Biraz Kitap

Masumiyet Müzesi

18 Ağustos 2020

Kitap: Masumiyet Müzesi | Yazar: Orhan Pamuk | Yorumlayan: Hülya Erarslan


Masumiyet Müzesi | Orhan Pamuk

Masumiyet Müzesi’nin dizi olacağı konuşuluyor ne zamandır? Olsun, bana uyar, benim iznim var. 🙂

Yasak Aşk

İçinde yasak aşk geçen diziler çok tutuyor. Ben hoşlanmıyorum ama izleniyor. (Kadınlar güzel, erkekler yakışıklı, ortamlar zenginse ben de izleyebilirim gerçi. Görsel şölen oluyor benim için.)

Kitapta Kemal, sevgilisi Sibel’i başka bir kadınla aldatıyor. Bu kadın Kemal’in uzak akrabası Füsun.

Başlarda tadım kaçtı okurken. Kocaman kocaman insanların böyle hallere girmelerini yazık buluyorum. Sevdiğin biri var, onunla değil sevmediğin biriyle nişanlanıyorsun, evleniyorsun. Neden? Sevmediğin insanla zaten neyin peşindesin?

Füsun da Kemal’in sevgilisi olduğunu biliyor. Ama Kemal 30 yaşında, Füsun 18. Kemal daha mantıklı ve olgun davranmalıydı. Neymiş efendim, aşıkmış. Aşıksan git aşkınla yaşa. Hem onunla yaşa(ya)mıyor, hem de başkasını aldatıyor. Bu durumu anlayışla karşılayamıyorum.

Kendi ifadesiyle şöyle açıklıyor bu durumu Kemal:

“Allah’ın bazı özel kullarına, babamlara, amcamlara ancak elli yaşlarında ve büyük eziyetlerden sonra birazcık bağışladığı ahlak dışı erkek mutluluğunu; yani bir yandan eğitimi, kültürü uygun, aklı başında ve güzel bir kadınla mutlu bir aile hayatını bütün zevkleriyle paylaşırken, diğer yandan güzel, çekici ve vahşi bir kızla gizli ve derin bir aşk ilişkisini yaşayabilme talihini, bana daha otuz yaşındayken ve çok da bir acı çekmeden neredeyse karşılıksız olarak bağışladığı…”

“Ahlak dışı erkek mutluluğu” diye tanımladığı şey “ne yardan geçerim ne serden”.

Sibel’i bırakıp Füsun’a gidemiyor. Çünkü Sibel sosyal ve kültürel anlamda dengi. Ama Füsun lise mezunu, üniversite sınavını kazanamayan, tezgahtar, fakir bir kız. Kendi camiası içine Füsun’la çıkmaya çekiniyor.

Ayyhh daral geldi.

Sadakat

Bundan sonrası okumayanlar için spoiler niteliğinde olacak, azıcık dedikodularını yapalım şunların. (Spoiler kısmı atlamak isteyenler direkt aşağıdaki “Masumiyet Müzesi” başlığına zıplayabilirler.)

Kemal’e hıncım, gerçekleri Sibel’e anlattığı an biraz yatıştı.

Ama Sibel, Kemal’in Füsun’a olan aşkını bir çeşit hastalık gibi gördü. Geçici bir şey sandı, onu iyileştirmeye, teselli etmeye çalıştı.

O an Sibel’den de iğrendim.

Düşünsene, nişanlın aşk acısı çekiyor, sen de onu teselli etmeye çalışıyorsun. Kusmuk gibi bir şey.

Sibel, sonunda akıllanıp Kemal’in düzelmeyeceğini anladığında şöyle sitem ediyor Kemal’e:

“Madem ondan kopamayacaktın, niye nişanlandık ve sonra nişanı niye hemen bozmadın?.. Sonuç bu olacaksa niye yalıya taşındık, niye davetler verip herkesin önünde, bu ülkede, evlenmeden önce evli çiftler gibi yaşadık?”

Ha? Cevap ver it herif.

Dur, ona da Sibel cevap versin:

“Yoksul ve hırslı bir kız olduğu için onunla böyle kolay bir ilişki kurabildin… Tezgahtar olmasaydı, belki de kimselerden utanmaz, onunla evlenirdin… Seni hasta eden şeyler bunlar işte… Onunla evlenememek, o kadar cesur olamamak.”

Korkak Kemal.

Sibel, nişanı atıyor nihayet.

Ve Kemal sonra öğreniyor ki Füsun evlenmiş.

Ama bu Kemal’i durdurmuyor. Onları ziyarete gidiyor sık sık. Aileden biri gibi oluyor. Bu tuhaflık 7-8 yıl sürüyor.

Masumiyet Müzesi

Füsun’u uzaktan sevmeye devam eden Kemal, Füsun’a dair eşyaları toplamaya başlıyor. İçtiği sigara izmaritleri, taraklar, tokalar, biblolar, rujlar…

Kemal, Füsun’dan topladığı eşyaları sergilemek için müze müze gezip fikir topluyor. Sonra tüm olanları, yazar tanıdığı Orhan’a anlatıyor.

Orhan Pamuk da bu hayali karakterle oluşturduğu kurgu için gerçek müze kuruyor. Bkz: https://tr.masumiyetmuzesi.org/

Delilik bu.

Orhan Pamuk, sanki Kemal ve Füsun gerçekten var olmuş gibi, sanki onlar yaşamış gibi bir ev tutuyor, sanki onlar kullanmış gibi eşyalar sergiliyor.

Bu deliliği yerinde gidip gördüğümde etkilenmekten kendimi alamadım. Nasıl olmuş da gerçekten yaşanmışlık sinmiş o eve ve eşyalara, aklım almadı.

Kemal, Füsunların evine her gittiğinde kalkamamaktan yakınıyordu. Sanki bir şey onu orada tutuyormuş gibi oluyormuş. O his oldu bana da müzede. Çıkamadım bir türlü.

Romanı okuduktan sonra müzesine gitmek çok ilginç duygular yaşattı bana. Roman karakterleri gerçekmiş gibi böyle bir yer tasarlamak ve orada gerçekten Füsun’un Kemal’in ve diğerlerinin yaşadığına inandırabilmek delice bir iş.

Saygılar,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 18 Ağustos 2020 at 16:58

    Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplar arasındaydı. Şimdi yazınızı okuyunca merak duydum, umarım en kısa zamanda okumaya başlarım. Müzesi olduğunu da duymuştum ama böyle bir durum olduğunu bilmiyordum. Umarım okuduktan müzesine de giderim. Güzel ve gülümseten yazınız için teşekkürler (:
     
    Sevgiler.

  • Cevapla Hülya Erarslan 10 Ekim 2020 at 21:23

    Bir başlayınca çabuk bitiyor zaten, akıp gidiyor kitap.
     
    Müzenin bu durumunu bilmeyen gerçek zannediyor. O zannınızı bozdum ama müzesine gittiğinizde bilmenize rağmen yine de gerçek sanacaksınız, öyle bir atmosferi var müzenin.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan