Çok Gezen Abi

Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır

26 Haziran 2020

Yazı: Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır | Yazan: Burak Süalp

 
 
1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
2. Bölüm 👉🏻 Korkularımı Cihangir’de Bıraktım
 
 

3. Bölüm | Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır

 

“Biz şehrimizi çok seviyoruz. Bizi burada unuttular. Siz de kimseye söylemeyin, biz burada çok mutluyuz.”

 
Yola çıkmadan önce İstanbul’da biraz daha vakit geçirdim. Yüklerimden arınmış olmanın rahatlığıyla şehrin bende iz bırakan, anılarımın olduğu, özleyeceğimi düşündüğüm köşelerine gittim. Seyrettim, dinledim, hatırladım, güldüm. Her gün farklı arkadaşlarımla görüştüm, kimilerinin evinde kaldım.

O güne kadar üç ayrı şehirde onlarca semtte, haliyle bir o kadar farklı evde oturmuştum. Her bir semtte de gidip sadece bir evde oturduğumu düşünmeyin. Nihai olarak bırakıp çıktığım ev son beş senede yerleşik olarak yaşadığım yedinci evimdi. Sadece Cihangir’de bile dört ayrı sokakta farklı evlerde hayatım oldu. Aşağıdaki fotoğraflar da orada oturduğum ilk evin apartmanın koridorlarından. Bunları gördüğümde evi tutmaya görmeden karar vermiştim.

Haliyle benim için taşınma dönemleri de hep keyifliydi. Her seferinde koliler toplar, eşyalarımı eler, gereksiz olanları satarak, hediye ederek ya da ihtiyacı olanlara dağıtarak eksiltirdim. Sağlam mukavva kolilere, ayakkabı kutularına dayanamazdım. Kaldırımda filan gördüğümde dayanamaz alır eve getirirdim. Sağlam koli, illa ki taşınıcam, lazım olacak. Plakhane Deniz öyle yapıyor hala, onu görünce eski halimi hatırlıyor çok gülüyorum. Sağlam kolileri hâlâ seviyorum ama yeni yaşam biçimimle koli bağımlılığımdan kurtuldum, az şey mi?

İhtiyacım olmayan eşyalarla vedalaştıktan sonra bana kalanlarla taşındığım ev benim için hep yeni bir maceranın başlangıcı oldu. Önce boyanacak sonra süslenecek yeni duvarlar, eski eşyalarımla da olsa tasarlanacak yeni odalar, tanışılacak komşular, berber, bakkal, manav artık yeni hikayede kimler varsa.

Bu arada, yeni bir semte taşındıysam ilk iş berbere giderim. Berberler herkesi tanır. Siz berbere gittikten bir süre sonra da herkes sizi tanır.

Hikaye demişken, benim bu taşınmalarımdan en çok kitaplarım muzdaripti. On yıllardır birikmiş, babamdan bana devrolmuş romanlar, hikaye kitapları, hepsi bir bir kolileniyor, taşınıyor, raflara diziliyor, bir sene sonra tekrar aynı kaderi yaşıyorlardı. Eşyalar azalıyor ama her taşınma döneminde kitaplar artıyordu. 2012 yılında Kadıköy’den Cihangir’e taşınmaya karar verdiğimde, sanırım zamanı gelmiş ki o konu da çözüldü.

Henüz bir sene önce Devrimden Sonra filmini çeken sevgili yönetmen arkadaşım Mustafa Kenan Aybastı, aynı yıl Bağımsız Sinemacılar Merkezi’nin (BSM) kurulmasına da ön ayak olmuştu. Cihangir’e taşınmadan birkaç gün önce, birlikte rakı içerken bahsettiğim biriken kitaplar sorunuma harika bir çözüm önerisi getirdi.

“Yazık bu kitaplara, seninle birlikte evden eve sefil oluyorlar. BSM’ye bağışla hem merkezin bir kütüphanesi olsun hem de kitaplar senden kurtulsun.”

