İnce Mevzu

Yaşı Yaşına (mı?)

25 Haziran 2020

Yazı: Yaşı Yaşına (mı?) |Yazan: Seda Çağlayan

Daha önce de yazmıştım çiftler arasındaki dengeler hakkında. O zaman; “Davul bile dengi dengine (mi?)” demiştim. Konu ağırlıklı olarak ilişki içindeki iki insan arasındaki sınıf farkıydı. Bu bir engel olmalı mıydı ya da sosyal statü farkı dediğimiz şey aşk karşısında çaresiz miydi?

Bugün de bu dengelerden başka birine giriş yapmak istiyorum. Konumuz yaş farkı hanımlar, beyler. Kendimi bildim bileli tartışılan, tartışıla tartışıla bitirilemeyen, kangren olmuş o melun mevzu.

Yaşı yaşına mı?

Hepimizin kafalarına küçük yaşlardan itibaren nakşedilmiş olan “erkek birkaç yaş büyük olacak şekerim!” klişesi inanın hâlâ geçerliliğini koruyor. Bir erkek kendinden 30 yaş küçük bir kadınla birlikte olduğunda bir şekilde kabul görürken aralarındaki yaş farkı çok daha kabul edilebilir düzeyde de olsa kadının yaşça büyük olduğu ilişkiler dedikodu malzemesi oluyor.

Dünya değişti, yaşam biçimlerimiz değişti, neredeyse Mars’ta yaşam başlayacak ama insanlar hâlâ bunu tartışıyor. Üstelik bu konu zengin, fakir, ünlü, ünsüz kimseye torpil geçmiyor, herkes için aynı acımasız eleştiriler yapılabiliyor rahat rahat. Hepiniz biliyorsunuz işte, aziz Türk milleti bilmem kaç yıldır Pınar Altuğ ve Yağmur Atacan’ı içine sindiremedi. Kızları neredeyse üniversiteye başlayacak, hâlâ aynı terane. Mutlular işte, konuşan herkese rağmen birlikteler. Susalım değil mi artık bi’ zahmet. Yani Acun yapınca oluyor ama Pınar yapınca mı olmuyor? Biz hâlâ toplumsal cinsiyet eşitliği diye yırtalım kendimizi. Oysa ki Acun yapınca da oluyor, Pınar yapınca da oluyor. Bu kadar mı zor bu kafaya gelmek?

Kimseye söz söylemek düşmez.

Ben anlayamıyorum. Sadece bu konuyla ilgili de değil, iki insan arasında yaşanan herhangi bir konu olabilir, insanlar nasıl dâhil olmadıkları, kendilerinden başka iki kişi arasında yaşanan durumlar hakkında bu kadar hadsizce konuşabilme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar acaba? Belli ki onlar birbirlerinden razı. Size ne? Kime ne?

Esas konu anlaşılmak

Bir ilişki için gerekli olan tek şart birbirini anlayabilen iki insan bence. Anlaşılmak insanın en büyük derdi. En büyük. Çünkü anlaşılınca ihtiyaçlar da kendiliğinden karşılanıyor. Sevgiliniz bir bakışınızla, sesinizin tınısıyla, yazdığınız bir kelimeyle ya da bazen derin bir konuda ettiğiniz uzun ve karmaşık cümlelere rağmen sizin ne hissettiğinizi, ne demek istediğinizi anlayabiliyorsa, siz de aynı şekilde onu anlayabiliyorsanız mesele bence bitmiş demektir.

Öyle herkesle kurulabilecek bir iletişimden bahsetmiyorum. Kendine ait bir derinliği, kendi içinde farklı dinamikleri olan bir şeyden bahsediyorum. Şimdi bu satırları okuyan herkes bir an için dursun ve düşünsün. Gerçekten böyle biri mi hayatınızdaki? Değilse tekrardan gözden geçirin derim. Provokatif bir cümle olduğunu farkındayım ama bu riski alıyorum.

Başka bir şeyden bahsediyorum ben.

