Varlık Sancısı

Çayyolu Metrosu

3 Haziran 2020

Yazı: Çayyolu Metrosu | Yazan: Hüseyin Küçükkelepçe

Çayyolu Metrosu ve Kaçamak Bakışlar

Tanımadığımız bir kişinin kesintisiz bakmasına ne kadar dayanırız? Beş saniyeyi geçerse iki taraftan birinin sesizliği bozması büyük olasılıktır. Çoğu zaman da bu olumsuz bir gard alıştır. Camdan bön bön dışarıya bakmaya alışmış bizler, zifiri karanlık tünelde yol alan ve üstelik koltukları göz göze romantik(!) bir yolculuk için tasarlanmış Çayyolu Metrosu’nun açılmasıyla bakış eziyetine, anons kirliliğine maruz kaldık.

Termodinamik Yasası, Yeşilçam Filmleri: “Bu Kadar Sevinme”

Tam on yedi yıl Çayyolu Metro hattının açılmasını bekledik. Neyse aylar öncesinden açılış tarihleri konuşulmaya başlandı. Defalarca açılış tarihi değişti ve o gün geldi çattı. Büyük sevinç…

Abartılı bir kabalığın/kalabalığın hakim olduğu otobüs ve minibüslerin devri bitti. Trafik, devlet büyüğü geçecek yol kapalı, kaza var… Hepsi Çayyolu Metrosu’nun açılmasıyla geride kaldı, kurtulduk.

“Temkinli ol, bu kadar sevinme” düşüncesi çook derinlerde belirdi. Termodinamiğin ikinci yasasına göre sistemde karşılıksız bir şey yoktu. Yeşilçam filmlerinde de öyle. “Bu kadar mutluluk fazla. Kötü bir şey olacak” beklentisi her seyircide vardı. Nitekim bu beklenti gerçekleşirdi.

Karşılıklı Bakışan Boksörlere Döndük

İlk günler şaşkınlık içinde öylesine geçti. “Çayyolu’nun metroyu beklediği gibi beklerim seni” duvar yazılarına konu olan Çayyolu Metrosu…

Açılıştan bir hafta sonra beni irrite eden iki durum vardı. Koltukların karşılıklı olması ve anons kirliliği. Karşılıklı koltuk dizaynı benim açımdan yapılabilecek en kötü ergonomiydi. Karşına hemcinsin düşerse çoğu zaman karşılıklı bakışan boksörlere dönüyorduk. Bakışını ilk kaçıran yenilmiş duygusuna düçar oluyordu. Karşı cins düşerse bu sefer de bakmama uğraşı. Gerginlik, bakmıyorsun, kımıldamadan duruyorsun. Yüzü sana dönük kişi tam sana bakıyor gibi geliyor. “Nasıl biri acaba?” Kaçamak bir bakış. Aaaa senin hemen üstünde yer alan “Gri renkli koltuklar yaşlı ve hamilelere aittir” cümlesine kobra yılanıyla karşı karşıya gelmişcesine fokuslanmış bakıyor. Ne var bu yazıda? Tek cümlelik bir yazı. Vahiy olsa bu kadar düşünerek bakmak zordur. Gayet açık. “Yaşlı ve hamilelere aittir.” Bitti. Nesini çözemedin? Bu kadar bakıyorsun.

Bakmaya Taksisli Arsalar

Tuvalete sıkışmış otogar yolcusu gibi bakacak yer arıyorsun. Yok. Sahipsiz bir alan yakalayan öylece donup kalıyor. Kişinin bakışına taksisli yerler/arsalar yakında ortaya çıkar mı? Çayyolu Metrosu değerli bir alan, neden olmasın? Yer üstünde memleketin tek geçim kaynağı zaten hepimizin ortak mülkü olan toprağın el değiştirmesine dayanmıyor muydu? Ne garip, artı bir değer ortaya çıkarmadan geçinip gitmek.

Seyreden Varsa Hayat Yalan Olur

Çayyolu Metrosu artık bir savaş alanı. Karşıdaki onlarca gözle kesişmemek için herkeste bir çaba. Duvarlarda üç-dört cümleyi geçmeyen uyarı, usul erkan bildiren sloganlar. Buralara bakıyorsun. Hadi zen rahibi gibi sıradan bir bünyeden farklı bakış açıları geliştirme yeteneğin var. Yine iki dakika sürüyor, yazı betonlaşıyor. Herkes herkese dikkat kesiliyor ama herkes (ben de), “Kimse umurumda değil. Ben kendi dünyamdayım” pozunu takınmış. Ortam münafık (iki yüzlü, içi dışı bir olmayan) kaynıyor(!).