Buna o gece çok güldük ama çok mantıklıydı. Hemen ertesi gün bir araç ayarladı, canımın içi kitaplar benden kurtuldu. Çok okuyanları olmuştur ve hâlâ oluyordur umarım.

Sonrasında kitap okumayı bırakmadım elbet, kitaplara sahip olmayı bıraktım, bana misafir olan ve biten kitabı hediye etmeyi öğrendim. Artık kitaplar da, ben de, yeni sahipleri de daha mutlu oluyoruz.

Yeni hayatıma başlarken beni bu kadar heyecanlandıran belki de içimdeki gizli göçebenin artık saklanma ihtiyacı duymadan ortaya çıkıp hayatımın kontrolünü ele almasıydı.

Tony Gatlif’in filmlerini sever misiniz? Beni hep çok etkilediler. Mesela bir grup çingenenin Hindistan’dan başlayan ve uzun bir yolculuk sonunda Avrupa’ya ulaşan yolculuklarını anlattığı Latcho Drom harikadır. Bilinmeyen bir şarkıcıyı bulmak için Romanya’ya seyahat eden Stephane’ın o yolculukta aşkı bulduğu film, Gadyo Dilo müthiştir. Beni baştan çıkartan ve belki de doğru yola sokan filmler.

Zaten her yolculuk bir aşk ihtimali taşımaz mı?

Yeni bir yolculuğa çıkmanın arifesindeydim ama yeni hayatımın bu ilk yolculuğunun, aynı zamanda bu yolu birlikte planladığımız kız arkadaşımla son yolcuğumuz olacağını hiç düşünmemiştim. Dedim ya, o kök salmaya karar verdi, ben kanatlanmaya. Aslında o ağaç olmak özlemindeymiş, ben göçebe.

Sumi Colligan | Yazı: Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır | Yazan: Burak Süalp


Sumi Colligan

ABD’li Sosyoloji profesörü Sumi Colligan Gezi Direnişi’nden sonra her yıl Türkiye’ye geliyor, röportajlarla, incelemelerle Gezi sürecinin toplum üzerindeki sosyolojik etkilerini araştırdığı bir çalışma yapıyordu. O yıllarda bu süreçte ona kız arkadaşım asistanlık yapıyordu. Kendisiyle önceki sene tanışmıştım ama birlikte çok fazla vakit geçirme fırsatımız olmamıştı. Sumi’nin bu gelişinde ise seyahati boyunca şoförlüklerini ben yapacaktım. Aylardır yaptığımız plan öyleydi. Hayat planımız değişmiş olabilir ama biz Sumi’yi de kapsayan bu planı bozmadık. Sonuçta özel gündemimiz ayrı, verdiğimiz sözler, sorumluluklarımız ayrı şeyler.

Ara ara sinemadan, filmlerden gidiyorum, oradan aklıma geldi, “Bucket List” filmini çok sevmiştim ama hiç öyle bir liste yapmayı beceremedim. Özendim bir ara, olmadı.
Onun yerine benim bir “Tanıdığım muhteşem insanlar” listem oldu.

Yolculuğumu anlatırken ara ara onları size sunuyorum, belki bir gün denk gelir tanışırsınız.

Göçebe hayatımdaki bu ilk yol maceramda işte o listemde hızla üst sıralara yükselen Sumi ile birlikte iki haftalık bir yolculuğa çıktık. Sumi’yi o yolculukta tanımaya başladım.

“I feel most engaged when I am seeing new places and meeting new people.”
(Kendimi en çok yeni yerler gördüğümde ve yeni insanlarla tanıştığımda dolu hissediyorum.)

Kendisini böyle anlatan birinin gönlümde hızla taht kurması, listemde üst sıralara yerleşmesi rastlantı değil.

Sumi Amerika’dan geldi; İstanbul’dan yola çıktık, Trakya’nın, yolun tadını çıkarta çıkarta Tekirdağ’da bir köfte molasının ardından Çanakkale’ye geçtik. Gelibolu yarımadasını gezdik, şehitlikleri ziyaret ettik. Büyük rastlantı, o gece Çanakkale Özgürlük Parkı’nda açıkhavada harika bir Ezginin Günlüğü konseri dinledik.