Derinlikten bahsediyorum size. İki insan arasındaki derinlikten. İki insanın birbirine akıp gitmesinden. İki insanın kendi yansımasını aynaya bakarmış gibi birbirinde görebilmesinden. Ütopik şeylerden bahsediyorum size. Herkesin kendi ilişkisinde var sandığı ama aslında çok az rastlanan ilişki kurma biçimlerinden. Bir ömür insanı rahat, mutlu ve doymuş hissettirecek, bir daha farklı biriyle olma ihtiyacı hissettirmeyecek ilişkilerden.

Şimdi bu iletişim ve akış sadece yaşları birbirine denk insanlar arasında yaşanmalıdır diye bir kısıtlama getirmek mümkün olabilir mi? Geçmişleri, tecrübeleri, hayat içinde eksik kalmış tarafları, hayata bakışları bu kanala girmelerine yol açamaz mı? Peki, böyle bir durumda bakılacak ilk yer kişilerin doğum tarihleri midir yoksa gözlerinin içindeki mutluluk pırıltısı mı?

Ben daha önce nüfus kâğıtlarına göre hareket etmiş çiftler tanıyorum. Aileleri bu durumu kaldıramaz diye düşünüp, sırf onları mutsuz etmemek için ellerindekini harcayan insanlar. Ne tam olarak mutlu olabildiler ne tam olarak mutlu edebildiler. İçlerinde kendilerine bile itiraf etmekten korkarak sakladıkları o yara zaman zaman sızıntı yaparak nüfuz etti hayatlarına.

Eminim siz de tanıyorsunuzdur. Hatta belki siz de onlardan birisinizdir ve iş işten çoktan geçmiştir, yuvarlanıp gitmiş, bu hayatı böyle yaşamışsınızdır sanki tekrarı varmış gibi. Yazık değil mi size?

Hayat diyorum, bu kadar ucuz klişelere feda edilmeyecek kadar kıymetli. Harcatmayın kendinizi. Harcamayın sevdiğinizi. Sonra üzülürsünüz.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Haziran 2020 at 08:34

    Kuzum bir de benim gibi aşka olan inancını yitirmişler üzerine yazsana bir hafta. Ne acı ki aşk diye yaşanan her şey bana koca bir tiyatro gibi geliyor artık. O sonsuz aşkların da edebiyatın, sinemanın, şiirin insana umut aşılamak için uydurduğu bir fenomen olduğuna inanıyorum son bir iki yıldır.
     
    Yaş konusuna gelince; gerçekten insanlar başkalarının seçimlerine burnunu sokmayı keşke bıraksa, seçim yapacak olanlar da keşke milletin ne düşüneceğini umursamasa. Hepimizin elinde mutluluğu yakalayabilmemiz için verilen tek bir yaşam var, Yüce Yaratıcı’ya geri döndüğümüzde bu fırsatı harcamış olmak çok acı gelecektir eminim.

    • Cevapla Seda Çağlayan 25 Haziran 2020 at 12:56

      Amanın, editörden sipariş geldi! Tamam kuzum, yazayım, gerçi benim inatla tersine inanmaya direndiğim bir konu ama içimde birikenleri bir saçarım ortaya, bakarım neler çıkacak.
       
      Valla tam ifadeyi bulmuşsun, kimse kimsenin işine burnunu sokmasa aslında herkes ne kadar da mutlu olacak. İlla bir ortalık karıştırma, illa bir huzursuzluk çıkarma. Biliyor musun, bunlar hep mutsuz insanların işi. Kendileri olamıyorlar ya, kimse de olmasın. Ama bir de kendi mutluluğunun kalemini kıranlar var, onlara söyleyecek çok lafım var da neyse, yukarıdakilerle yetiniz kendileri daha neler söyleyebileceğimi hayal etsinler bence:)
       
      Öperim çok çok…

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Haziran 2020 at 13:32

        Gerçekten heyecanlandım yazı konusunda. Aşk konusundaki sonsuz optimizmin ve yaşama bakarkenki gerçekçiliğin nasıl bir düelloya tutulacak merakla bekliyorum 😉
         
