Kültür & Sanat

Van Gogh’u Tanımak | 1

29 Temmuz 2020

Yazı: Van Gogh’u Tanımak | Yazan: Pelin Erem

Başkasının ayakkabısını giyip yürümeyi denedim
Önce sıktı, sonra nasır tuttu ayağım
Rengini de sevmemiştim
Bir numara büyük alayım!
P.E

Not: Van Gogh’un eserlerindeki tinselliği ve dışavurumcu ifadeyi kavrayabilmek için sanatçıyı tanımak önem arz ediyor. Ne mutlu ki kardeşi Theo’ya yazmış olduğu mektuplar sayesinde bunu gerçekleştirme imkânımız var. Hayatı Van Gogh’un gözünden görmek isteyen herkesin “Theo’ya Mektuplar” isimli kitabı okumasını tavsiye ediyorum.

“Hiçbir değerim yoksa bugün, ileride de bir değerim olmayacaktır; ama ileride bir değerim olacaksa, bugün de var demektir.”
– Vincent Van Gogh

Kendinden bir yıl önce ölü doğmuş olan abisinin ismini verdiler ona; Vincent. Hayalet misali, yaşayan bir ölü olarak geldi dünyaya. Köyünün hemen yanı başında, baktı durdu üzerinde adı yazan mezar taşına. Yaşamla ölüm arasında tek bir nefes olduğunu çok küçük yaşta öğrendi.

İçe dönük bir çocuktu Vincent.

Dışarıdan bakıldığında sessiz, hatta ciddi denebilecek bir görüntüsü vardı. On bir yaşındayken gönderildiği yatılı okulda kendini ailesi tarafından terk edilmiş hissetti. Bir öğretmene iki yüz öğrencinin düştüğü kalabalık bir yerde yapayalnızdı. Eğitimini yarım bıraktı ve evine döndü. Oysa ki tembel bir öğrenci bile sayılmazdı.

Ailesi Vincent için endişeliydi. Ne yapacaktı bu hayatta? Geçimini nasıl sağlayacaktı? Tam da bu soruların cevabını ararken Vincent’ın amcası imdatlarına yetişti. Sanat simsarı olan amcası, Goupil & Cie isimli uluslararası sanat galerisinde hem Vincent’a hem kardeşi Theo’ya iş buldu.

Dört yıl kadar Goupil & Cie’de çalışan Vincent, daha sonra firmanın Londra şubesine geçti. Burada bol bol müze ve galeri gezdi. Birbirinden kıymetli eserleri yakından görme şansına sahip oldu, vizyonu genişledi. Belki de hayatının en mutlu yıllarını yaşıyordu. Ne var ki bu mutluluğu uzun sürmedi.

Ev sahibinin kızına duyduğu karşılıksız aşk onu derinden yaraladı. Âşık olduğu kızın bir başkasıyla nişanlandığını öğrenince depresyona girdi. Bunun üzerine amcası, Vincent’ın Paris şubesine gönderilmesini sağladı.

Vincent eskisi gibi değildi, değişmişti.

Galeriye gelen müşterilere eserlerin pahalıya satıldığını söylüyor, sanatın metalaştırıldığından bahsediyordu. Çok geçmeden işten çıkarıldı. Sanat simsarlığı kariyeri de böylece son buldu. Yeni bir iş bulması gerekiyordu ama aslında kendini arıyordu.

İngiltere’ye geri dönen Vincent önce yatılı bir okulda öğretmenlik yaptı, daha sonra vatanı Hollanda’ya gelerek bir kitapçıda çalışmaya başladı. Ne yazık ki buradaki işini de sevemedi.

Babasının din adamı olmasının etkisiyle, dinî kitaplar ilgisini çekiyordu. Kitapçıda çalışırken boş zamanlarında İncil’i Flemenkçe, Almanca ve İngilizce’ye çevirdi. Gittikçe daha çok kaptırıyordu kendini. Sonunda kararını verdi; babası gibi din adamı olacaktı.

Amsterdam’da girdiği din adamı yetiştirme sınavında başarılı olamasa da Tanrı’ya hizmet etmekte kararlıydı. Belçika’nın Borinage isimli madenci köyünde misyoner olarak çalışmaya başladı. Borinage’da yokluk içinde yaşayan köylülerle birlikte kalıyor, elinde avucunda ne varsa onlarla paylaşıyordu. Öyle ki köylüler ona “Çağdaş İsa” lâkabını taktılar.

Vincent’ın yaşayış tarzı kilise tarafından hoş karşılanmayınca büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Kiliseyi aşağıladığı gerekçesiyle misyonerlik görevine son verilmişti, ancak o yine de köyde kalmaya devam etti.

Bu dönemde kardeşi Theo’yla sık sık mektuplaşıyordu.

Boş zamanlarında köyde çalışan madencileri çiziyor, gönderdiği mektuplarda eskizlerine yer veriyordu.

Yazı: Van Gogh’u Tanımak |Yazan: Pelin Erem

Theo ise sanat simsarlığı kariyerine devam etmekteydi. Artık hiçbir kazancı olmayan Vincent, kendisine düzenli olarak para gönderen, hayatı boyunca maddi ve manevi destek çıkan kardeşi sayesinde yaşamını sürdürüyordu. Theo’ya duyduğu minnet duygusunu hayatı boyunca hissedecek, yük olma düşüncesinin ağırlığı altında ezilecekti.

Vincent için yeni bir kriz kapıdaydı. Noel’de ailesini ziyarete gittiği sırada, dul kuzenini görüp âşık oldu. Evlenme isteğini defalarca dile getirdi, defalarca da reddedildi. Bu durumu takıntı haline getirmişti.

Yine bu dönemde, ikinci dereceden kuzeni olan ressam Anton Mauve’dan resim dersleri almaya başladı. Yağlı boyayla tanıştı, ölünceye dek de vedalaşmadı. 27 yaşında başladığı resme hayatı boyunca büyük bir şevkle devam edecekti.

Pelin Erem

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 29 Temmuz 2020 at 16:24

    Selam Pelin;
     
    Benim için çok değişik bir tecrübe, genelde bu tarz yazılar pek ilgimi çekmez ama ilginç bir hayat hikayesi umarım devamı gelir.
    Kalemine sağlık

  • Cevapla Emel Erem 30 Temmuz 2020 at 11:32

    Devamını heyecanla bekliyorum yazının Pelincim. Vincent’le resme baslama yaşı aynı olan müthiş bir yetenek tanıyorum desem 😍

  • Cevap Yaz