Ezginin Günlüğü grubunun bendeki yeri çok ayrıdır. Okul yıllarımızda en çok dinlediğimiz gruptu. Şarkılarını albümdeki sıralarıyla ezbere bilirdik. Grubun kurucusu Nadir Göktürk, sonra Emin İgüs, ilerleyen yıllarda Hüsnü Arkan ve daha pek çok kıymetli müzisyen grubun farklı dönemlerindeki eserlerine katkı koymuş hayatımıza girmişlerdir. Yıllarca hayran hayran dinlediğim, her şarkısını ezberlediğim grubun bugünkü üyeleriyle, gün geldi arkadaş oldum. Nadir Göktürk’e pandemiden önce çıktığı son konserde Nadir Abi diye hitap edebilmek, Hüsnü Arkan’la bir sefer bile olsa aynı masaya oturabilmek, grubun herbiri birbirinden değerli üyeleriyle arkadaş olmak hayatın bana verdiği ödül oldu.

Bana göre hayat, karşımıza çıkarttığı mucizeleriyle güzel.


O geceki konser fotoğrafları yine çok sevdiğim arkadaşım Jale Tan’ın gözlerinin yakaladığı fotoğraflardır. Fotoğrafçılığı bir yana, çok yönlü, özel bir insandır bilin istedim.

Konserin ertesi günü tekrar yola koyulduk.

Ayvalık, Bademli, Bodrum, Turgutreis, röportajlar, antik şehirler, doğa yürüyüşleri. Bir cümlede geçtiğim ve hepsi ayrı anı barındıran bu yerlerin hakkını yemek istemiyorum, işin o kısmını layıkıyla yapacak gezgin arkadaşlarıma bırakayım.

Sumi gittiğimiz her yerde insanlarla görüşüyor, röportajlar yapıyordu. Bunlardan fırsat bulduğumuzda yürüyor, yüzüyor ve o kumsallarda benim için çok öğretici olan sohbetler yapıyorduk.

Sumi Colligan

Burdur

Yolculuğun sonlarına doğru dönüş yoluna yöneldik, Korkuteli Yaylası üzerinden Burdur’a vardık. Yolculuk boyunca Sumi’yle birlikte gittiğimiz her yeri daha önce görmüştüm ama hayatımda ilk kez misafir olduğum Burdur’un sadeliği, güzelliği beni çok etkiledi. Burdur birçok açıdan 80’lerde takılıp kalmış gibiydi. Büyüme hastalığı oraya da bulaşmış ama sanki şehri hasta edecek düzeye erişmemişti. Burdur bir kent değil, şehir. Gelecekte de umarım kentleşmez.

O gece konaklamak üzere önceden rezervasyon yaptığımız oteli bulduk ama otel içimize hiç sinmedi. İsmini şimdi hatırlamıyorum, kimliksiz bir büyükşehir oteli gibiydi. Biz de çıktık, konaklayacak başka bir yer arayışına girdik. Şehrin içinde arabayla turlarken kalacak yer sormak için kaldırımda duran bir polis memuruna yanaştık. Memurun kolunun altındaki kitabı gördüğümde şaşırdım: Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı.

Takdir edersiniz ki Nobel ödüllü olmasına rağmen kimi yaklaşımları, açıklamaları nedeniyle geniş bir kesimin bir türlü içine sindiremediği ödüllü bir yazarımızın kitabını bir polis memurunun kolunun altında görmek, şaşırılacak bir durumdu. Kısa bir sohbetten sonra memurun tarifi üzerine şehrin biraz dışında, Burdur Gölü’nün kıyısındaki Serenler Otel’i bulmak üzere ayrıldık. Elbette okur bir polis memuruna teşekkürlerimizi ihmal etmeden.

Oteli bulduk. Tamam, butik otel tadı yok ama gösterişsiz, sade, temiz, kuş cenneti göl manzaralı bir otel. Burdur Gölü’ne karşı, kuş cıvıltılarıyla uyuyup kuş cıvıltılarıyla uyanacağız. Daha ne isteyebiliriz ki, hemen yerleştik.

Bu yazıyı yazdığım gün gazetelerde Burdur Gölü’nün kurumaya başladığına dikkat çeken bir haber okudum. Çok üzüldüm. Göle dökülen ırmaklardaki su azaldığı için göl gitgide kuruyor, hem yerel hem de göçmen kuşların yaşam alanı daralıyor. Dünya değişir, hep değişmiş. Elbette bu coğrafya da dünya tarihi boyunca bir dizi değişim yaşamıştır ama biz insanlar hızla çoğalırken yarattığımız değişim, doğanın dengesini korkunç düzeyde bozuyor. Umarım çok geç olmadan bu konudaki farkındalığımız artar, içerisinde yaşadığımız ve varolma sebebimiz olan doğaya yaklaşımımız değişir.

Akşam yemeğinde otelin yöneticisi ile tanıştık. Modern, şık, kibar bir kadın. İsmini maalesef hatırlamıyorum. Uzun uzun sohbet ettik. Sohbetin akışında, bir ara oteli bulmamızı sağlayan polis memurunu da anlattım, Burdur’a hayranlığımı ifade ettim. Şehir adına cevabı çok hoştu:

“Biz şehrimizi çok seviyoruz. Bizi burada unuttular. Siz de kimseye söylemeyin, biz burada çok mutluyuz.”

O gece o mütevazi otelin temiz, sabun kokulu yatağına yattığımda uykuya dalmadan önce bunu uzun uzun düşündüm.

Umarım unuttukları çok yer vardır.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Burak Süalp

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

17 Yorum

  • Cevapla Cüneyt Şensılay 26 Haziran 2020 at 13:28

    Sevgili Burak, ne iyi ettin de bu aileye katıldın. Hem otuz yıllık dostluğumuza rağmen bana anlatmaya fırsat bulamadığın ama biriktirdiğin anıları okuyorum hem de senin sayende bu güzel ailenin diğer fertlerini yavaş yavaş sindire sindire tanımaya çalışıyorum. Önce sana ve senin nezdinde bütün bu aileye minnetlerimi sunuyor, teşekkür ediyorum.

    • Cevapla Burak Süalp 26 Haziran 2020 at 13:40

      Dostum, ben hayatta böyle ilginç tesadüflere bayılıyorum. 2017 Mayıs’ında benim aklım bi karış havada yollara düşerken, aklı başında birileri de oturmuş dergi kurmuş. Benim de gezip gezip bulacağım yer ve katılacağım aile burasıymış. Yolculuğumun bir aşamasında bu güzel dergiyi ve yazarlarını bulduğum için ben de çok mutluyum. Yorumun için teşekkürler. Kendine iyi bak, yürüyüşleri ihmal etme…

    • Cevapla Sen Ve Ben Online Dergi 26 Haziran 2020 at 14:31

      Ne kadar güzel bir yorum. Tüm SenVeBen yazarları adına gönülden teşekkür ediyorum Cüneyt Bey.
       
      Diğer yazılarda da umarım yorumsuz bırakmazsınız bizleri.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 26 Haziran 2020 at 14:37

    Koridorlarında fotoğraflar olan apartmana bayıldım 😁 “İnsan” bu olmalı; yaşadığı ortamı sanatla, müzikle, bitkiyle, hayvanla güzelleştirerek doğayla uyum içinde yaşayan 👌🏻
     
    O kadar keyifli, o kadar canlı anlatıyorsun ki hikayeni, bizler de sanki seninle o arabada seyahat ediyor; Sumi’nin yaptığı röportajları dinliyor, konserde sizinle dans ediyor, en son da sıcak bir ev sahibinin otelinde konuk oluyoruz.
     
    Tebrikler canım 👏🏻

    • Cevapla Burak Süalp 26 Haziran 2020 at 15:30

      O apartmanda öyle güzel bir ev sahibi ve komşularla yaşadım ki. Bu fotoğraflar alt katlardan; üst katlara çıktıkça daha neler neler var. Çiçekler, aile fotoğrafları, ah ah.. O apartmanın da misafiri olduğum için çok şanslı hissediyorum.
       
      Heyecanımı yazılar aracılığıyla paylaşabiliyorsam ne mutlu bana. Yazıları yayına hazırlama sürecindeki emeğine çok teşekkür ederim. Yukarıda da yazdım, ben aklım bi’ karış havada yollara düşerken aklı başında birilerinin de bu dergiyi kurmuş olmasına müteşekkirim.
       
      Güzel yorumun için teşekkür ederim…

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 26 Haziran 2020 at 15:56

    Burakcım yine çok güzel bir yazı olmuş. Severek okudum. Okurken durdum düşündüm. Yazarken tohumlarını attığın fikirlerin için bir okur olarak müteşekkirim. Yepyeni bakış açılarından bakmamı sağlıyorsun. Kitaplarla ilgili fikirlerini Cihangir’deki evinde birer bira eşliğinde konuştuğumuzu hatırlıyorum. O zaman da çok hoşuma gitmiş ama kendi kitaplarıma misafir muamelesi yapmaya cesaret edememiştim. Hâlâ kitaplarına hayatına girip çıkan, sana dokunan misafirler olarak davranmana ve bilgiyi evinin duvarları arasına hapsetmeyip paylaşmayı seçmene hayranlık duyuyorum. Belki bir gün ben de kendimi bu konuda eğitirim.
     
    Kalemine sağlık canım arkadaşım. Yeni yazını merakla bekliyorum 😍👉

    • Cevapla Burak Süalp 26 Haziran 2020 at 16:52

      Canım arkadaşım, tabii ki kitaplarımı bir kere bağışlayarak biriktirme alışkanlığımdan kurtulamadım ama birkaç seferde minimuma indirdim. Sonra o Cihangir’dekiler de dağıldı. Şimdi zaten 1 kitap 1 defterden fazlasını taşıyamıyorum.
       
      Bu arada yanlış anlaşılmasın, kitap biriktirmeye de karşı değilim. Yerleşik hayat insanı olsam, benim için de farklı olabilirdi. Sadece benim yaşam biçimimde kitaplara yazık oluyor. Daha iyi muameleyi hakediyorlar.
       
      Okuyan gözlerine sağlık. Yorumun için çok teşekkür ederim.

      • Cevapla Özge Can 27 Haziran 2020 at 00:42

        Gezgin ruh olamayacağımın kanıtı kitaplarım galiba. Bir tanesini bile birine ödünç verdiğimde gelene kadar gözüm yerini kollar. Senin tabirinle ağaç olmayı sevenlerdenim galiba. Gideyim, gezeyim, göreyim bir sürü yeni insan, yeni mekân tanıyayım ama evime döneyim yeniden istiyorum. Senin gibi bir ruha sahip olanları takdirle karşılıyorum, benim harcım değil.
         
        Çok Gezen Abi’nin yol maceralarını ilgiyle bekliyorum. Fikrine sağlık, bol gezmeli günler Burak.

        • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 04:19

          Özge, bilmukabele; ben de senin gibi ne olduğunu, ne istediğini bilen canları takdirle karşılıyorum. Eski kitaplarım da eminim çok mutlulardır. En azından artık taşınarak değil, okunarak yıpranıyorlar. Bu benim gibi bir göçebe için mutluluk verici bir düşünçe. Ne yaşadıysam paylaşmaya çalışacağım. Okuyan gözlerine sağlık. Yorumun için teşekkür ederim arkadaşım.

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 26 Haziran 2020 at 18:05

    Çanakkale Ezginin Günlügü, Özgürlük Parkı konserinde ben de vardım. 😃 2017 de.
     
    Hayat çok ilginç. Aynı yerde konser dinlediğiniz biriyle ayni dergide yazar oluyorsunuz. 😊
     
    Yerinde duramayan biri olarak anlattığınız yerlerde bir film izler gibi gezindim. Çok keyifliydi. Daha çok gezin, daha çok anlatın, daha çok okuyalım. Çoğalalım.
     
