Heybemde Öyküler

Kapı

9 Temmuz 2020

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

Öykü: Kapı | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık

Üzerindeki yeşil gömleği sabırsızca çekiştiren elleri ıslanmaya başlamıştı.Yüreğini bir katran gibi kaplayan sıkıntı, sanki ondan kurtulmak için ellerinde sıvılaşıp dünyaya buharlaşıyordu. Sonra birilerinin gözyaşlarında tekrar vücut bulacaktı. Ama şimdi nefes alamayacak kadar sıkıştırdığı bu yürekten, bu vücuttan kurtulmalıydı.

Genç kızın heyecandan büyümüş göz bebekleri, kahverengi gözlerinde pek de alışık olmadığı bir ifade yaratmıştı. O günlerden sonra kısacık kestirdiği saçlarını ara sıra parmak uçlarıyla çekiştiriyordu. Kendisini yoklarmış gibi bir hali vardı. Sanki gerçekten orada olup olmadığını kontrol ediyordu.

Ağlamak mı? Bilmediği bir şeydi.

Acılarını tuzlu bedeniyle yıkayıp yumuşatan gözyaşlarını, hayat yolunda bir yerlerde çoktan kaybetmişti. Gözyaşlarının rahatlatıcı kucağını artık hatırlamıyordu bile. Ne kadar kendini zorlasa da olmuyordu işte.

İstemeden olmuştu. Yüreği değildi soğuyan. Sadece onu acılardan kurtaran yollarını kaybetmiş, yolunu yeniden bulmak için de içinde istek kalmamıştı. Eskiden gözyaşlarıyla yumuşattığı gerçeklerinden şimdi kağıttan gemiler yapıyordu. Ve sonra zamanın hafızasız sularına bırakıyordu onları. Unutmak, acılardan kurtulmanın en güzel yoluydu.

Şimdi, o kapının önünde beklerken birden hatırladığı tüm acılarının ağırlığıyla iyice küçülmüştü kırk yedi kiloluk bedeni. Unutmak en iyi dostuysa eğer, hatırlamak da en büyük düşmanı olmalıydı. Katranlaşmış yüreğinin kenarına sıkışmış bir umut damlasıydı bugün dudaklarının kenarında dolaşan. Ona hayaller kurduran, kafasını allak bullak eden…

Yıllardır umudunu sırtına atıp yanında taşısa da ona büyük anlamlar yüklememeye alışmıştı. Bugüne kadar iyi idare etmişti. Ölmeyip ayakta kalmış olmanın ne demek olduğunu ondan daha iyi hiç kimse bilemezdi. Önünde beklediği kapı yelkovanın her tıklamasında biraz daha büyürken, heyecanı artık iyice vücut bulmaya başlamıştı. Onu dizginlemekte zorlanıyordu.

Düşünceleri uçuşur gibiydi.

Herhangi bir ahenkten mahrum, karman çorman ama rengarenk uçuşup duruyorlardı. Onları kontrol etmekte zorlanıyordu. O kapının açılmasının hayatı için anlamını düşünürken bunun sonuçlarını unutmuşa benziyordu.

Dudağının kenarında dolaşan umut kırıntıları, heyecandan büyümüş göz bebeklerine doyumsuz bir ışıltı verirken o artık kendine engel olamıyor ve hayal kuruyordu. Kapının ardında onu bekleyenleri, bu bekleyişin onu götüreceği yeni yolları.

Bu, kanatsız uçmak gibiydi.

Uzun süredir varlığını unuttuğu birine, O’na yakarmaya başladı. Her şey başladığından beri O’nun varlığından şüphe eder olmuştu. İyi insanları yarı yolda bırakan bir yaratan olmayacağı fikrinden yola çıkmıştı. Bütün ağırlık yapan yüklerini unuttuğu gibi O’nu da unutmayı tercih etmişti. Oysa şimdi içinde yakamozlar gibi parıldamaya başlayan umudu, yüzünü tekrar O’na dönmesine sebep oluyordu. Yakamozları görebilmek için çok karanlık sularda olmak gerekir.

