Üçüncü Göz

Durdurun Dünyayı, İnecek Var!

6 Temmuz 2020

Yazı: Durdurun Dünyayı, İnecek Var!  | Yazan: İlayda Oylum Güleryüz

Duruyor ve düşünüyorum. Sustuklarım neler ve ayaklarımın altından neler kayıyor… Bir yaz günü sıcaklığında izlediğim bir film mıh gibi işliyor anıma. “Umudunu Kaybetme” ne vurucu bir film ama….

Son ana kadar bitmesin istediklerim aslında varlar mı? Yoksa latife mi ediyor kalbim. Bir yanımda şükür defterim ve filmden de bir sahne gözümün tam önünde! Akşam uyuyacağım bir evim olduğu için şükür. Şimdi diğer sayfadayım ve bunları paylaşacak imkanım olduğu için şükür. Diğer satıra geçerken bir nefes diyor kalbim… Ve şükür bugünüm. Yarınımdan bugüne değil ama bugünden yarına ne çok şey geçiyor önümden, içimden, sevgimden.

Elimdeki deniz kabukları ile kalp çiziyorum, bozuyorum tekrar yapıyorum ve sabır; şükrümün anahtarı. Bugünlerde bir duraklık meselesi… Ve şükür; birbirine karışmayan konulara ve meselelere.

İzlediğim filmler dünyanın fragmanı sanki. Çok değil düne kadar deliler gibi istediğim şeyler şimdi şöyle kenarda dursun ben şükrediyorum; görebiliyorum.

“Gördüğümden daha iyi değilsin dünya, keşke gördüğüm gibi olsa!” diyor iç sesim. İçimin en derin kıyısındayım şu sıralar, kulaklarımı eşitleyecek ne vaktim var ne de zamanım…

Zamanlar içinde zamansız hissediyorum, zamanda zamansız olmak ne demek dersiniz?

Deniz kıyısına bırakılanı hediye kabul eder.

Geçen haftalarda bir gün deniz kıyısındaydım, kıyısına kabul ederse bir küpemi düşürdüm. Bir gün bir yazıda okumuştum; “Deniz kıyısına bırakılanı hediye kabul eder” diye. Hediye ettim, bilmem kabul eder mi?…

Arka fona notalar serpiştirmiş bir kumsalda yürüyorum. Bastığım notaların akoru bozuk. Dün/ya diyorlar. Alttan alta gelen tüm deniz kabukları açıldığında akort olmuş olacakmış. Ne iş ama?

Bilmediğim bir kapısı var mıdır bu gezegenin. Bakıyorum, yok. Bulduğumda ya bu son kapı olursa diye de düşünmeden edemiyorum. Sahildeki kum tanecikleri kum saatinden akıyor, ben kendimden gidiyorum.

Varmak mı?
İşten değil.
Varamamak mı?
Umrumda bile değil.

Bir ada var uzakta biliyorum yüzebilirsem prens bir adama bile dönüşebilir. Kulaç atıyorum, kollarındayım. Bekle geliyorum dediğimden beri 30 yıl geçmiş, bugün anladım.

Önümdeki adacıklar ne kadardır oradadır bilemiyorum ama yüzüyorum, tuzlu sular içerisinde geçiyor ömrüm, plasentada nasıldım bilmesem de şimdilerde tuz buzum. Sek bir rakının tek buzlu halinden farksızım, ilk başta görünen netlik sonra kendini rakı beyazında bir fluluğa nasıl bırakıyor, anlamıyorum.

Size de oluyor mu böyle şeyler? Şeffaf bir denizde gidip de deniz kestanesine takılıyor mu tarak kemiğinizin altındaki en hassas tabanınız. Sonra sizi yukarı fırlatıyor mu tüm bu acı?

Acınızından kaç kere doğdunuz peki?

Sevgi/mle.

İlayda Oylum Güleryüz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 6 Temmuz 2020 at 20:36

    Son soru ile birlikte, aklıma “İnsanlar bir kez doğmazlar. Bu iş annelerinin onları doğurduğu gün bitmez. Fakat hayat yeniden ve yeniden onları kendilerini doğurmaya mecbur eder” sözü geldi (: Farklı bi’ tat bıraktı yazı. Farklı olan her şey öncelikle sıradanlık içinde boğulmadığından güzeldir bence bi’ kere. Güzeldi. Tebrik ederim (:

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 7 Temmuz 2020 at 20:09

    “İçimin en derin kıyısındayım şu sıralar, kulaklarımı eşitleyecek ne vaktim var ne de zamanım…” 👏 Bayıldım, harika bir cümle. Hayatımda böyle hissettiğim anlarım olmuştur ama şimdi bu cümle ile karşılaşınca tasvirlerine kavuştular. Süper.
     
    Acımdan yüzlerce kere doğmusumdur İlayda 😊 O acıyla evrilip yepyeni benler olmuşumdur. Acılarımdan ötürü mutluyum 🙂
     
    Güzel yazın için teşekkürler ❤

  • Cevap Yaz