sapan sebeplerden ağlamaya başladım.

19 Mayıs kutlamasında sokaktan geçen ve marşlar çalan belediye aracı, Instagram’da bir postun üzerinde gördüğüm bir yazı, arşiv tararken rastladığım bir fotoğraf, dinlediğim bir şarkı, aklıma gelen bir anı ve hatta en aptal ve bilindik senaryo bile ağlatabiliyor beni şu an. Başta buna da direndim ama sonra pes ettim. Demek şu an ihtiyacım olan bu.

Akan gözyaşlarımı geri göndermeye çalışmaktan vazgeçtim. Zaten bu da çok yorucu.

Kitap

Tek bir kazanımım var. Deli gibi yazıyorum. Kalemle kağıtla, klavyeyle kardeş oldum. Özellikle burada yazmaya başladıktan sonra şiddetle gelen daha uzun şeyler yazmam konusundaki taleplere cevap olabilecek bir şeyler yazmaya başladım. İnanır mısınız; cesaret edip adına kitap diyemiyorum. Düşünsenize, üzerinde ismimin olduğu bir kitap. Hayali bile bütün bu saçma ruh hali içinde istemsizce sırıtmama sebep oluyor. Yani ben kitap demiyorum şimdilik yine de ama bu köşede yazdıklarımdan daha uzun bir şeyler işte. Ne zaman biteceğini hiç bilemesem de çok güzel olacak gibi hissediyorum.

Başladığım haberini sevinçle verdiğim gibi bittiği müjdesini de sizinle paylaşacağım günü sabırsızlıkla beklerken, acele etmeden aheste beste, düşünerek, hissederek örmeye çalışıyorum hikayeyi. Ve yazmaya çalıştığım o uzun şeyin ilk sayfasında şunlar yazıyor:

Hiç hesapta yoktun sen
Aşkın, gözlerin, dudakların, ellerin…

Aldım, verdim, ben seni sevdim,
Aldın, verdin, sen beni yendin.

En derin sevgilerimle,
Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz