Dünya Ağrısı

Betondan Çalmak

7 Ağustos 2020

Yazı: Betondan Çalmak | Yazan: Egemen Alper Koca | Nikola Bašić | Deniz Orgu

Beton evlerimiz var, üzerinden geçtiğimiz beton yollarımız ve gerçek ile sahte hayat arasındaki sınırlarda hapsolduğumuz ofis, okul isimli beton çalışma kamplarımız. Ağaç betona, deniz betona, yeşil betona, hava betona yenilirken yediğimiz yemekler bile betondan; tatsız, renksiz, kokusuz, neredeyse kaskatı. Birbirimize bakıyoruz beton gibi, ruhsuz, duygusuz, tepkisiz ve sessiz, hiç kimse rengini belli etmiyor. Beton gibi sertiz çalışırken, kaskatıyız beton gibi uyurken. Ya beton gibi tepkisiz duruyoruz karşılıklı ya da birbirimizin üzerine yıkılıyoruz deprem gibi. Aşklarımız beton, temeli kumdan, kabuktan, çatısız, kaçak. Penceresi kapalı, balkonsuz yığınlarda taş gibi etimizle taş gibi sevişiyoruz. Köşeli, keskin, demirden iskeletlerden toplu mezarlarız, ifadesiz, karanlık, kokuşmuş, susmuş, pusmuş. Yazımız, çizgimiz, rengimiz, düşüncelerimiz, müziğimiz itfaiye girmeyen sıkışmış beton mahalleler gibi…

Nikola Bašić, Zadar’da denize yakın apartman dairesindeki yatağında uzanırken uzun bir süre bunları düşündü.

Her gün yürüdüğü beton zemin aklına geldikçe sırayla tabanları, bacakları sırtı ve beyni ağrıdı. Sağına doğru bir hamleyle yataktan çıkıp masasına oturdu ve kalın bir not defterine yazmaya başladı. “Betonun sesi olsa da konuşsa.”

Yürürken daha fazla bel ağrısı çekmemek için aldığı hava kanallı yürüyüş ayakkabıları aklına geldi. Her adımında topuğundan ıslıklar çıkararak baskıyı azalttığı varsayılan, böylece uzun saatler yürüyerek keşif yaptığı günlerde ağrılarını azaltıp daha mutlu, huzurlu bir gün geçirmesini sağlayan yastıklı, hava kanallı ayakkabılarını inceledi. Penceresinden uzanıp her gün geçtiği, betonla kaplanmış sahil yoluna bir süre baktı ve masasına tekrar oturarak uzun süredir tasarladığı taslak çizimleri inceledi.

Hırvatistan’ın Zadar şehri, mimar Nikola Bašić’in bir süredir yaşadığı, II. Dünya Savaşı esnasında tamamen yok edildikten sonra Yugoslavya eski devlet başkanı Tito’nun girişimleriyle sıfırdan inşa edilmiş ve tarihten hiçbir iz kalmaması sebebiyle sahil şeridi betonla kaplanarak yaşamın yeniden oluşturulduğu bir yerleşim merkeziydi.

Bašić, Zadar’ın turizme kazandırılması için yürütülen proje kapsamında görevlendirilmişti ve yenilikçi bir tasarım üzerinde çalışıyordu. Betonun ruhsuzluğunu, sahilde etrafına bakmadan geçen insanları ve havalı ayakkabılarından gelen sesleri düşünürken, çocukken çaldığı annesinin piyanosu aklına geldi. Denizin ve havanın sesini bir piyano misali duymak mümkün olabilir miydi? Dalgalar çekiç misali sahile vurdukça çıkan sesler de notaya dönüşebilir, birleşip müzik oluşturabilirlerdi. Sahildeki betona vurunca uzunca bir kanaldan geçerek geniş bir boşlukta sıkışan havayı müzikal olarak farklı tonlanmış borulara iterek sesler çıkarabilirlerdi. Müzisyen ve mimarlara danışarak çizimlerini tamamladı. Müziğin insanları birleştiren gücünden ilham alarak çizimlerinin ilk sayfasına başlık attı. “Deniz Orgu”.

Bašić’in projesi kent konseyinde yapılan oylamada birinci seçildi ve kısa zamanda gerçekleştirilmek üzere çalışmalara başlandı.

Sahildeki beton yola yeni bir şekil verilerek denize borular oyuldu, basamaklar inşa edilerek hem insanların oturması hem de havanın farklı kanallara iletilmesi sağlandı. 2005 yılında bitirilerek hizmete sunulan 70 metrelik bu alana Nikola’nın önerdiği gibi “Deniz Orgu” adı verildi. Sahilin burun kısmına yanaşan büyük gemilerden inenleri, deniz kenarında yürüyenleri, Zadar’da yaşayanları ve sahile gelen turistlerin ilgisini çekecek, betonun soğukluğundan bir süre de olsa uzaklaştıracak ve birleştirecek bu yeni betonarme enstrüman Nikola Bašić’in mimarisi sayesinde hayata geçmiş oldu.

İnsanlar suyun ve betonun birlikteliğine tanık olmak için bir araya geldiler. Sahil şeridi ve merdivenler doldu, renkler, şehirler, kıtalar birleşti, çocuklar oynadı, yenildi, içildi, konuşuldu, susuldu, öpüşüldü ve müzik dinlendi. Deniz betona, beton doğaya karıştı ve notalarda birleştiler. Her hava değişiminde dalgalar da şekil değiştirdi, birbirine hiç benzemeyen şarkılar yazıldı. Notaları doğa verdi, müziği beton çaldı. Dünyanın tüm sesleri bir araya gelip şarkılar, türküler, ağıtlar, sonatlar yazdı. Hepsi havaya karıştı. Hava betona, beton da insana.

Nikola, bu proje ile 2006 yılında “Avrupa Kentsel Kamu Alanı Ödülü” aldıktan sonra bir akşam sahilde yürümeye çıktı. Havalı ayakkabılarıyla yürüdükten sonra insanların oturduğu sahil merdivenlerine uzandı. Cep telefonuna kaydettiği bir videoyu açtı. Ödül aldığı gece çekilmiş olan videoda sunum yapıyor ve denizin sesini insanlara dinletiyordu. Kendi kendine gülümsedi, etrafındakiler fark edince onlar da gülümsedi. Hiç kimse Nikola’yı tanımadı, deniz konuştu, beton ses verdi, Nikola herkesle birlikte dinledi.

Betona sıkışmış insan açıldı, pencereler, sesler, yüzler açıldı. Beton yumuşadı, insan yumuşadı, dünya yumuşadı. Deniz yuvarlandıkça beton köşeler de yuvarlandı müzikle. Nikola’nın ayakları yumuşadı. Oturduğu yerden kalkarak denizi gören evine doğru havalı havalı yürüdü. Yatak odasında uzandı. Sahilde kaydettiği müziği dinlerken derin bir uykuya daldı. Nikola müzikle uyudu, beton müzikle uyandı.

Egemen Alper

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 7 Ağustos 2020 at 11:25

    Bilmiyordum bu projeyi. SenVeBen’de en çok da bunu seviyorum. Biriktirdiklerimizi paylaşıyor, birlikte gelişiyoruz.
     
    Dergideki ilk yazın için harika bir konu seçmiş, başarıyla da öyküleştirmişsin Egemencim. Sonraki yazılarını da merakla bekliyor olacağım 😊
     
    Sevgiler

  • Cevapla Cem Koca 7 Ağustos 2020 at 11:31

    Süper. Ruhuna, fikrine ve kalemine sağlık.

  • Cevapla Pınar Sude Genç 7 Ağustos 2020 at 13:28

    Merhaba!
    Gerçekten çok beğendim, bir sonraki yazılarınızı da heyecanla bekliyor olacağım. Tekrardan, hoş geldiniz. 🎈

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 7 Ağustos 2020 at 20:20

    Selam
     
    Öncelikle sevgili editörümüzün Allah gazabından korusun seni 😂 Aman niiii’lemesin.
     
    Başta betonlar çok şaşalıydı, çok güzel görünüyordu ama sonra yeşile hasret kaldığımız anlaşılınca ne kadar da boşmuş beton yığınları anladık.
     
    Hoş geldin.
     
    Sevgiler

  • Cevap Yaz