Sentez

Çürümüş Ruhlar

17 Temmuz 2020

Öykü: Çürümüş Ruhlar | Yazan: Özge Can

Bir, iki, üç, dört tane kılcal damar var ellerimin üzerinde. Tam orta parmağıma doğru uzanan damar şiş. Evrimsel sürecin armağanı mı acaba bu? Vücudumuzda bazı işlevselsiz yapılar evrimden sebepti. Ellerimi indirsem dizlerimin üzerine, belki kaybolacak o damar, kas mıydı yoksa o?

Keşke havalandırsalarmış salonu. Duvarlardan renk bozulması bağırıyor ‘çürüyorum ben’ diye. İnsan da çürür burada; eti, kemiği çürür. Ruhu çürür de fark etmez kimse. Belki de küflü kokunun nedeni bu. Havada asılı kalmış ruhu çürümüş insanların tıknaz salınımları dolaşıyor havada.

Birkaç kişi fısıldaşıyor ardımda. Bir kadın sesi, sigarayı ciğerinde söndürmüş de gelmiş salona. “Nuriye, nişanlısı öldüğünden beri eve girmiyormuş. Sanki çok severmiş de nişanlısını. Laf, sen de bilmiyoruz sanki sağken neler çevirdiğini.” Dönüp baksam yüzüne, sorsam neden buradasın diye, anlamaz ki. Kimse anlamaz beni.

Kâtibin tıkırtıları dolduruyor salonu.

Ezberlenmiş numaralar, yazıları yazıyor bilgisayarda. On parmak klavye kullanmak hayatına ne kattı acaba? “Türk Ceza Kanunu’nun seksen ikinci maddesine istinaden davalının…” diye başlayan bitmez tükenmez dava kararları yazmak dışında ne faydasını gördü ki? Klavyenin S harfinde bir tuhaflık var, oraya her geldiğinde takılıyor klavye. On parmak tek parmağa iniyor o zaman. Saniyelik bir duraklamadan sonra devam ediyor yazmaya. Olacakları biliyoruz hepimiz. Yine de bekliyoruz karar veren yargıç, yargısını dağıtsın yüzümüze diye.

On beş ay, yirmi üç gündür mahkûmum. “Suçu sabit görülene kadar herkes suçsuzdur” ilkesine de sığınamıyorum. Ben gönlümden mahkûm ettim kendimi. On üç duruşma geçirdim bu salonda. Adalet kavramının beni cezalandırmaya yetmeyeceği duruşmalardı bunların hepsi. Delillerin toplanması ve tanıkların dinlenmesi için bir sonraya ertelenen duruşmalarla bu ana kadar geldik. Dinlenecek ne bir tanık kaldı ne de toplanacak delil.

Benim dinlenmem ise manasız.

Bir katilim herkesin gözünde. Canavarca hislerle birini öldürmekten.

Ellerimdeki damarların ve kasların yerini ilk o zaman fark etmiştim. İşaret parmağım tetiği çektiğinde oradaki tüm damarlar şişti. Hele o kasın hareketi. Günlerce elimin üzerindeki o kas titredi durdu. Hükmüm yoktu kasım üzerinde. Sol el kaslarım hükmümü yok saydı. Sağdakiler de onlara uydu titreme nöbetleri geçirdim. Namlunun ucundan kurşun çıktığında yüzüne bir hava esiyor insanın. Barutun kokusunu beyninin içine kadar sokan bir hava. Ciğerlerim barutla doldu. On bir tane kurşunu Servet Bey’in vücuduna akıtırken, ruhum da terk etti beni. Tetiği çektiğim her hareketimde ruhum parça parça döküldü.

Yama tutmaz oyukluklarla on bir adet delik açıldı o anda benim de ruhumda.

Bu bir sonuçtu!

