Bi' Dolu Mola

Kırmızı Potinler

16 Temmuz 2020

Öykü: Kırmızı Potinler | Yazan: Elif Bilici

Hepimizin yaşarken farkında olmadığı ama bir şekilde zihninin kuytu köşelerinde yer etmiş anıları vardır. Bu anılar genelde küçük hatırlatıcılarla anında zihnimizde belirir ve aslında hiç gitmediğini bizlere gösterir. Sıcak bir ekmek kokusu, belki bir martı sesi ya da yaptığımız bir davranış bu hatıraların zihnimizde ilk günkü gibi canlanmasına yardımcı olur.

Aynada kendime baktım. İki yandan örülmüş asi dalgalı saçlarımın ucundaki tokalarda ellerimi gezdirdim. Aynadaki aksime gülümsüyordum. Saçlarımı iki yandan örmek her zaman kendimi iyi hissettirirdi, evin yine küçük çocuğu olmak bazen sorumluluklarını kenara bırakmak istersin ya işte benim saç örgülerim de bunun sembolüydü. Her gece yatmadan önce saçlarımı örüp, evin yine koşturan küçük kızı oluyordum rüyalarımda.

Örgülerime baktığımda hep aynı çocukluk hikayemi hatırlıyorum.

Okula başladığım ilk gün. O zamanlar babaannem daha hayattaydı, bizimle yaşıyordu. Evin penceresinden okula giden kırmızı ayakkabılı kız çocuklarını izlemiştim senelerce ve artık sıra bendeydi.

O büyülü kırmızı ayakkabılar eve geldiği gün benim için bayramdı. Okulun ilk gününü iple çekmiştim. Heyecandan uyuyamamış, erkenden uyanmıştım. Baktım babaannem de uyanmış. Zannettim ki o da heyecanlanmış, erkenden uyanıp ayakkabılarıma bakmak istemişti. O küçük yaşımla anlamamıştım; yaşlılıktan uyku sürelerinin kısaldığını, aslında her sabah erkenden kalkıp bizi uyandırmamak için odasından çıkmadan beklediğini.

Kapısının aralığından beni görünce gülümseyerek, o sevgi dolu gözleriyle sordu.

“Gel bakalım yavrumun yavrusu. Ne istersin bugün?”

“Kırmızı ayakkabılarımı giymek!” diye cevapladım.

Yine gülümsedi.

“Saçlarını da iki yandan örüp, kırmızı kurdele takalım mı? Kırmızı potinlerinle takım olur” dedi.

Ellerimi ağzıma götürüp kıkırdadığımı hatırlıyorum, “Potin de neydi?”

Ancak gelen teklif karşısında gözlerim o kadar parlamış olmalı ki, o da karşımda kahkahalarla gülmeye başladı. Hemen eski şifonyerine gitti. En üst çekmecesini açtı, içinden kırmızı parlak iki adet kurdele çıkardı. İki tane de lastik. Dizlerinin önüne oturttu beni. O zamanlar bilememiştim, sırtımı yasladığım o iki dizin en güvenli en huzurlu olduğum yer olduğunu.

Başladı anlatmaya.

“Yavrumun yavrusu bilir misin; baban okulun ilk günü okula gitmeyi hiç istememişti. Çok zor ikna etmiştik. Okula gideceği günün gecesi ne beni ne dedeni uyku tutmadı heyecandan, uyandık erkenden. Okula gidecek koca adam olacak oğlumuz diye, okula yazdırdığımızdan beri mutluluktan uçuyorduk. Okula gitmek büyük bir olaydı bizim zamanımızda. Gidip tavuklardan yumurtayı almış, istediği gibi tereyağında sahanda kırmıştım. Sofrada her şey tamamdı. Domates, salatalık, biber, peynir, zeytin, yumurta ve babanın vazgeçilmezi bal.

Normalde tereyağının kokusuna yataktan sekerek gelen baban, bir türlü uyanmadı. Odasına gittik kaldırmak için ne görelim, oda bomboş. Okul kıyafetleri asılı kapının arkasında, hiç dokunulmamış. Hemen evi kontrol ettim yok. Okul için aldığımız ayakkabılar kapının önünde duruyor, ama babanın lastik ayakkabıları yok. Birileri bizden erken uyanmıştı demek.”

Gülümsediğini hissediyorum anlatırken, arada soluklanıyor tamamladığı iki örgüden birinin kurdelesini takmak için.

Kafasını biraz geriye çekip bakıyor, örgü nizami olmuş mu diye.

Önce bir “hıh” deyip sonra devam ediyor anlatmaya.

“Fırladım dedene; kaçmış oğlan, git al gel, dedim. Söylene söylene gitti rahmetli. Evin az aşağısında dere boyuna gitmiş baban. Ne zaman üzülse, küsse oraya kaçardı. Eve geldiklerinde babanın gözler kırmızıydı, belli ki ağlamıştı. Kahvaltısını zorla etti. Görsen sanki evden ömürlük uzaklaşacak, nasıl üzüntü. Giydirdik kıyafetlerini, oturdu senin gibi dizimin dibine, surat beş karış. Aldım elime ince tarağı yavaş yavaş düzeltiyorum saçlarını. Ne oldu yavrum, diye sorunca başladı ağlamaya.

Neymiş, kuzusu Üzüm bugün doğurabilirmiş, o yokken doğum yaparsa, Üzüm ona küserse diye ağlarmış. Baban ağlıyor, ben gülüyorum. İçim mutlulukla dolmuştu, canlı sevgisini okuldan önce öğretmişiz diye gurur duymuştum dedenle de kendimle de. Sen kaçmıyorsun bak okuldan baban gibi, daha heveslisin, aferin benim küçük kuzuma!”

Gülmüştüm ona, kaçar mıydım hiç? Okula gitmesem kırmızı ayakkabım olmazdı. Sadece bu ayakkabılar için bile gidebilirdim okula, hiç önemli değildi.

Belki de sadece o ayakkabılar için gidiyordum, kim bilir.

Başımın üzerine öpücük koydu örgülerimi iki yana bırakırken. Bu hazırsın demekti babaanne dilinde. Kalktım hemen dizinin dibinden, aynada kendime baktım, saçlarım örülü, uçlarında kırmızı kurdeleler. Kendimi çok beğenmiştim, kendimi çok büyümüş görmüştüm. Okula o özgüvenle koşarak gitmiştim.

Bu anın üzerinden otuz sene geçti. Söz konusu kahramanlardan bir tek ben kaldım hayatta, önce babaannem o çok sevdiği eşinin yanına gitti, sonra da babam, anne ve babasının arkasından gitti.

Örgülerimi iki yana bıraktım. Evet güzel olmuştu örgülerim. Uçlarında kırmızı kurdelem olmasa da, aynı saflıkla tek bir çift potin için bu kadar mutlu olamasam da, bir dönem olmuştum işte.

Buna bile gülümseyebilmek çok güzel değil mi? Gidenlerin arkasından gülümseyecek hikayelerle onları anmak çok harika değil mi?

Elif Bilici

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Fahriye Çetinkaya Demir 17 Temmuz 2020 at 09:18

    Yüreğine kalemine sağlık yavrum, başarılarının devamını dilerim…

  • Cevapla Burak Süalp 17 Temmuz 2020 at 20:20

    Giderken arkalarında gülümseten hikayeler bırakanlara saygı ve minnetle, kalemine sağlık.

    • Cevapla Elif Bilici 20 Temmuz 2020 at 20:06

      Arkamızda bıraktığımız izler kadar var olacağımızı düşünürüm hep. Umarım biz de hayatta iyi, güzel iz bırakanlardan oluruz.
       
      Teşekkürler yorumun için.

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 17 Temmuz 2020 at 22:31

    Selam Elif;
    Taaa geçmiş, anneannenim günlerine gittim ve sayende onu rahmetle andım.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Elif Bilici 20 Temmuz 2020 at 20:02

      Ya o kadar sevindim ki…
       
      Oysa anneannemi görmeden ve babaannemle zaman geçirememiş birisiyim. Sanırım öykü yazmanın en güzel yanı, hayatımızda olmayan anları kendimize yaratmaya çalışmak. Sizlere de bir nebze hissettirebilmişsem ne mutlu bana.
       
      Anneanneniz yattığı yerde dinlensin.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Ozan Horozoğlu 18 Temmuz 2020 at 14:09

    Yazdıkları aynı kendisi gibi, sıcak ve samimi. Dinlerken huzur ve merak doldu içim. Eline sağlık Elif, yeni yazılarını merakla bekliyorum.

    • Cevapla Elif Bilici 20 Temmuz 2020 at 20:04

      Canım Ozan,
       
      Çok teşekkür ederim. Yazdıklarımı, hissettiklerimi en iyi anlayanlardan olacağını biliyorum. İnsanın çocukluk arkadaşının, yazısını okuması ayrı bir keyif.
       
      Teşekkürler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan