Çok Gezen Abi

Korkularımı Cihangir’de Bıraktım

19 Haziran 2020

Yazı: Korkularımı Cihangir’de Bıraktım | Yazan: Burak Süalp

 
 
1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
 
 

2. Bölüm | Korkularımı Cihangir’de Bıraktım

Yol planları yaparken aklımda onlarca fikir vardı. Pek çok insan gibi ben de Küba’yı, Meksika’yı, Latin Amerika’yı merak ediyordum. Avrupa’da çok ülkeyi görmüştüm ama Hindistan’ın doğusuna daha hiç geçmemiştim. Doğu Asya nasıldı acaba? Afrika başlı başına bir derya deniz. Tarihi, arkeolojiyi çok seviyordum ve gezip görmek istediğim bir dizi antik şehir, eski uygarlık kalıntıları, arkeolojik çalışma alanları vardı. İnsanlığın ilk ortaya çıktığını düşündüğümüz Afrika’ya mutlaka gitmeliydim. Daha Göbeklitepe’yi bile görmemiştim ve çok merak ediyordum. Laf aramızda, hâlâ da göremedim, yapılacaklar listemde duruyor.

Gezi Parkı’ndaki ağaçlar bilmeden hayatımın dönüşümünü yaşamama sebep olmuşlardı. O dönemde tanıştığım, Gezi’ye birlikte çıktığımız ve hayatımın bir dönemini birlikte geçirdiğim kız arkadaşım, bu dönüşüm konusunda bana örnek olmuş, cesaret vermişti. Eski hayatıma doyduğumu biliyordum ama yeni hayatımı nasıl kuracağımı bilmiyordum. O zamana kadar Avrupa’cı olan, yurtdışı diyince her fırsatta Avrupa’ya kaçan Burak’ı tuttu 180 derece döndürdü, Hindistan’a götürdü. Yolu, yolculuğu birlikte planladık. Yaz aylarını Türkiye’de geçirmeyi, ekimde de Amerika’ya gitmeyi düşündük. Tek yön gidiş, New York, San Fransisco, sonra Küba, Orta ve Güney Amerika. Ne kadar sürerse… Oysa hayat planladığımız gibi akmadı. Yola çıkma zamanımız geldiğinde onun tercihleri farklı şekillendi, İstanbul’da kalmaya, kök salmaya karar verdi.

Dünyanın kıyısında tek başıma kalmış ama zihnen çoktan yola çıkmıştım bile.

Yazı: Korkularımı Cihangir’de Bıraktım | Yazan: Burak SüalpBöyle derken, çok cesur olduğumu filan düşünmeyin. İşyerimdeki son gün, İnsan Kaynakları Bölümü’nde işten ayrılma evraklarını zor imzaladım.

İyi de bu neydi yani şimdi?
Elim ayağım neden böyle titriyordu?
Bir karar vermiş ve uygulamaya başlamıştım ama kararı uygularken her aşamada yeniden korkuya kapılmak da ne oluyordu?

Anladım ki korku mücadele etmesi çok zor bir duyguymuş. Gezi’de biraraya gelince belki yenebiliyormuşuz ama yalnız kalınca o iş öyle olmuyormuş. “Korkuyu şöyle yendim böyle yendim” sözleri laftan ibaretmiş. Korktuğumuz için her aşamada paniğe kapılıp yanlış yönlere sapabilir, dönüp eskiye sarılabilir, bu kararlara da çok haklı gerekçeler bulup kendimizi avutabilirmişiz.

İtiraf edeyim, ben korkuyu filan yenemedim.

Korktuğum anlarda yavaşladım, durdum, dinlendim, güç topladım ve sonra bir adım daha attım. Sonra bir adım daha. Attığım her adımın da tadını çıkartmaya çalıştım. Hatta çoğu zaman ürkütmeden yavaşça korkunun yanından geçtim.

İşten ayrılmamı takip eden günlerde eşyalarımın bazılarını sattım, bazılarını dağıttım. Özel olanları, kitaplarımı, az sayıdaki kışlık kıyafetimi kolileyip anneme taşıdım. Evimi temel mobilyalarla kiraya verilebilir hale getirdim.

Üç cümleyle anlattığım bu süreç hiç hem de hiç kolay olmadı biliyor musunuz? Hiçbir zaman eşya düşkünü olmadım ama her bir eşyam ile farklı bağlar kurmuşum galiba. Hiç öyle olduğunu zannetmiyordum halbuki. Bir su ısıtıcının, basit bir sehpanın, eski bir kilimin hayatımdaki yeri ne kadar önemli olabilirdi? Her bir eşyamı bir öncekinden daha zor verdim. Eşyalar azaldıkça azalıyordum sanki. Son kalan ikili koltuğu kimse almadı, eskici bile para vermedi ama günlerce kaldırıp atamadım. O koltuğun hiçbir değeri, anısı, ona bağlanmama sebep olacak bir yanı yoktu ama evrende sanki bir o bir de ben kalmıştık.

Sanırım bize ait bir yaşam alanımızın, eşyalarımızın olması, arkadaşlarımızın dostlarımızın olması gibi iyi ve güvende hissettiriyor. Ne garip değil mi? Internetten sipariş ettiğin ayaklı lamba ev hayatındaki yol arkadaşın oluyor. Nasıl bir sistemin içine düşmüşüz, ne eşyaymış arkadaş… Belki de eşyanın varlığı ve sürekliliği bize güç verirken ölümlü olduğumuzu da unutturuyor. Onlar olduğu sürece biz de varız işte.

Nina

Bu günlerde sevgili dostum, doktorum Reyhan’ın sahip çıktığı Nina’yı iki sene önce daha yavruyken Tophane’de, Roma Parkı’ndan Cihangir Manavı’na çıkan sokakta, çöpün yanında tek başına ve neredeyse ölü durumda bulmuştuk. Apar topar götürdüğümüz veteriner yaşama şansının çok düşük olduğunu söylemişti ama vazgeçmedik, o da vazgeçmedi. Günlerce süren bir yoğun bakımla hayata ve bize tutundu.

Bir yaşında terasta boyundan büyük kuş avlamaya kalkınca beşinci kattan düşerek ikinci can hakkını da kullandı. İki gün sonra ağzı burnu kan ve yara, bere içinde bulabildim. Korkmayın, veterinerin olumsuz beklentisine rağmen bir kere daha, bu sefer daha yoğun bir bakım ve sevgiyle hayatta kalmayı başardı. Sonra da maymuna döndü, bir daha omzumdan hiç inmedi. Şaka yapmıyorum, evde elektrikli süpürgeyle temizlik yaparken bile hep omuzumdaydı.

Oysa şimdi, çok zorlansam da Nina’dan ayrılmam kaçınılmazdı. Kediler evlerine, eşyalarına, güvenli yaşam alanlarına çok bağlılar. Onu oradan oraya sürükleyemezdim, bu sanki bencillik ve haksızlık olurdu. Sonunda o gün de geldi ve eskiden beri arkadaşlarım, yoldaşlarım Ayşegül’le Cihan, Nina’yı ailelerine aldılar, dördüncü çocukları yaptılar. Umarım hep mutlu olmuşlardır.

Arkadaş hadi artık, bir türlü çıkamadın şu yola demeyin.

İşten ayrıldığım gün kendi fişimi çektim, çıktım ben o yola. Komşular, bakkal, manav görmüyordu ama sırtımda kanatlarım çoktan çıkmıştı. Bu işin sonrası o kadar kolay olmuyormuş. Aranızda heveslenen varsa bir daha düşünsün, hemen tek başına yapmaya kalkışmasın diye anlatıyorum bunları. Gelin bir konuşalım önce…

Neyse, evi hazır hale getirince kiracı beklemeye başladım fakat karşıma çıkan kiracı adayları bir türlü içime sinmiyordu. Sonuçta tek düzenli gelirim bu kira olacaktı ve o zaman, o güvence olmadan mümkün değil yola çıkamazdım. Evimi güvenebileceğim, uzun süre kalacak birilerine teslim etmek istiyordum. Gerekçem tabi ki doğru ama korkuyordum aslında :)))

Bir dizi kiracı adayından sonra emlakçım bir gün benim yaşlarımda yabancı bir adam ve kurt köpeğiyle çıkageldi:

Guillermo ve Thera

Guillermo, Meksika’lı, mimar, bir sene önce işi gücü bırakmış, “Walking for Humanity” adlı bir hareket başlatarak, Thera’yla birlikte önce Meksika’dan New York’a, sonra da Portekiz’den İstanbul’a yürümüşlerdi! Yürüyüşün amacını Facebook sayfasında şöyle tarif ediyordu:

“Walking for a more conscientious, all-connected world. Now on pilgrimage from Mexico to Istanbul, as an awareness campaign for Syria refugee crisis.”

(Daha vicdanlı, birbirine bağlı bir dünya için yürüyüş. Şimdi Suriye’deki mülteci krizi hakkında bir farkındalık yaratmak için Meksika’dan İstanbul’a hac yolunda.)

Kocaman bir kalp, muhteşem bir çaba, büyük bir özveri değil mi?

Bir yıl süren yürüyüşlerinden sonra Guillermo’nun İstanbul’da özel bir üniversitede ders verme olasılığı ortaya çıkmıştı ve bir sene burada kalacaktı. Görünüşü ürkütücü olmakla birlikte harika bir köpek olan Thera ile birlikte kalacakları bir ev arıyordu. Muhtemelen diğer ev sahipleri köpeği gördükleri anda hayır cevabını veriyorlardı. Guillermo bana Thera’nın ne kadar eğitimli, zararsız, söz dinleyen bir köpek olduğunu anlatıyor ve beni ikna etmek istiyordu. Oysa buna hiç gerek yoktu. Evimi teslim etmek için, Meksika’daki mimarlık hayatını bırakıp hiç tanımadığı Suriye’li göçmenler için İstanbul’a yürüyen bir adam ve köpeğinden daha iyi bir çift bulamazdım. Kontratı hemen ertesi sabah yaptık. Bir günden kısa bir sürede kiracı olarak eve, dost olarak da hayatıma girmişlerdi.

Onlar eve girdi, ben sırt çantamı aldım, korkularımı Cihangir’de bıraktım, bir adım daha attım, evden çıktım.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Burak Süalp

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

12 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 19 Haziran 2020 at 14:09

    İlk dört yazını önden soluksuz okumama rağmen, bugün yayınladığımız ikinci bölümü de büyük bir keyifle yeniden okudum. İnsanda seninle beraber yola çıkacakmış heyecanı yaratıyorsun 💯 Şimdi bir an önce bu dört bölümü yayınlayalım da bir sonrakini okuyabileyim diye bekliyorum 🙃
     
    Nina, Ayşegül, Cihan, Guillermo, Thera… hepsine bayıldım. Yazılarında başka kişileri, bağlantıları da aktarman olayın gerçekliğin altını çiziyor resmen.
     
    Cesur seçimler sonucu çıkılan macera etkileyici, anlatım kuvvetli; eh bir okur başka ne ister…
     
    Tebrikler 👏🏻

    • Cevapla Burak Süalp 19 Haziran 2020 at 18:18

      Didemcim, senin gibi tecrübeli bir okur, yazar, editör, site yöneticisi, kısaca yayıncılık alanında on parmağında on marifet bir insanın övgüsünü duymak müthiş bir haz veriyor, daha üretken olmak için de motive ediyor. Hem desteğin hem de yazıların yayınlanması sürecindeki emeğin için ne kadar teşekkür etsem az. Hem birlikte bir yola çoktan çıkmadık mı?
       
      Üçüncü, hatta dördüncü bölümler için yeni yazılar yazıyorum, aman kazara o sana yolladıklarımı yayınlama :)))
       
      Paylaştığım gerçek kişiler de “hayatımın en kıymetli canları” listemden. Bundan sonrakiler de öyle olacak. Her biri çok değerli benim için.
       
      Yolumuz uzun. Hep açık olsun…

    • Cevapla Zeynep Oguzsimsaroglu 20 Haziran 2020 at 05:41

      Burakcığım kalemine sağlık. Ne güzel anlatmışsın. Yazdıkların, adeta Nina gibi, aldı beni omzuna, senin pencerenden yaşadıklarını gözledim, o anki hislerini yaşadım. Sıra geldi şimdi yerimi hiiç bozmadan seninle gezmeye.. Yazılarında biz de seninle gezip göreceğiz, maceralara yürüyeceğiz, degil mi?

      • Cevapla Burak Süalp 20 Haziran 2020 at 10:29

        Zeynepcim, çok sevindim gerçekten öyle hissetmeni sağladıysam. Tabii ki birlikte yürüyeceğiz, birlikte gezeceğiz bundan sonra. Yol bizim. Yorumun için çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Atakan Balcı 19 Haziran 2020 at 18:31

    Varlığını birbirine katan ruhlar oldukça umut var. Varoluşmanın öyküsünü Dünya Ana’nın soluğunu güçlendirecek adımlar üzerinden yazmış olman çok değerli. Teşekkür ederim yazı için.

    • Cevapla Burak Süalp 20 Haziran 2020 at 13:00

      Varoluşma. Çok güzel bir ifade. Değerli yorumunla bir kelime daha öğrenmiş oldum. Bunun üzerine de düşüneceğim. Bu kadar yaratıcı bir dil kullanıyor olmamız da ne güzel. Ben de çok kıymetli yorumun için teşekkür ederim arkadaşım!

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 21 Haziran 2020 at 11:46

    Burakcım ikinci kere okumama rağmen yine bir solukta okudum ❤ Kalemini çok beğeniyorum. Tespitlerine ise bayılıyorum.
     
    “Dünyanın kıyısında tek başıma kalmış ama zihnen çoktan yola çıkmıştım bile. İşten ayrıldığım gün kendi fişimi çektim, çıktım ben o yola.”
     
    👏 bayıldımmmm.
     
    Yazında bizimle hayata karşı duruşunu da paylaşıyor, yol gösterici oluyorsun. Nina’ya karşı tavrın beni çok etkikedi. Hayvanlara sahip değil yol arkadaşı gibi davranan o güzel insanlardansın 😍
     
    Canım arkadaşım yolun hep aydınlık olsun ❤

    • Cevapla Burak Süalp 21 Haziran 2020 at 15:12

      Pelincim, seninle bi’ çok konuda hayata benzer açılardan bakmak gurur veriyor bana. Güzel, sıcak, samimi yorumun içimi ısıttı. İyi ki bi’ çok konuda örnek oldun bana.
       
      Nina konusuna gelince… Bazı konularda yaklaşımımızı terminolojimize kadar gözden geçirmemiz lazım diye düşünüyorum. Örneğin, bir hayvana yol arkadaşı ararken “sahiplendirme” kelimesi benim hep kulağımı tırmalıyor. Hayatta kimsenin kimseye sahip olamayacağını, ancak yol arkadaşı olabileceklerini düşünürüm. Nina da benim yol arkadaşımdı. Ayrılma zamanı gelince çok güzel bir aileye gitti. Çok içim yandı ama kendi hayat tercihimi ona dayatamazdım.
       
      Yollarımız hep aydınlık ve açık olsun canım arkadaşım…

  • Cevapla Beril Erem 25 Haziran 2020 at 02:24

    Herkes farklı bir ders, bir anı ya da fikir çıkartıyor okuduğu metinden. Beni her zaman şaşırtan, hayran bırakan yazın işinin güzelliği…
     
    Senin korkularını geride bırakma hikayende de bana kalan şu cümledir:
     
    “Eski hayatıma doyduğumu biliyordum ama yeni hayatımı nasıl kuracağımı bilmiyordum.”
     
    Kalemine sağlık Burak, benim için ilginç, imrendiren bir deneyim bu yaşadığın 😊

    • Cevapla Burak Süalp 25 Haziran 2020 at 11:36

      Yazın işi gerçekten çok güzel. Eskiden de yazardım ama hep defterlere. Blog’um yazılarımı arkadaşlarımla, sitemiz de siz yepyeni arkadaşlarımla paylaşmamı sağladı. Sağolsunlar. Eskiden bir yazdığımı dönüp bir daha okumazdım. Birikiyormuş onlar. Şimdi bir yazdığımı yirmi kere okuyorum, hem doğru olsun hem de kimsenin vaktini çalmayayım diye.
       
      En yeni arkadaşınızım, sizlerden öğreneceğim çok şey var. Okuyan gözlerine sağlık sevgili Beril!

  • Cevapla Seda Çağlayan 26 Haziran 2020 at 18:02

    Merhaba Çok Gezen,
     
    Dün ben buraya uzuuun uzuuun yazdım, sonra da yollayamadan şak diye şarjım bitti. Şimdi tekrar deneyeceğim.
     
    Aslında yaptığın şey evi kapatıp yola çıkmak gibi gözükse de bence bu sadece göze görünen tarafı. Aslında ne büyük bir eşik atlamışsın. Senin de bahsettiğin bu koltuğa, tabağa, çaydanlığa bağlanma, onları ölesiye içselleştirme hali hepimizin dramı. Yani en azından benim de dramım. Bir şeyi, bir yeri, birini bırakmamak istemek. Ben çok sevdiğim dizilerle bile ilgili aynı şeyi hissediyorum. Ama biri bitmeden daha çok sevebileceğim birine başlamam da mümkün değil bir yandan. Bazen bir şeylerin zamanı doluyor gerçekten ve biz bu gerçeği ısrarla görmemek istiyoruz. Senin gözüne perde inmemiş. Biraz ızdıraplı da olsa bırakabilmişsin ve benim inanışıma göre bir üst levela sıçramışsın. Bundan sonra istesek de istemesek de hayat sana o sıçrayışı yapana dek yaşattıklarından daha farklı şeyler yaşatacak. Belki daha zor olacak ama eminim ki daha güzel olacak.
     
    Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bunu bitirdiğime göre yeni yayınlanan yazına geçebilirim 🙂
     
    Eline sağlık, çok güzeldi.

    • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 04:59

      Canım arkadaşım Seda, ilk başta hakikaten zordu. Korkularımın bir kısmını bile ifade edebildiysem ne güzel. Hepbirlikte korku filmi yaşamayalım diye hepsini de anlatmıyorum. Kısaca, çok zordu ama bir şey oldu o korkuların yanından geçmeyi becerdim. Bir üst seviyeye mi geçtim bilmiyorum. Hayatın önüme çıkardığı zorluklarla başetme konusunda biraz daha geliştim. Öyle düşünüyorum.
       
      Okuyan gözlerine sağlık. Samimi yorumun için gönülden teşekkür ederim.

    Cevap Yaz