    Tebrikler 👏👏👏

    • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 04:46

      Sevgili Gökçe, bunu okuyunca nasıl mutlu oldum, tarif edemem. Dergide yayınlanan son yazısıyla bana, kahvaltıda çayla tuzlu gözyaşı içiren yazarla aynı konseri paylaşmış olmak. Benim açımdan o gece de çok özeldi, bu rastlantı da öyle. Çok güzel anılar biriktirdim ben orada. Kesinlikle katılıyorum, çoğalalım.

  • Cevapla Seda Çağlayan 26 Haziran 2020 at 18:27

    Buyur işte, hayatta veremem kitaplarımı mesela 🙂
    Saygıyla eğiliyorum.
     
    Bir de Ayvalık, Bademli, Bodrum dediğin yerde istemsizce sırıttım ben. Bence onların detayına da gir sen.
     
    Kolay gelsin, ellerine sağlık.

    • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 04:35

      Sitenin yazarlarıyla yorumlarda buluşmak ayrı bir güzellikmiş, ben bunu yeni yeni yaşıyorum. Böyle yazar dolu bir dergide, kitaplar konusunu yazıp yazmamayı hakikaten düşündüm. Hatta Didem biliyor, yazı neredeyse hazırdı, o kısmı son gece yazdım. Bence o kitaplar artık daha mutlular. Öyle düşünüyorum.
       
      Yolculuğun Ayvalık, Bademli, Bodrum kısımlarında da çok şey yaşandı elbet. Çok anı var. Ama benim paylaşma haddimin dışındalar. Oralara dair sonra başka hikayeler paylaşacağım. Yine hepsi yaşanmış.
       
      Canım arkadaşım içten, samimi yorumun için teşekkür ederim.

  • Cevapla Aysegul Soyalp 26 Haziran 2020 at 18:32

    Okurken sizinle birlikteymişim gibi hissettim.
    Bu yazmalar bitmesin; sakin, yalın anlatımını takipteyiz.

    • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 04:21

      Ayşegül, güzel yorumun ve dileğin için müteşekkirim. Elimden geldiğince yaşamaya, yaşadıkça aktarmaya devam edeceğim. Cansın.

  • Cevapla Elif Bilici 28 Haziran 2020 at 11:11

    Önceki yazılarını okurken kendim yola çıkmaya hazırlanıyor gibi hissetmiştim, sanki ben vedalaşıyordum birileri ile. Açıkçası okuduktan sonra da düşündüm ben yapsam nasıl hissederdim, neler yapardım diye.
     
    Her cümlede hayata bakmak için başka pencereler de olduğunu hissettirdin bana.
     
    Son olarak dokuz senede sekiz defa ev taşıyan birisi olarak en çok üzüldüklerim kitaplarım oldu, aynı zamanda da balkondan eksilmeyen sağlam koliler. Koli konusu ayrıca gülümsetti 🙂
     
    Yeni yazılarını bekliyorum,
     
    Sevgiler

  • Cevapla Burak Süalp 29 Haziran 2020 at 10:54

    Canım arkadaşım, değerli yorumun için çok teşekkür ederim. Eskiden beri kendi kendime defterlere yazıyordum. Fakat yazdıklarını herkesin okuyabileceği gibi paylaşmak ayrı bir sorumlulukmuş, onu anladım. (Yorum cevabı yazarken bile 3 kere okuyorum artık 😁)
     
    Yaşadıklarımı elimden geldiğince doğru paylaşmaya çalışıyorum. Duygularımı aktarabiliyorsam, farklı bakış açısı sunabiliyorsam ne mutlu bana.
    Dokuz senede sekiz evi ayrıca takdir ettim. Ev hayatını özlemiyorum ama koli bulduğumda koyacak yerim olmaması biraz içimi burkuyor 😁
     
    Sağlıcakla kal arkadaşım.

  • Cevap Yaz

    %d blogcu bunu beğendi: