İnce Mevzu

Romantik Komedi

9 Temmuz 2020

Yazı: Romantik Komedi | Yazan: Seda Çağlayan

Günlerdir yaşadığımız yüzgeç çıkartan nemli havaların ardından gelen bu serin yaz akşamında, patlamış mısır tadında bir şeyler karalamak istedi canım sizin için. Öyle ağır ağır, aşka meşke giresim yok. Bugün hafif takılacağız.

Neden romantik komedi?

Konumuz romantik komediler. Yerli yabancı, yeni eski fark etmez. Neden romantik komedi izliyoruz? Neden sekiz bin beş yüz kez 1970’lerde çekilmiş Türk filmlerini izliyoruz? Ya da neden, her yaz sezonu başlayan ve sadece hoş ve boş vakit geçirtmek için tasarlanmış olan yaz dizilerini izliyoruz?

Bize hiçbir katkısı olmayacağını bile bile bugün artık neredeyse parayla verseler almaya razı olacağımız zamanımızı, neden bunlara yatırıyoruz?

Çünkü hayal ettiğimiz hayat onlarda saklı

Çünkü hayat çoğunlukla toz pembe değil, çünkü gerçek hayatta fabrikatör amca gidip fakir aileden özür dileyerek onlarla birlikte pazarda karpuz dizmiyor ve konuyu benim köşenin konseptine de bağlamam gerekirse çünkü aşklar çoğunlukla mutlu sonla bitmiyor.

İşte bu yüzden hâlâ inatla o romantik komedileri ve yaz dizilerini izliyoruz. Tamamen ihtiyaçtan yani.

O filmlerin sonunda bir şirket CEO’suyla bir hayat kadını sevgili olabiliyor mesela. Aşk engel tanımıyor. Kimse kimseyi yarı yolda bırakmıyor. Seviyorum deyip de sırra kadem basmıyor. Balıkçı güzeli Azize’yle garson Şopen sonunda mutlaka kavuşuyor ve insanlar küçük, mütevazi hayatlarının içinde mutlu mutlu yaşayabiliyor.

Bir ferahlık, bir yalancı sevinç, bir buçuk saatlik bir mutluluk insanların hayatlarının üzerindeki o puslu havayı dağıtabiliyor. Oturduğumuz yerden bedava mutluluk, neden izlemeyelim ki sonuçta?

No Prozac, No Xanax, Yes Romantic Comedy

Sırf bizim insanımıza özgü bir durum da değil. Sex and The City kaç sezon oynadı hatırlatmama gerek var mı? Dünyadaki kaç kadın kendini Carrie, Samantha, Charlotte ya da Miranda ile özdeşleştirdi? Wikipedia’da sayfaları olan karakterler bu hanımlar, lütfen hafife almayalım. Siz gerçek bir bireysiniz ama sizin yok mesela 😊

Bu take away kahveler falan hep onlardan yadigar, çünkü Amerikalı kadınlar güne kahveyle başlar, e zaten biz de doğuştan Amerikalıyız malum. Bu arada seyredenlerle hiçbir alıp veremediğim yok, ben de keyfimin çok da yerinde olmadığı zamanlarda ya bilmem kaçıncı kez Sex and the City ya da Friends izlerim. Çünkü hafifler, iyi geliyorlar, kafa dağıtıyorlar ve hâlâ ısrarla ve hâlâ bıkmadan gülüyorum onları izlerken.

“Kendi hayatının senaryosunu yazamayıp kendi hayatını yönetemeyen insanların bu palavralarla mutlu olması büyük trajedi” diyerek bitireceğimi sanıyorsanız büyük yanıldınız, hiç de demeyeceğim.

Aksine, kafanız bozuk, içiniz sıkışıkşa bir tane Prozac ya da Xanax alacağınıza iki bölüm romantik komedi ya da bir Emel’le Tarık patlatın, bir şeyciğiniz kalmaz, diyeceğim.

Şimdi benim yapacağım gibi.

İyi seyirler 😊

Sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 9 Temmuz 2020 at 08:06

    Selam;
     
    Pandemi dönemini evde NetFlix sayesinde atlatmış biri olarak kesinlikle katılıyorum; inanılmaz kafa dağıtıyor gerek belgeseller gerek diziler 👍🏻

    • Cevapla Seda Çağlayan 16 Temmuz 2020 at 00:31

      Para ödediğimiz hiçbir şeyi bu kadar hunharca kullanmamışızdır herhalde; canına okuduk Netflix’in, gerçekten güzel oyaladı bizi 🙂

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 9 Temmuz 2020 at 08:22

    Ne eğlenceli bir konu olmuş 😁 Bu tarz dizileri izlemek bir yana, onlar hakkında okumak bile demek insana iyi geliyormuş 😉

    • Cevapla Seda Çağlayan 16 Temmuz 2020 at 00:33

      Ay keşke her hafta böyle şeyler yazabilsem. Köşenin konseptini değiştirip Cem‘le Gülşah‘a mı katılsam? İçim şişti, aşktan meşkten Didem 🙂

  • Cevapla Beril Erem 9 Temmuz 2020 at 09:35

    Evet ben de itiraf ediyorum bazen çok yoğun geçen bir günün ardından Netflix’teki romantik komedileri seyredip kafamı dağıtıyorum. Dediğin gibi gerçekten de insanı gevşetip hiçbir şey düşündürtmeyen doğal anti-depresan gibiler 😊

    • Cevapla Seda Çağlayan 16 Temmuz 2020 at 00:39

      Her zaman işe yararlar evet. Benim ara ara izlediklerim var mesela, Love Actually, Notting Hill, My Best Friend’s Wedding, When Harry met Sally, Pretty Woman. Bunları birkaç yılda bir izliyorum. Keşke yazının sonuna da koysaymışım 🙂

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 9 Temmuz 2020 at 21:58

    Bayılırım ❤ 50 first dates, modum ne olursa olsun gülümsetir beni. Kocamla birlikte favorimiz de “Love Actually”. Hayatın ağırlığı içinde güzel şeyleri unutabiliyoruz. Bu tarz filmler de bunu hatırlatiyor bize. Birini sevmenin güzelliğini, bir dostla yapılan gerçek bir sevgi alışverişini, belki de güzel bir kitabın unutulan arkadaşlığını… Unutuyoruz. Zaten unutmaya meyilli yaratıklarız biz insanlar. Hayatın aslında güzel oldugunu unutuyoruz. Arada hatırlamak, hatırlatmak lazım. İyi hatırlattın, bu aksam güzel bir romantik komedi izleyip yüzümde bir gülümsemeyle yatağa gideyim.
     
    Kalemine sağlık Sedacım 😘❤

    • Cevapla Seda Çağlayan 16 Temmuz 2020 at 00:41

      Yorumlarının bile şiirsel bir havasının olması 🙂 Ve ayrıca şu dünyadaki insanların yüzde onu senin kafanda olsa her şey daha güzel olabilirdi Pelo 🙂

    Cevap Yaz