Kültür & Sanat

Fernando Botero ile Abartma Sanatı

3 Haziran 2020

Yazı: Fernando Botero ile Abartma Sanatı|Yazan: Pelin Erem

Abartın gülmeyi!
Sevmeyi, sevilmeyi
Paylaşmayı, sevişmeyi
Zamanla sonlu
Mekânla sınırlı hayatlarda
Abartın yaşamayı!
P.E

Şişman mı?

Kesinlikle değil bence. Fernando Botero’nun figürleri şişmanlıktan öte; balon misali şişirilmişler.

Botero’nun resim ve heykellerindeki abartılı hacimleri, rengi özgürce kullandığı geniş yüzeyleri yerkürede ve hatta kâinatta varlığımla doldurduğum küçücük alanı hatırlatıyor her defasında. “Kendinizi olduğunuzdan fazla görüyor ve önemsiyorsunuz!” dercesine kabarmış egolarla dalga geçtiğini hissettiriyor.

Bir taraftan da yaratmış olduğu paralel evrende köşelerinden arınmış, hacimli ve yuvarlak hatlı bu figürler yüzüme çocuksu bir gülümseme yerleştiriyor. Mona Lisa’nın 12 yaşındaki hâlini resmettiği bu tabloya bakıp da tebessüm etmemek mümkün mü?

Yazı: Fernando Botero ile Abartma Sanatı | Yazan: Pelin EremNeden Abartırız?

Abartmanın ister istemez dışavurumcu bir yanı var. Bilinçli veya bilinçsiz, abartan kişinin bir derdi olduğundan söz etmek mümkün. Başkalarına karşı üstünlük algısı yaratmak, kendini kanıtlamak veya bir çeşit savunma mekanizması olarak mübalağaya başvurulabilir. Bu sayede gerçek, olduğundan farklı gösterilerek deforme edilir ve bir çeşit aldatma yaratılır.

Dikkate muhtaç birinin de abartmaya meyilli olduğu görülür. Kâh olduğundan fazla, kâh olduğundan ilginç, bazen de daha mühim”miş” gibi göstermek için.

Ancak “abartmak” aynı zamanda kullanmadıkça pas tutan hayal gücüne açılan kapının da anahtarıdır. Abartı ne kadar fazlaysa, normal olarak kabul edilene vurgu da o kadar fazladır. Nasıl ki sahip olunanın kıymeti yokluğunda anlaşılır, abartı da “normale” olan özlemi hatırlatır.

Dikkat çekmek ve eleştirmek için veya mizahi bir unsur olarak Botero da mübalağa sanatından faydalanmıştır.

Köklerinden Beslenmek

Fernando Botero, Latin Amerika’nın iftihar ettiği, eserleri dünyanın pek çok yerindeki önemli müzelerde sergilenen usta bir isim. Kolombiyalı sanatçı doğduğu toprakların kendi üzerindeki inkar edilemez etkilerini gururla taşırken, ülkesinin peşini bırakmayan sorunlara da değiniyor.

Tutuklanmalar, katliamlar, cinayete teşebbüsler, depremler, uyuşturucu kartelleri, şiddet olayları ve politik figürler eserlerinde sıkça karşılaşılan konular. Latin Amerika’nın kanayan yaraları, melankolisi ve ızdırabı da eserlerinin bir parçası.

Ancak bunların kaynağı yalnızca dünyaya geldiği Medellin değil. Dört yaşında babasını kaybeden Botero, daha sonra ailesiyle geçirdiği trafik kazasında da trajik bir biçimde dört yaşındaki oğlunu kaybetti.

Matadordan Sanatçıya

Henüz 16 yaşındayken illüstrasyonları yerel bir gazetede yayınlanan yetenekli sanatçı genç yaşında önemli ödüllere sahip oldu. Amcasının isteğiyle matador okuluna girse de Madrid’in yolunu tutarak sanat eğitimine başladı.

Madrid’teki dünyaca ünlü Prado Müzesi’nde (Museo Nacional del Prado) usta sanatçıların eserlerini kopyalayıp turistlere satarak harçlığını çıkardı. Bu esnada sanatçıların eserleriyle kurduğu yakın ilişki onu derinden etkiledi.

Batı sanatının yanı sıra Latin Amerika’dan manzaralar, yerel hayatın içinden görüntüler, halk sanatları, Kolomb (Christophe Colomb) öncesi sanat, Meksika duvar resimlerinin etkilerini de eserlerinde gözlemlemek mümkün.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

“Boterismo”

İtalya, İspanya, Fransa gibi yaşadığı pek çok ülkedeki müzede sanat eserlerini yakından görme imkânını bulan Botero, bazı yapıtlarında sanat tarihinde önemli bir yer edinmiş usta isimlerin resimlerini kendi tarzıyla yorumladı. Yelpazesinde Raphael’den Leonardo da Vinci’ye, Jan Van Eyck’tan Velazquez, Ingres ve Degas’ya varan pek çok sanatçı var.

Botero soyut sanatın figüratif sanatın önüne geçtiği dönemde bile büyük bir azimle figüratif çalışmalarını sürdürmeye devam etti.

Formun basitleştirildiği, derinliğin kaybolduğu, hacmin genişletildiği grotesk figürleri kendisiyle öylesine bütünleşti ki, “Boterismo” ismi verilen bir terim oluştu.

Cesaret ve Duyarlılık

Anavatanı dışındaki toplumsal olaylara karşı da oldukça duyarlı bir sanatçı Botero. Amerikan askerlerinin Irak’taki mahkumları istismar etmesini gözler önüne seren Abu Ghraib serisi bu durumun en iyi örneklerinden.

Yapılanlar karşısında birçok kişi sessizliğini bozmazken, Botero insan haklarının ihlâlini bütün çıplaklığıyla resmetti. Başkalarının acısını kazanca dönüştürmek istemediği için de yapıtlarını satışa çıkarmadı.

Sanatsever ve Vatansever Koleksiyoner

Botero’yla ilgili dikkat çeken bir diğer husus da koleksiyoner kimliği. Ülkesine unutulmayacak bir hizmette bulunarak pek çok usta sanatçının 19. ve 20. yüzyıla ait eserlerinin yer aldığı koleksiyonunu müzelere bağışladı. Kolombiya’nın başkenti Bogota’da yer alan Botero Müzesi’nde (Museo Botero) Latin Amerika’nın en önemli uluslararası sanat koleksiyonlarından biri bulunuyor.

Sanattan aldığını sanata veren Botero zengin bir ailenin hayata 1-0 önde başlayan şanslı çocuklarından biri değil. Türlü zorluklar ve yokluklar içerisinde kendini yetiştiren, geliştiren; sahip olduğu tüm imkânları çalışkanlığıyla sıfırdan var eden bir sanatçı.

Aynı zamanda Kolombiya dışına çıkma şansı olmayan tazecik beyinlere sanatla buluşma olanağını sunan bir vatansever. Tüm bunların kökeninde ise aşk var. Sanata duyulan aşk, işine duyulan aşk, vatana duyulan aşk…

Paris’te yaşamını sürdüren 88 yaşındaki kıymetli sanatçıyı gün gelip de sonsuzluğa uğurladığımızda bu dünyadan ebediyen göçtüğünü kim söyleyebilir?

Pelin Erem

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 5 Haziran 2020 at 00:59

    Pelincim ellerine sağlık. Çok sevdigim bir ressam ve heykeltraşı çok güzel cümlelerle okuma keyfini yaşattın bana. Ben 20’li yaslarımın başında İtalya’da Piazza della Signoria’daki bir açık hava sergisinde heykelleri ile tanışmış, bu sıradışı heykellere ve Botero’nun kalıplara sığmayan tarzına hemen aşık olmuştum. Yazın su gibi aktı. Teşekkürler… 😍

  • Cevapla Emel Erem 5 Haziran 2020 at 01:04

    Medellin’de doğduğunu bilmiyordum, malzemesi bol bir yerdi sanırım. Senin de dediğin gibi sanatçı eserleriyle sonsuza kadar yaşıyor, ben bir çok sanatçının dönemini bilirim de ölümünü bilmem, eserine her baktığımda o orada yaşıyordur benim için. Çok güzel bir Botero yazısı olmuş, teşekkürler Pelincim.

  • Cevap Yaz