        Öperim güzelim 😘

        • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 25 Haziran 2020 at 23:09

          Sedacım ne guzel söylemişsin. Hayat ucuz kliselere feda edilmeyecek kadar kıymetli. Vallahi benim kocam benden 2 yaş küçük, çıkmaya başladığımız günden beri hiç umurumda olmadı yaşı. Gerçi çok büyük de bir fark yok aramızda ama olsa da fark etmezdi. Daha küçük yaşlı sevgililerim de olmuştu. (Bu yorumu görmez umarım) 😂 İnsan karşısındaki insanda aradığı o anlamı bulabiliyorsa gerisi boş. Hayatını başkalarının söylediklerine, düşündüklerine göre yaşayan insanları anlamak zor ama onlar için hayat mutlaka herkesinkinden daha zordur. ☹
           
          Bu arada aşka inanmaya devam Sedacım. Didem’e bakma sen. Hatta onu da ikna ederiz belki. Aşk, sevgi adı her ne ise… Birbirini sayan, birbirlerinin sınırlarına saygı duyan, hayatı birlikte paylaşmayı seçen, birbirlerinin sadece cümlelerini değil düşüncelerini, hayatlarını tamamlayan insanlar var bu dünyada. Benim kanatime göre zor olan sevgiyi koruyabilmek. Koruyabilmek için insanın önce kendine sonra karşısındakine saygı duyması gerekiyor. Ve sınırlar önemli. Herkesin kendini gerceklestirme ihtiyacı vardır. Ciftler birbirlerinin kendini gerçekleştirmelerine izin vermedikleri zaman sorunlar çıkıyor. Hemen olmasa da sonra mutlaka. O yüzden herkes önce birey olarak var olmaya devam edecek, sonra çift olacak. Benim arkadaş cevremde gördüğüm en büyük hata çift olunca bireyliklerini ihmal ederler. Sonra kişiliklerini kaybetmeye başlayınca karşı tarafla tartışmaya baslarlar.
           
          Neyse aşk, sevgi güzel. ❤ 😘

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 25 Haziran 2020 at 20:34

    Belki de böyle düşünüp konuşanları, birazcık da olsa susturmak için (herhalde), kadın kocasından büyük olursa, zengin olurlarmış diye bir de aldatmaca yaymışlar. Sanki iki gönül bir olduktan sonra, onlara ne oluyorsa….
     
    Didem Hanım, aşka inancınızı böylesine kaybetmenize üzüldüm doğrusu. Ama, gün doğmadan, neler doğar. Hayat, pek çok mucizelere gebedir.

  • Cevapla Serpil Budak 26 Haziran 2020 at 23:02

    Kendimden epeyce küçük bir gençle… kendi yaşıtlarımda olmadığı kadar anlatış, zeka, hoşgörü, saygı ve sevgi gördüm. Önce kendimi ikna etmeye çok zorladım.. Bu yazı önüme düştü ve duygu yenilemesine girdim.
     
    Teşekkür ediyorum. Emeğinize ve yüreğinize sağlık.
     
    Sevgilerimle

  • Cevapla Burak Süalp 27 Haziran 2020 at 13:24

    İlginç değil mi? Herkesin ilişkisinin herkesin dilinde olması. Herkesin de bir fikrinin olması. Ben buna biraz daha başka bir açıdan yorum yapmayı deneyeceğim:
     
    İnsan konuşur ve dedikodu yapar. Çok insan var ve çok konuşuyorlar. Çok balık çok yüzer, çok kuş çok uçar, çok insan da çok konuşur. Milyonlarca insandan oluşan bir toplumda yaşıyoruz. O toplumun istediğimiz gibi olma ihtimali var mı?
     
    Kalemine sağlık canım arkadaşım.

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 29 Haziran 2020 at 18:43

    Selam;
    Bir çırpıda okudum. Yazacak ve söyleyecek çok şey var aslında. Yazının tamamından bahsetiyorum tabii ama alttaki bölüme tam destek veriyorum.
     
    “Hayat diyorum, bu kadar ucuz klişelere feda edilmeyecek kadar kıymetli. Harcatmayın kendinizi. Harcamayın sevdiğinizi. Sonra üzülürsünüz.”
     
    Kalemine sağlık.

  • Cevap Yaz