Yıllardır içindeki suların gitgide kararmasının sebebi bu olabilir miydi?

Belki de Tanrı gerçekten… Neyse bunu düşünemeyecek kadar heyecanlıydı.

Kararsızlığı ona yakarmasına engel değildi. Gözlerini dünyanın aydınlığına kapatıp içinin karanlığına açtı ve en saf düşünceleriyle ona ulaşmaya çalıştı.

“Lütfen Tanrım, lütfen… Bugün, o gün olsun. Benim yeni hayatımın ilk günü. Çoook uzun süredir sabrediyorum. Hiç isyan etmedim. Acılarıma küsmedim, onları kucakladım bana daha iyi davransınlar diye. Bugün artık bunu hakkettiğimi düşünüyorum. Lütfen bu…”

Durdu. Ettiği duanın sonuçlarını fark etti.

Kendi için aydınlık anlamına gelen bir yol, başka birinin karanlığından geçiyordu. O, kimsenin incinmesini istemiyordu. Az önce içinde parıldayan umut damlaları, şimdi boğazında koca çakıl taşlarına dönüştü.

Bunu dileyemezdi. İsteyemezdi. Ama bu haksızlık değildi de neydi? Doğru olan ne idi? Hiçbir şey düşünmemeye çalıştı. Laf geçiremediği düşüncelerini başka bir şeye yönlendirmeliydi. İşi düşündü. Acaba şimdi iş arkadaşları ne yapıyordu? O, apar topar bu kapıya koşarken onun neler hissettiğinden bihaber iş arkadaşları yaşadığı heyecanı tahmin etmeye çalışmışlar mıydı? Belki onlar da onun için yakarışlarda bulunmuş, güzel dileklerini gökyüzüne bırakmışlardı. Kim bilir?

Dört yıl olmuştu. Dört koca yıl. Kolayca idare etmeyi çok çabuk öğrendiği duygusal zorluklarından başka fiziksel acılarla geçen dört koca yıl. İncecik bedeninin kaldırmakta zorlandığı ağırlıkta fiziksel acılarından kurtulmanın vakti gelmemiş miydi?

“Ahh Tanrım, lütfen ama lütfen…” Sustu.

Dileklerini dişlerinin arasında sıktı.

“Sus Derya. Ne saçmalıyorsun. Dileme. Düşünme. Senin dileklerin, isteklerin yok. Bir kağıt gibi boşsun. Olması gereken şeyler, olması gereken zamanda sana gelecekler. Ve bugün, o gün mü bunu bilemezsin. En azından şimdilik.”

Sol koluna baktı. Pembe, ince kayışlı Swatch’unun her zaman durduğu yere. Saatini ondan almışlardı. Ailesiyle vedalaştığı gibi zamanla da vedalaşmıştı kapıda. Dakikalar beklediği koridorda reçine damlaları gibi uzayarak akarken o ne kadardır beklediğini bilmiyordu. Sahi ne kadar beklemesi gerekiyordu.

Her şeyin yolunda gittiğini bilmeleri için ne kadar zaman geçmeliydi. Kaç dakika, kaç saniye?

Koridorun diğer ucundaki kapıda onu bekleyen annesini düşündü. Kendisinden daha çok heyecanlanan, umudunu kucağında dolaştıran o koca yürekli kadını. Ona hep destek olan, güzel huylu, güzel yüzlü ablasını. Elinde olsa onun için dünyayı durdurabilecek babasını. Acısını kendi acıları gibi sırtlarına giyen bu harika insanları düşündü. Kendi için istemese bile onlar için hakketmiyor muydu artık bu mutlu başlangıcı.

“Tanrım lütfen…”

“Aaa başlayacağım ama… Sus be kadın! Sus artık!”

Olmuyordu. Düşüncelerini susturamıyordu. Dileklerinin varacağı sonuçların ağırlığını taşıyabilecek kadar güçlü müydü ki? Başka birinin kendi dilekleri yüzünden ölmesine dayanabilir miydi yüreği? O zaman buz gibi göz damlalarıyla yıkanmaz mıydı umut içinde yanan yüreği? Yoksa kendi başlangıcına çıkan aydınlık yolu sevinçle mi karşılardı? Bu ikilem onu delirtmez miydi? Yok yok. Bu çok ağırdı. Onun mutluluğuna sonsuza kadar kara bir katran gibi yapışıp kalırdı o masumun kararmış ruhu.

“Tanrım delireceğim. Düşünmemeliyim.”

Hastanenin uzun, loş koridorlarında yürüyerek düşüncelerini sakinleştirmeye çalıştı.

Onu düşüncelerinden uzaklaştırdığı için bugün ayaklarını her şeyden çok seviyordu. Yürürken üzerindeki yeşil ameliyat önlüğünün düğmelerinin arasına hastanenin koridorlarına hapsolmuş ılık bir hava giriyor, çıplak bedenine dokunuyordu. Sanki ‘sakin ol kızım’ der gibi bir hali vardı.

Sakinleşti. Adımları onu yavaş yavaş dualarından ve düşüncelerinden uzaklaştırdı. Kafasını sadece attığı adıma verdi. İnce hastane terliklerinin altından ayak parmaklarıyla dokunup ittiği bu soğuk mermer yeri her ayrıntısına kadar hissediyordu. Soğuk, çok soğuktu.

Yürüdü. Ta ki kafası düşüncelerden arınana kadar. Nefesinin kafasının içinde yankılandığını duyabiliyordu.

Birden kapı açıldı. Üzerinde beyaz pantolon ve kolsuz gömlekten oluşan üniformasıyla, yanakları pespembe bir hemşire kapıdan içeri girdi.

Derya durdu. Zaman da attığı son adımla birlikte durmuştu. Kendisine yaklaşan hemşirenin yüz ifadesinden bir şeyler anlamaya çalıştı. Ama nafile. Kafasını boşaltırken idrak yeteneğini de arka kapıdan serbest bırakmıştı. Anlayamıyordu. Önündeki yol aydınlık mı, yoksa karanlık mı anlayamıyordu. Hemşire pespembe yanaklarını biraz daha kızartarak konuşmaya başladı.

“Derya Hanım, içerideki ameliyatlar başarılı geçiyor. Hatta bitmek üzere. Siz artık evinize gidebilirsiniz. Üzgünüm.” dedi.

“Demek benim zamanım gelmemiş.”

“Evet,üzgünüm. Organ nakli beklemek çok zordur. Ama organ nakli ameliyatında yedek alıcı olmak her şeyden daha zordur. İçeride devam eden ameliyatlar esnasında bir terslik çıkma olasılığı düşüktür. Fakat terslik çıkma olasılığına karşı mutlaka yedek alıcı belirlemeliyiz. Nakil edilen organlar bu riski gözardı edemeyeceğimiz kadar değerli. Bu durum sizin gibi yedek alıcılara korkunç bir psikolojik yük olsa da bunu yapmak zorundayız. Gerçekten çok üzgünüm. Daha gençsiniz. Umarım bir dahaki sefere.”

“Evet,umarım. Her şey için teşekkür ederim.”

Derya arkasını dönüp ondan yavaş yavaş uzaklaşan hemşireyi gözleriyle takip etti. Korkunç bir acı yüreğini sıkmış ve sonra bırakmıştı. Ardından koca bir hiç. Hiçbir şey hissetmiyordu.

Son dört saatte kapıda beklerken büyüttüğü, zaman zaman görmezden gelmeye çalıştığı umutları, iki damla göz yaşıyla birlikte yanaklarından süzülüp gitti.

Pelin Öncüoğlu Işık

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

12 Yorum

  • Cevapla Nazlı Pınar Kamacı 9 Temmuz 2020 at 13:30

    Tebrik ederim. 👏🧿

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 9 Temmuz 2020 at 15:26

      Teşekkür ederim güzel yüzlü, güzel yürekli 😘

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 9 Temmuz 2020 at 14:47

    Yaşamı getircek ölümü beklemenin yarattığı trajedi, o kadar net geçiyor ki okura, bir an tüm bunları kendim yaşıyormuşum gibi hissettim: Sanki benim gözlerim o kapıdaydı.
     