“…yaptığımız işlere başkasının gözü değdiği an, ister istemez o göze hoş görünmeye çalışırız ve yaptığımız hiçbir şey dürüstçe olmaz. Bizi seyreden birilerinin olması, bizi seyredenleri bir türlü aklımızdan çıkaramamak, yalanlar içinde yaşamak demektir.”1

Mikro fizikte de öyle değil mi? Bakışa maruz kalan atomlar doğalarından uzaklaşır, dalga iken tanecik olur, yani bir nevi sahtekarlaşırlar.

Metroda Dışarıya Bakarken Aslında İçeriye Bakarsınız

Yerin üstüne göre Çayyolu Metrosu serin bir yer. Ani sıcaklık farkları bünyeyi sarsıyor ve burnum akıyor. Mendili çıkarmaya ürküyorum. “Çıkardığın ses sesizliği bozmya değdi mi?” bakışlarına maruz kalmaktan korkuyorum. Çayyolu Metrosu sakinleri yıllarca otobüs, minibüs gibi araçlarla dışarıya bakarak, hülyalara dalarak gidenlerden oluşuyor. Haliyle süper güvenlikli bir hapishaneye azılı suçluları götüren pencersiz bir nakil aracına düşmüş gibi oldular. Sıkıntı olması doğaldı.

İlk metro vagonları penceresizmiş.2 Görünen bir şey yoksa pencereye de gerek yok denmiş. Sonra kömür madeni havasını biraz olsun dağıtmak, fobisi olanları teskin etmek için pencereler eklenmiş. Zaten pencereye bakıyorsun ama yansıma ile yine içeriye, kendine bakıyorsun. Tam bir tevhid, bir nirvana hali.

“Bir Bakış Üzerime Doğrultulmuş Bir Silahtır”

Bu diri diri toplu bir mezara gömülme deneyimi haliyle masivaya alışmış, kendisiyle baş başa kalmamış kişileri daha fazla geriyordu. Garip sesler çıkaranlar, nedensiz sürekli bir kımıldama halinde olanlar… Dalgın, yaş almış kişiler, en fazla yanlış anlaşılmaya müsait insanlar oluyor. Kişi belki Himalayalar’ın zirvesinde, yüzüne kar taneleri çarpıyor… Ama siz, “Ne bakıyor bu huysuz? Kıyafetim de normal, açık bir yerim de yok” gerginliği yaşayabiliyorsunuz. Jean Paul Sartre’nin, “Bir bakış üzerime doğrultulmuş bir silahtır” sözüne hak verdiğim zamanlar oldu Çayyolu Metrosu’nda.

Kitap Okundu Azabımız Son Buldu

Yazıdaki hakim iklime dikkat edilirse felaket geçmiş gözüküyor. Evet benim için ve sanırım bir çok kişi için bakma, bakılma eziyeti sona erdi. Çayyolu Metrosu bir kitap vahasına dönüştü. Kitap imdadımıza yetişti. Her gün yaşadığımız ve yaklaşık bir saat süren toplu mezar deneyimini kitap okuyarak tam tersi bir duruma evrilmesini sağladık. Çoğul kullanıyorum. Çünkü inanılmaz bir kitap okuma furyası başladı. Övünmek gibi olmasın ihtilalin en ön saflarındaki kişilerden biriydim. Genelde magazin bir içeriğe sahip ve parasız dağıtılan tabloid gazeteleri bir kenara bırakırsak Çayyolu Metrosu kitap okuma yarışında (tüm gezegeni baz alıyorum) kürsü görür. New York, Moskova, Kiev, Washington, Berlin metrolarına bindim, kesinlikle Çayyolu Metrosu nal toplatır.

Bütün Bu Eziyetin Sorumlularını Schopenhauer İlan Ediyor

Dünyayı acı ve zavallılığın yurdu olarak betimleyen Schopenhauer, bakışlar üzerine hepimizi ters köşeye yatıran şu satırları yazar:

“…bu gürültü patırtının içinde aşıkların istek dolu bakışlarla birbirlerini süzdüklerini de görürüz. Peki, bu bakışlar niçin gizli, ürkek ve kaçamaktır? Çünkü aşıklar bütün bu ihtiyacı (yoksunluğu) ve düşkünlüğü sürdürmek isteyen hainlardir; yoksa yosunluk ve düşkünlük sona erer.”3

Çayyolu Metrosu ndaki gereksiz anons eziyetini de başka bir zamanda arz edeyim.
 
 
Hüseyin Küçükkelepçe
 
 

Notlar & Açıklamalar:

1 Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği- Milan Kundera (s.120) ⇡⇡⇡

2 Ekşi Sözlük ⇡⇡⇡

3 Aşkın Metafiziği – Schopenhauer ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Dilek Beyin 4 Haziran 2020 at 10:24

    Aynı duyguları yaşadım ama sizin gibi güzel anlatamazdım. Çok güzel bir yazı. Esprilere güldüm. Hele kendinizi tanıtan yazıya bayıldım.

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 4 Haziran 2020 at 11:16

    Gülmeniz ne kadar güzel.
    Selamlar.

  • Cevap Yaz