Kırmızı

Böyle Yaşanmalı Hayat Tüm Ömrünce

26 Haziran 2020

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

* Yazarın Notu: Bu yazıyı, Antonino Vivaldi-Summer dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Böyle Yaşanmalı Hayat Tüm Ömrünce
 | Yazan: Nurdan Yılmaztürk

Hava ağır.
Ve mevsimlerden yaz. Oysa yaz mevsiminde, hava ağır olmaz. Birkaç yıl öncesi. Kadınların kırmızı beyaz çiçekli şifon kumaştan dokunmuş elbiselerinin etek uçları hafif ve ılık 1 rüzgarla uçuşuyor. 1 kuğununkini andıran narin boyunlarından içeri güneş sızıyor. Tenleri yarı yanık parlıyor. Mevsimin neşesi, ince uzun parmak uçlarının incelikle taşıdığı buzlu kadehlerdeki gül rengi abı hayatlardan taşıyor. Erkeklerin beyaz keten gömlekleri ve altlarına giydikleri bahriyeli mavisi şortları onları yaşlarından daha genç ve dinç gösteriyor. Kesme kristal bardaklarındaki karamel rengi içkilerinin genzi yakan kokusu, yüzlerinde pervasız 1 mutluluğa dönüşüyor. Kahkahalar, kahkahalar, kahkahalar; tüm bu insanların üstlerinden geçen martılar kadar özgürce gökyüzüne karışıyorlar. Hep birlikte, şehrin yeşil kasabalarından birinin yaşlı 1 kulübünde gün batımında yazın gelişini selamlıyorlar.

“Böyle yaşanmalı hayat tüm ömrünce” diye düşünüyor kadın, 1 gün batımının içinde kaç rengi barındırdığını saymak istercesine uzaklara sabitlediği bakışları ile. “Tam da bu kıvamda 1 sevinçle.” Aklından geçeni 1 kez de yüksek sesle tekrar ediyor. Bu, yeni öğrendiği 1 bilgi; yüksek sesle dile getirdiği her düşünce, tüm hücrelerince işitilince, evren onun içinde tutamadığı bu fikri duyup hayata geçirmek için tasarımlar yapmaya başlıyor özene bezene.

“Öyle mi dersiniz?”

Kadın şaşkınlıkla ve biraz da utanarak renklerden alıkoyduğu bakışlarını cümlenin geldiği tarafa döndürüyor. Aklından aynı anda “O kadar da yüksek sesle söylemiş olamam herhalde?” diye geçiriyor. Gülüyor kendi haline. Hep yaptığı üzere.

Gülümsemesi çok kısa sürüyor. Bu o. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyor. Onu daha önce defalarca görmüştü kulüpte. Ama hep uzaktan.
1 keresinde tenis kortlarının hemen yanında babasıyla birlikte kahve içerken ve babası her zamanki gibi ona 100 yıl öncesinden hayat sillesi minvalinde iç sıkıcı hikayeler anlatırken, hiç de meraklı olmamasına rağmen izlediği 1 tenis maçında görmüştü ilk adamı. Ve adam da onu. Sonra 1 akşam balık lokantasında çocukluk arkadaşlarıyla aslan sütüne karışırken gülmekten gözlerinden gelen yaşlar, adam da 1 başka masada ciddiyetli ve hararetli 1 tartışma içindeydi. Orada da görmüşlerdi birbirlerini. Hatta kadın hızlı hızlı silmişti akan rimellerini. Arkadaşları onun bu telaşlı haline daha da gülmüşler, gecenin sarhoşluğuyla onu cesaretlendirmeye çalışıp “Selam versene kızım adama” bile demişlerdi. Vermemişti.

Ve en hatırlamak istemediği karşılaşma anı. Ahh bunu nasıl unutabilirdi? Hava sıcak mı sıcak. Ağustosun tüm güneşini kova kova boşalttığı öğle saatleri. Kasabanın tüm insanları havuzda buluşmak için sözleşmiş sanki. Kadının kendini ve yalnızlığını sevmeyi öğrendiği zamanlardan biri olmalı ki tek başına 1 köşede. Sıcağın baskınlığına inat biraz serinlemek niyetiyle insan dolu havuzdan yana şansını kullanmayarak denize doğru yürüyor. Nasıl da kendinden emin. Dışarıdan görüntüsü; 1 özgüven patlaması hali birkaç kilo vermesinin. Haberi yok ki az sonra bu görüntü bak nasıl kaybolacak. Uzun iskelenin, gıcırdayan yosun tutmuş tahtaları üzerinde, parmak uçlarında yürüyor usul usul. Duraksıyor ara sıra ve tam iskelenin ortasına vardığında birden bire yüzünde patlıyor devasa 1 dalga.

“Aman Allahım!” diye geçiriyor aklından, bunu nasıl düşünememişti.

Bu deniz günde birkaç kez nedenini kimsenin bilmediği 1 şekilde tam tabiriyle kuduruverirdi. İşte o anlardan birine denk gelmişti. İşin kötüsü deniz bu dalga vuruşlarını en az 3 kez üst üste tekrar ederdi. Kadın iskelenin ortasında bunları aklından geçirirken, deniz onu yanıltmadı ve 2. dalga da kadını içine alırcasına yükseldi iskelenin üzerinde. Bu sefer boş gelmemişti üstelik de. Kadının saçlarından, omuzlarından ve 1 kuğuyu andıran ince boynundan kahverengi saçaklı yosunlar, deniz börülceleri ve hatta çeşitli deniz canlıları süzülüyor, kulağına dolan kumlar 1 uğultuya neden oluyordu. Kadın hemen yan tarafında duran elektrik direğini tutup tutmamak arasında kararsız kaldı. Dalgalardan değilse de bu şekilde 1 ölebilme ihtimali var mıydı? Ne yapıp edip geri dönmeliydi ve bunu yapabilmek için de hızlı düşünmeliydi. Çünkü biliyordu ki deniz ona 3. dalgayı da göndere… Gönderdi. Bu kez kafasına isabet eden deniz canlısının 1 ahtapot olduğuna yemin edebilirdi. Kadın 1 yandan cesaretini toplarken öte yandan da üzerindeki deniz bitkilerini toplamaktaydı.

Kıyıya gitmek üzere geri döndüğünde havuzun etrafında toplanmış şaşkınlıkla onu izleyen insanları gördü. Genelde böyle talihsiz zamanlarda şans her zaman sizi mutlaka şaşırtacak 1 hareketle karşınıza çıkar ya. Tam da öyle oldu. Elektrik direğini bırakıp ilk adımını atmıştı ki kalabalığın arasından biri kadına “Sakın kıpırdama!!” diye seslendi. Bu kişi o adamın ta kendisiydi. Ve deniz son 1 reverans daha yaptı. İçinde dışında ne varsa kadının üzerine boşalttı. Kadın dalganın şiddetinden yahut elektrik direğinin akımından değilse de artık utançtan ölebileceğini anladı. Üzerinde onunla beraber gelen tüm deniz canlıları ile birlikte iskelenin kalan kısmını yürüyerek yine kendinden son derece emin 1 tavırla kıyıya vardı. Gözlerini adamdan kaçırarak fısıldar 1 sesle teşekkür edip, acınası ve ızdırap dolu 1 tebessümle 1 kuğuyu andıran boynunu yana eğmek suretiyle çaresizce selamladı. Adam da aynı sessizlikle “Bu denizin ne zaman kuduracağı belli olmuyor böyle işte” diyebildi sadece.

Kadın tüm o anları birkaç saniye içinde geçirdi kafasından.

Son yaşanan dalga faciasından sonra defalarca kulübe gelmiş ama adamı 1 daha hiç görmemişti ve işte şimdi bu akşam adam duruyordu tam karşısında. Kadının gözleri biraz ürkek, biraz sorgulu, biraz kız çocuğuydu. Adamın yüzünde sakin 1 gülümseme günbatımı gibi ışıldıyordu. Adam kendinden emin sorusunu tekrarladı. Tekrarlarken elinde tutmakta olduğu kesme kristal kadehin içindeki buzlar adamla beraber kıkırdadı.

Annesinin “Aman kızım, yabancılarla, tanımadığın insanlarla konuşma” diye sıkı sıkı tembihleyişinin üzerinden yıllar yıllar geçmiş ve kadın bu süre zarfında pek çok tanıdık yabancıyla, pek çok yabancı tanıdıkla konuşmuş olmasına rağmen hep o sözü işittiği günkü beyaz büyük fiyonklu balık sırtı saç örgüsüne sinen kolonya kokusu gelirdi aklına böyle zamanlarda. Ve dünyadaki tüm insanları sevebilecek kadar büyük 1 kalple gönderilmiş küçük 1 kızdan öğrendiği 1 oyun; adını öğrenirsen artık yabancı sayılmaz.

Doğru ya bilmiyordu adamın adını. Hiç öğrenme fırsatı olmamıştı.
Kadın adama adını söyledi. Adamın adını öğrendi ve adamın ismini yüksek sesle yineledi. 
Kadehleri birbirine deydi. Kadın adamın sorusuna, “Evet böyle yaşanmalı hayat tüm ömrünce” diyerek yanıt verdi. 
Evren bunu işitti.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 27 Haziran 2020 at 11:17

    Öyküyü yüzümde bir tebessümle okudum. Benim bile yetişemediğim, Beyoğlu’nda çok şık beylerin, şapkalı ve zarif kadınların dolaştığı yıllara olmasa da, Taksim’e çıkarken daha bir özenli giyindiğimiz ve heyecan verici yıllara götürdünüz beni.
     
    O zamanlar insanlar çok daha güzeldi. Ama bahsettiğim fiziki güzellik değil, ruhları güzeldi. Ve tabi aşklar ve ilişkiler de inanılmaz güzeldi.
     
    O günleri anımsamak, geçen yıllarımı hatırlatsa da iyi ki o yılları yaşama şansım oldu diye düşünüyorum.
     
    Bayıldım hem yazdıklarınıza hem de anlatım tarzınıza (her zaman ki gibi).
     
    Sevgiler

  • Cevapla Cüneyt Şensılay 27 Haziran 2020 at 12:06

    Nurdan Hanım; elinize, kalbinize sağlık. Çok beğendim. Vedat Türkali’nin Mavi Karanlık romanı geldi aklıma. Yalnız sizi dinlemedim mütevazı dükkanımda Birsen Tezer’den “Ne Tuhaf” çalıyordu; inanın çok keyifli oldu. Ancak ilk fırsatta sizin sesinizden de dinleyeceğim.
     
    Çok sevdim ben bu aileyi.
    Tebrikler.
    Teşekkürler.

  • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 12:55

    Nurdancım, çok iyi ifade ettiğin, çok güzel bir hikaye olmuş. Nezih, şık insanların gittiği kulüpler ve o özel karşılaşmalar, tanışmalar…
     
    Kalemine sağlık!

  • Cevap Yaz