    Yaşama tutunmak isterken başka birinin ölümünü beklemek… Dehşet bir etik sorunu. Ve sen muazzam anlatmışsın bu ikilemi canım. Tebrik ediyor, seni o kocaman yüreğinden öpüyorum 😘

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 9 Temmuz 2020 at 15:25

      Didemcim çok teşekkür ederim. ❤

  • Cevapla Burak Süalp 10 Temmuz 2020 at 02:44

    Pelincim, önce yazıyı okumaya başladım. Sonra okurken sesini de duymak istedim, kulaklıklarımı taktım. Harika anlatımın, okuman bir yana, yaşadıklarının, hissettiklerinin bize burada aktardığının kat kat fazlası olduğunu tahmin edebiliyorum. Benim için, hayatın karşımıza çıkardığı zor sınavlarla nasıl başedileceğinin canlı örneği, öğretmenisin. İyi ki aynı şirkette çalışmışız ve yokluğunda, zor zamanlarında umutla iyi haberlerini beklemişim. Şanslı hissediyorum, kahraman bir dost, kardeş, yoldaş kazandım. Kalemine, sesine sağlık, canım öğretmenim.

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 10 Temmuz 2020 at 10:48

      Burakcım, yine ekranın karşısında erittin beni ❤
       
      Hayat görebilmeyi bilenler için her zaman güzel. Bunu başarabilmiş ve ondan öğrendiklerini felsefesi haline getirebilmiş nadir, güzel yürekli insanlardansın. Her daim pozitif, hayata karşı da çok saglam bir duruşu olan… Her yazında kendime notlar çıkarıyorum. Öğrenmek karşılıklı canım arkadaşım. Hiç bakmadığım pencerelerden baktırabiliyorsun. Hayatımda olduğun, her zaman bana destek verdiğin için asıl ben teşekkür ederim. Biriktirdiğim birkaç güzel insandan birisin. İyi ki varsın, iyi ki yazıyorsun ❤😘😘

  • Cevapla Derya Apak 11 Temmuz 2020 at 15:27

    Ah nasıl hissettim ve anladım.
    Canım benim, kalemine sağlık, muhteşem olmuş yine…

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 11 Temmuz 2020 at 15:52

    Deryacımm,
    çok teşekkür ederim 😍 ❤

  • Cevapla Savaş Yıldırım 13 Temmuz 2020 at 14:09

    Pelincim yine çok içten, samimi bir hikaye paylaşmışsın bizimle. Birbirimizi cok uzun yıllardır tanıyan bir arkadas grubuyuz ve kesinlikle içimizdeki en güçlü sensin. O kadar güçlüsün ki yaşadığın o zor günleri etrafındakilere hiç belli etmiyordun. İyi ki yazmaya başladın, iyi ki yaşadıklarını bizimle paylaşıyorsun.

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 14 Temmuz 2020 at 22:25

      Savaşcım, ne güzel bir yorum ❤️ Çok çok teşekkür ederim. Beni güçlü gördüğün için de ayrıca teşekkür ederim. Ben sadece başıma gelenlere isyan etmek yerine onları kucakladım. Böylesi çok daha kolay oldu 😂😉 Hayat hayıflanmak için çok kısa. Yazılarımı okuduğun için çok teşekkür ederim. Desteğin benim için çok kıymetli ❤️

  • Cevapla Seda Çağlayan 6 Ağustos 2020 at 06:22

    Bu tarz deneyimler yaşayan insanların yanında bizim günlük dertlerimiz ne kadar da şımarıkça kalıyor. Bunu unutmamak lazım…

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 6 Ağustos 2020 at 15:41

      Evet Sedacım öyle ama insan oğlu bu unutuyoruz sık sık. Arada hatırlatmak lazım. Öpüyorum seni çok 🙂

    Cevap Yaz