Sebeplerle kimse ilgilenmedi. Belki ben de hatalıydım anlatmadım, anlatamadım. İflah olmazdım artık biliyordum. Adil olmak için kanunlara ihtiyacımız yok. Ben dünyanın adaletine sığınıp bekledim yıllarca, yanıtsız kaldım. Kendi adaletimi sağladım. İçimde adil olmak için muhakeme ettim kendimle. Aldım karşıma sordum;

“Rüstem, sen ne istiyorsun hayattan?”

“Mutlu olmayı, sevmeyi, sevilmeyi, bir başkasının mutluluğuna sebep olmayı, vicdanlı olmayı, iyi olmayı.”

“Amaç mı yaptın bunları kendine, araç mı? Rüstem kendine adil ol. Başkası yok karşında. Doğruyu söyle, manevi tamlık mı istediğin yoksa maddi mi?”

“Sana bile anlatamıyorum ben kendimi, boşa çaba sarf ediyorum. Hareket lazım, düşünerek bir yere varılmıyor.”

Kendimle konuşurken bile kaçamak cevaplar verirken başkalarına neyi anlatacaktım ki. Sessiz kaldım.

İçimde birikenler, kararsızlıklar kocaman bir soru işaretine döndükten sonra, beni yuttu. Devasa bir noktaya dönüştüm sonunda.

Servet Bey, benim patronumdu.

Naylon faturadan, çek senet işlerinde üç kağıtçılığa varana kadar hepsiyle dosttu. Ön muhasebecisi de ben, Rüstem. Devleti kandırma düzeni beni aşıyordu da ya Dilber? Gözlerine bakmaya kıyamadığım Dilber’im, onu kandırması tam da beni ilgilendiriyordu.

Dilber’in boynunda oluşan morlukların sebeplerini anlamamak için benden daha salak olmak gerekliydi. Aylarca onun boynunda açan çiçekler, benim içimde kaktüs oldu büyüdü. Birkaç gün mesaiye gelmedi Dilber, o günlerde bir jinekoloğa ödeme çıkarttığımda anladım sebebini. Dilber soldu günden güne. Morluklar vücudunda yer değiştirip, büyüdü. Ofisin içinde soluyan bir iskelete döndü Dilber. Ruhu asılı kalıp çürüdü günden güne.

Servet Bey’in masalarımıza teker teker bıraktığı zarfın Dilber’in yüzünde sarı mor karışımı renk oluşturmasıyla içimdeki hisli canavar ortaya çıktı. Ne zaman planladım, ne zaman kayda aldım bilmiyorum, kasadaki tabancayı alıp, Servet Bey’in üzerine boşaltmam anlıktı.

Kör öldü, badem gözlü oldu. Hem devlet hem insanlar içimde yaşayan canavarın mahkûm olması için canhıraş çabaladı. Aleyhime tanık olarak Dilber de bu salonda yerini aldıktan sonra sessizliğe gömülmem kaçınılmazdı.

Havaya karışacak bir çürümüş ruha daha ihtiyaçları var ahalinin. Oysa yargıcın tokmağı hepimizi yeni bir çürümüşlüğe çekecek.

Havaya karışıp dağılacağız.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Burak Süalp 17 Temmuz 2020 at 19:46

    Özge, çok güzel anlatmışsın. Kalemine sağlık…

    • Cevapla Özge Can 17 Temmuz 2020 at 21:20

      Teşekkür ederim Burak. Sevgiler 💙

  • Cevapla Tugba Uysal 19 Temmuz 2020 at 06:53

    Dramatik, sürükleyici, hüzünlü, bir o kadar da vurucu ve etkileyici. Emeğinize sağlık.

    • Cevapla Özge Can 19 Temmuz 2020 at 11:57

      Teşekkür ederim, sevgiler 💙

  • Cevapla Pınar Sude Genç 21 Temmuz 2020 at 10:33

    Üslubunuzu hep çok beğeniyorum, yine çok beğendim. Tebrik ederim. 🌿

    • Cevapla Özge Can 21 Temmuz 2020 at 15:19

      Teşekkür ederim Sudecim. Sevgiler genç kalbine, fikrine 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan