Patikli Seyyah

Salta | Kızıl Şehrin İnka Mumyası

20 Ağustos 2020

Yazı: Kızıl Şehrin İnka Mumyası | Salta | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık

Çok seyahat edenlere sorulan bazı beylik sorular vardır. Onlardan biri de gördüğün yerlerden en çok hangisini beğendin sorusudur. Bu soruya daima ve hiç düşünmeden “Arjantin” diye cevap veririm. 5 kıtada pek çok güzel, egzotik ülke görmüş, deneyimlemiş olmama rağmen Arjantin her zaman listemin başında yeralacak gibi gözüküyor.

Bu güzel ülkede 1,5 ay seyahat edip görülebilecek her yerini gördüm. Arjantin Patagonyası gönlümde apayrı bir yer edinirken, dünyanın en güney ucundaki son yerleşim yeri olan Ushuaia benim için emeklilik hayalleri kurduran bir şehir oldu. Ülkenin kuzeyi ise bambaşka kültürleri bambaşka maceraları taşıyor yüreğinde. Bugün size Arjantin’in kuzey topraklarının şarkısını anlatmaya çalışacağım dilim döndüğünce.

Yazı: Kızıl Şehrin İnka Mumyası | Salta | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık



İnkaların antik mağara çizimleri | Salta, Arjantin

İnkalara Dayanan Tarih

İspanyol kaşiflerin kıtaya gelişiyle birlikte İspanyol katliamları ve eski kıtadan gelen hastalıklardan kurtulabilen Güney Amerika’nın yerli halkı kıtanın içlerine doğru çekilmişler. Bugün Arjantin, Şili, Uruguay ve Brezilya’da yerli halktan ziyade Avrupalı kolonicilerin torunlarını, şeker ve gümüş madenlerinde çalıştırılmak için getirtilen Afrikalı kölelerin torunlarını görüyoruz. Güney Amerika’nın asıl yerlileri ise daha ziyade Bolivya ve Peru’da. Oysa Avrupa’dan bakınca tamamiyle Avrupalı göçüyle kuşatılmış gibi gözüken Arjantin topraklarının kuzeyinde, Atacama Çölü’nün dibinde, kızıl topraklı bir şehir, bir avuç Quechua halkını barındırıyor. Bilmeyenler için söylemiş olalım, Quechua İnka’ların soyundan gelen Güney Amerika’nın yerli halklarından birinin ismidir.

Salta

Salta’yı bu kadar çok sevmemin sebebi bu şehrin, aklınızda yer alan hiçbir Arjantin şehrine benzemeyen manzaralar, kültürler, mimariler barındırıyor olması.

Yazı: Kızıl Şehrin İnka Mumyası | Salta | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık


Salta’ya giden yol

Kızıl, kuru vadilerin arasından incecik süzülen serin sular, koloni mimarisinin en tatlı örnekleri, şekere hatta pastaya benzeyen katedralleri, sokak aralarında en doğal halleri ile sizi karşılayan kavruk yüzlü, aydınlık bakışlı insanlar… Rengarenk kumaşlarda sırtlarında taşıdıkları minicik bebekleri ile biryerlere yetişmek zorunda olmadan günlük işlerini yapmaya çalışan kadınlar, şapkalarının sağladığı gölge ile mevsimin sıcağından korunmaya çalışan kavruk yüzlü erkekler.

2 aydır sırt çantam ile köşe bucak Arjantin, Şili, Uruguay gezmekte olan bedenim biriktirdiklerinin ağırlığından çok hafifliği sayesinde hiç yorgun hissetmiyordu. Fakat yine de o kadar çok şey görmüş, o kadar çok şey deneyimlemiştim ki durup hazmetmek için biraz zamana ihtiyacım vardı. Bunun için kuzeyin hırçın kızılı Salta’dan daha güzel bir yer düşünemiyordum. Yolda öğrendiğim en önemli şeylerden biri; olmayan planlara, tutmayan rotalara üzülmemek ve yolda karşınıza çıkan tesadüfleri gözardı etmemekti. İçinde yürüdüğümüz hayat denen yol önünde sonunda sizi olmanız gereken yere götürüyor. Ve oraya varmadan asıl hedefinizin orası olduğunu asla anlamıyorsunuz.

Loki Hostel

Seyahatimin daha ikinci haftasında yolla ve evrenle mücadele etmeyi bırakıp kendimi tesadüflerin kucağına atmıştım. Salta’dan önce ziyaret ettiğim İguazu şelalerinde aşırı yağmur sebebiyle şelalelerin açılmasını beklerken birkaç gezgin ile tanıştım. Bir önceki sene Güney Amerika seyahatimde tanıdığım Loki Hostel zinciri Güney Amerika’nın populer destinasyonlarından. Bu gezginler Salta’da yeni açılan Loki Hostel’inden geliyordu. Loki Hostel zincirini bir önceki sene yaptığım Güney Amerika seyahatimden biliyordum. Belli standartlar oturtmuş, temiz, ekonomik ve çok eğlenceli bir parti hosteliydi. Açılışlarına özel bu ay bir kampanya yapmışlar, bir haftalık konaklamadan para almıyorlardı. Sırt çantalı bir gezgin bu cümle daha bitmeden o hostele ışınlanır. Ben de aynen bunu yapıp en kısa sürede çölde bir vaha gibi tatilimde beliren bu bedava konaklamanın tadını çıkartmak için Salta’nın yolunu tuttum. İşte beni Salta’ya getiren en önemli tesadüf bu oldu. Ve Salta bana hayal ettiklerimden çok daha fazlasını sundu.

Seyahat ettiğim şehirlere, ülkelere gitmeden önce gezilip, görülecek yerlerini önceden okumayı seviyorum.

Fakat o şehire vardığım zaman rehber kitabımı, telefonumdaki uygulamaları, haritaları kapatıp kendimi sokakların büyüsüne, günün olağan akışına bırakıyorum. Oralı insanların ayak adımlarına kendi ayak adımlarımı uydurup sokaklara dalmayı, kitaplarımda olmayan yerler keşfetmeyi seviyorum.

Saltayı da okuduklarımdan aklımda kalmış tortular ile ayaklarımın götürdüğü rota üzerinden keşfetmeyi tercih ettim. Ve yine yollar beni çok güzel sokaklara, süpriz kiliselere, birkaç yerli ile yapılan sıcak cümle alış verişine götürdü. Şehiri tam anlamıyla hissedebildiğim o anlardan bana kalanları fotoğraf makinam ile yanımda getirmeye çalıştım.

Eski Belediye Meclisi Binası | Plaza 9 de Julio Meydanı


Eski Belediye Meclisi Binası | Plaza 9 de Julio Meydanı

Plaza de 9 Julio

Salta’da herşey Plaza de 9 Julio’da başlıyor. Aslında pek çok Arjantin şehrinde olduğu gibi. Keza 9 Temmuz 1816 Arjantin’in İspanyollardan bağımsızlığını aldığı gün. Salta’nın da ana meydanının adı Plaza de 9 Julio yani 9 Temmuz Meydanı.

Bu meydan birbirinden güzel pek çok koloni mimarisi evi ve yapıyı barındırıyor.

Meydanın ortasında pespembe bir katedral şehrin ana kilisesi olarak hizmet veriyor. Katedralin yapımına Arjantin bağımsızlığını aldıktan sonra 1858 yılında başlanmış. Rokoko tarzta şatafatlı, abartılı dış yüzeyi Avrupa’da gördüğümüz hiçbir rokoko stilde kiliseye benzemiyor.

Kiliseler

Salta’ya şeker kiliseler şehri adını da verebilirlermiş. Bir başka şeker renkli kiliseyi, San Francisco Kilisesini de kırmızı dış cephesi ile meydandan çok uzaklaşmadan görebilirsiniz. San Francisco kilisesinin ilk yapımı 1625 yılını buluyor fakat defalarca yeniden inşa edilip eklemeler yapılmış. Son halini 1870 yılında almış olan kırmızı dış cephesi barok mimari stilinde yapılmış.

Benim favori Salta kilisem ise Nuestra Signora de la Candeleria Kilisesi. Hayır, neden bu kadar şeker renklere boyamışlar ki bu kiliseleri?

Nuestra Signora de la Candeleria Kilisesi


Nuestra Signora de la Candeleria Kilisesi

Şehirin mimari güzelliğine doyduktan sonra San Bernardo tepesine teleferikle çıkıp 1454 metreden Salta şehrini gözlerime işledim.

Şehirin mimari güzelliğine doyduktan sonra San Bernardo tepesine teleferikle çıkıp 1454 metreden Salta şehrini gözlerime işledim.

Yüksek İrtifa Arkeolojisi

Akşam üstü gördüklerimden yorgun düşmüş ruhumu dinlendirmeye gitmeden önce listemin başında yer alan Museo Arqueologica de Alta Montana‘ya gittim. Yüksek İrtifa Arkeoloji Müzesi. Salta’ya sırf bu müze için bile gelebilirsiniz. Neden mi? Çünkü burada dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan bir şey var. İnka mumyaları.

Inka İmparatorluğu ve İnka öncesi Güney Amerika yerli halklarının çok tanrılı kültüründe dağlar, tanrılara en yakın oldukları yerler olduğu için kutsal sayılıyordu. 20. yüzyılda And Dağları’nın tepelerinin birçok arkeolojik sit alanı barındırdığı ortaya çıkınca Yüksek İrtifa Arkeolojisi de önem kazandı.

Salta'dan Atamaca Çölü'ne Giden Yol


Salta’dan Atamaca Çölü’ne Giden Yol

Arjantin’in kuzeyinde Salta şehrindeki bu müzede ise Atacama Çölü’nün ortasında bulunan Llullaillaco volkanik dağının tepelerinde tanrılara kurban edilmiş 3 inka çocuğunun mumyalaşmış bedenleri sergileniyor.

Kurban edilmiş diyince gözünüzde vahşet görüntüleri canlanmasın. Çünkü yüzyıllardır bizlere anlatılanın aksine Güney Amerika yerlilerinin çok barışcıl kültürleri fakat bizlerden farklı inançları vardı. Onlar ölümden sonra yaşama inanıyorlardı ve onların gözünde tanrılara kurban edilmek büyük bir onurdu. Bu kutsal törenlere seçilmek için aileler birbirleri ile yarışırdı. Seçilmiş kız ve erkek çocuklar da fiziksel mükemmelliyet ön plandaydı. Kurbanlar törenden haftalar önce yüksek alköllü Chicha içkisi ve aşırı miktarda koka yaprağı ile besleniyordu. Bu şekilde yapılacak görevi kabullenmeleri kolaylaştırılıyordu.

La Puna Dağ Platosu


La Puna Dağ Platosu | Salta, Arjantin

Hiyerarşik bir yürüyüş sırasıyla günlerce törenin yapılacağı dağa tırmanılırdı. Zor şartlar altında yapılan tırmanışın kendisi de ritüelin en önemli parçalarından biriydi. Bu yol ne kadar çileli olursa o kadar fedakarlık yapılmış olur ve bu sebeple de Tanrıların onları o kadar mükafatlandıracaklarına inanılırdı. Kurban töreninin gerçekleşeceği yere tırmanılınca seçilmiş kurbanlara tekrar Chicha içkisi içirilip iyice uyuşmaları sağlandıktan sonra oldukları yere oturur vaziyette bedenleri yarı gömülürdü. Bulundukları yüksek irtifadaki soğuk sebebiyle donarak ölmeleri uzun sürmüyor, bir müddet sonra alkol ve soğuğun etkisiyle ölüm uykusu dedikleri sürece geçiyorlardı.

Müzede her türlü fotoğraf çekmek yasak olduğu için sizlerle fotoğraf paylaşamıyorum.

Yazı: Kızıl Şehrin İnka Mumyası | Salta | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık


Cafayate, Salta

Bu kurbanlar herhangi bir mumyalama işleminden geçmedikleri için gerçek mumyalar değiller. Bulundukları yüksek irtifadaki soğuk sayesinde günümüze kadar bozulmadan gelmişler. Bu mumyalar müzede ısıları eksi derecelerde korunan fanuslarda ve dönüşümlü olarak sergileniyorlar. Keza 1999 da bulunan bu mumyaların bilimsel incelemeleri hâlâ devam ediyor. Bir mumya sergilenirken diğre ikisi mutlaka incelemede bulunuyor.

Yeni yeni gün ışığına çıkan bir kültürün günümüze uzanan parçalarını görüp, onları daha yakından tanıyabilmek ve böylece bugünkü kültürlerini anlayabilmek gerçekten çok özeldi.

Salta’nın toprakları gibi rengarenk kültürünü biraz da olsa tanımamıza yardımcı olan bu müzeyi geride bırakıp Salta bölgesinde beni bekleyen başka keşifler için hazırlanıyorum. Atacama Çölü’ne bu kadar yakın bu bölgede Güney Yarım Küre’nin yıldızları altında, bugünden kalanları yastığımın üzerine serip düşlerime katıyorum.

Pelin Öncüoğlu Işık

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Nazlı Pınar Kamacı 20 Ağustos 2020 at 17:09

    Çok keyifle okudum. 👏👏👏❤

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 20 Ağustos 2020 at 22:09

      Çok teşekkürler ❤️

  • Cevapla Elif Bilici 21 Ağustos 2020 at 12:13

    Pelin Hanım, yazılarınızla tanıştığımdan beri “İlla git” diye not aldığım yerler listemde adeta şenlik var 🙂
     
    Umarım yasaklar kalkar ve sağlıkla yeni yerler keşfederiz.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 21 Ağustos 2020 at 22:03

      Elif Hanım çok sevindim yorumunuza. Listenizi renklendirdiysem ne mutlu bana. Daha çok yazacağım destinasyon var söyleyeyim 😂 Listeyi geniş tutun. Sevgiler ♥️

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Ağustos 2020 at 13:11

    Ne harika bir anlatım, ne harika bir yer 😍 Hiçbir fikrimin olmadığı yerler hakkında ne çok bilgi ediniyorum sayende. İyi ki gezmişsin bu güzellikleri ve bizlerle de paylaşıyorsun.
     
    Öpüyorum seni kocaman, canikom 😘

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 21 Ağustos 2020 at 22:04

      Didemcimm, cok teşekkür ederim. Ne mutlu bana ki burada yazabiliyorum ❤️ Yorumun için çok teşekkür ederim 😍

  • Cevapla Burak Süalp 24 Ağustos 2020 at 12:42

    Pelincim, ne harika yazmışsın. Yine yepyeni yerler ve bilgilerle dolu bir yazı olmuş. Her Quechua gördüğümde seni ve İnka’ları hatırlayacağım artık.
     
    Fotoğraflayamadığın yerleri de çok merak ettim. Bir gün ayak izlerini takip edebilmek ümidiyle, kalemine sağlık arkadaşım.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan