Münferit Tatile Giderse

İş Hayatımın İlk Toplantısından Sarımsak Yüzünden Kovuldum

8 Temmuz 2020
Gülşah İslamoğlu | Münferit Tatile Giderse | İş Hayatımın İlk Toplantısından Sarımsak Yüzünden Kovuldum
Hani derler ya; “Her şeyin fazlası zarar” diye, aynen katılıyorum.

Benim yine otelde çalıştığım dönemlerden biriydi. Ben de yapım gereği, ciddi ortamlardan oldum olası bunalmışımdır. Yani beni ofisime bırakın, üzerime 5 otelin işini kitleyin, sesimi çıkarmam ama toplantılara çağırmayın mümkünse. Siz notları alın; ”Gülşah bunlar yapılacakmış” deyin ve sahneyi bana bırakın.

Zaten ben hep tanıdık insanlarla çalıştığımdan onlar da huyumu suyumu bildiklerinden toplantılara çağırmazlardı beni. Bayağı bir sezon böyle toplantılara girmeden geçirdim.

Bir gün yeni bir otelde işe başladım.

Bizim patron da başka bir şehirde yaşıyor ama her salı otele gelir, tüm departmanların müdürlerini toplardı. Toplantısını yapar aynı gün geri giderdi. Fix, hiç şaşmaz.

Ben o zaman hem rezervasyon hem satış, Allah ne verdiyse, bakıyorum. Para benden geçiyor yani. Buna rağmen adam bir kere merak edip “Satışta kim var, tanışalım” dememiştir. Varsa yoksa onun için operasyon müdürü…

Neyse abi sezonun bitmesine bir buçuk ay falan var. Ben de bir grip olmuşum, öyle böyle değil. Salya, sümük ne varsa akıyor. Durdurabilene aşk olsun. Telefeonda misafirlerle bir konuşmalarım var, akıllara zarar. Bir kelime konuşuyorum, bir hapşuruyorum. Bir kelime konuşuyorum, bir burnumu siliyorum. Çocuklar da baktı olmayacak. Abla, dediler, sarımsak ye. Antibiyotiktir, iyi gelir.
Harbi iyi gelir mi, gelmez mi, derken akşam iş çıkışı kendimi çorbacıya attım. Dedim ki; “Dayı bana bol sarımsaklı tavuk çorbası verir misin?” Neyse bir kase çorba, yanında da bir kase sarımsak sosu mu, diyeyim, sarımsak suyu mu, o geldi. Normal şartlarda benim o sarımsak sosundan 1 veya 2 kaşık çorbamın içerisine atıp içmem lazım. Ama benim durum o kadar vahim ki çarbayı bıraktım sarımsak suyunu içtim. Resmen kasenin yarısına kadar bitirdim, sonra da üzerine çorbamı içtim.

Lojmana gittim yattım. Sabah oldu.

Abi odanın içerisinde bir koku var, sana anlatamam. Resmen adamın birini öldürmüşler, leşini de benim odaya bırakıp kaçmışlar. Bu kokunun başka bir açıklaması olamaz. Hani eski çizgi filmlerde hayvanların üzerinden böyle bulut şekilde bir şeyler çıkardı. Anlardınız o pis koku. Yeminle yattığım yerden, üzerimden çıkan kokuları görüyordum.

Hemen duşa girdim. Öyle bir kese atıyorum ki hamamdaki tellak halt etmiş. Ama yok hâlâ burnuma sarımsak kokuları geliyor. Dişlerimi fırçalıyorum, yok arkadaş koku gitmiyor. Kendi kendimi teselli ediyorum. Kokuyu sadece sen alıyorsundur. Bu şekilde dışarıya kadar gidecek hali yok.

Neyse otele gittim. Resepsiyonun önünden ofisime geçiyorum. Çocuklar hep bir ağızdan “Abla sabah sabah çorbacıya mı gittin?” Allah’ım dedim kokuyu herkes alıyor.

O gün de mübarek salı. Patron şehir dışından gelmiş ve yine toplantı yapacak.

Telefonum çaldı. Arayan bizim operasyon müdürü.

“Gülşah yarım saat sonra toplantı başlayacak hazır ol.”

Ben de toplantı kelimesinden o kadar uzağım ki; “Abi diyorum yanlış aradın sanırım. Toplantıda benim ne işim var?” diyorum.

Karşıdan “Patron senin de katılmanı istiyor” diye bir cümle geliyor.

Yani, hay şansıma tüküreyim diye bir tabir var ya… Ben sıçayım abi, hatta başka bir şey yapayım. Ulan bütün sezon beni görmeden geçirdin. Sezon bitti. 1 ay sonra oteli kapatacağız; sen yoluna, ben yoluma. Ne bokuma beni göresin geldi? Ben oteli turluyorum ondan naneli sakız, bundan naneli şeker, yok efendim işte lobi bardan direk nanenin kendisini alıp yiyorum. Aklım sıra kokuyu defedeceğim. Tabi ben koşuştururken, yarım saat su gibi gelip geçmiş. Yine lanet telefon çalıyor. Bizim operasyon müdürü;

“Gülşah neredesin? Hadi gel.”

Dedim, abi ben leş gibi sarımsak kokuyorum, vallahi gelemem. Ne olur; “Bir sorun var Gülşah onunla ilgileniyor” de. Olmaz gel, falan filan derken ben toplantı odasından içeri adım attım.

Manzarayı aynen anlatıyorum.

Ortada dikdörtgen bir masa. İlk başta operasyon müdürü yanında insan kaynakları müdürü onun yanında HK müdürü, yanında F&B müdürü, onun yanında da bizim patron. Patronun yanındaki sandalye de boş. Bilin bakalım oraya kim oturacak? 🤦🏻‍♀️

Vee toplantı başlar.

İlk 10 ya da 15 dakika sonra patrondan şöyle bir cümle geldi.

“Çocuklar yemekhaneden buraya kadar koku gelebiliyor mu? Sarımsak kokusu alıyorum.”

Cevap veren tek kişi benim. Onda da dediğim cümle

“Yoo ben koku almıyorum.”

Birkaç dakika sonra Patron, “Tamam Gülşah Hanım sizinle ilgili kısımlar bu kadardı. Siz çıkabilirsiniz” Dedi.

Benden sonra toplantı bi’ 50 dakika daha devam etti. Operasyon müdürü sağolsun benlik olan iki buçuk sayfalık notları bana getirdi. Yani toplantının neredeyse tamamı aslında benim bölümümle ilgiliymiş. Ama sarımsak yüzünden bana 10 dakika dayanabilmişler.

O zaman ne diyoruz?
Şifa niyetine bir baş soğan yeterli.
Fazlasına lüzum yok.

Hep mizahla kalın.

Gülşah İslamoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Çağla Ketenci 8 Temmuz 2020 at 16:30

    Hey Allah’ım. Normal şartlarda iş yerinde senin yaşadığın durumlar tuhaf olur. Ama sen anlatınca normalmiş gibi oluyor. Yine de sen sarımsağı azalt, olur mu? Öpüldün.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Temmuz 2020 at 19:09

    Efsane bir kadınsın 😂 Tüm bu tuhaflıkların devamlı senin başına geliyor olmasına mı güleyim, bunları anlatırkenki içtenliğine mi hayran olayım bilemedim. Seviyorum seni 🤗 Sen hep anlat 😘

    • Cevapla Cem Albayrakoğlu 8 Temmuz 2020 at 22:37

      Selam editörüm; tuhaflık mı?
      Ben de buradayım 🙂
      Aşk olsun yani…

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Temmuz 2020 at 22:39

        Ahahahahahahah haklısın canikom.
        Yarışabilirsiniz bu konuda 😉🤗

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 8 Temmuz 2020 at 22:44

    Selam Gülşah,
    Kedidir o, kedi 🙂
     
    Bu beni bulmaz dediğin her şey bulur, hem de hiç beklenmedik anda ama kısmet be, tecrübe diyelim biz bunlara.

  • Cevap Yaz