Turizm

Turizmde Eskiyi Arar Olmak

19 Ağustos 2020

Yazı: Eskiyi Arar Olmak | Yazan: Prof. Dr. İsmet Esenyel

Eskiye özlem her anlamda özel oluyor ve eskiyi arar oluyoruz. Hele “Nerede o eski bayramlar” diyen birçok büyüğümüzü duyar gibiyim. Yalnız bayramlar da değil… Nedendir bilinmez, eski günlerden bahsedilirken örneğin eski sosyal yaşantıdan, insanların birbirlerine olan saygısından, bağlılığından, sevgisinden, hep mutlu anlardan konuşulur. Hatta “Geçmişte çok para, mal, mülk yoktu ama insanlar daha mutluydu” denir.

Sebebi çok açık aslında; para ile saadet olmayacağını biliyordu eski kuşaklar, en azından unutmamışlardı daha. Hep mücadele ile geçen bir ömür yaşıyorlardı çünkü. Tabi ki; insanlar arasında da statü farkı hemen hemen hiç yoktu. Bir köyün insanlarını düşünün; herkes tarlada çalışır, eker, biçer, hayvancılık yapardı. Daha şanslı olanlar ise okur; öğretmen, doktor veya mühendis olurdu. Azı da avukat… Bir kesim de vardı ya polis veya İngiliz üslerinde çalışırdı.

Ancak bu bahsettiğim bir elin parmağını geçmeyen dört meslek grubunu da seçenler, nereden geldiklerini bilirlerdi. Aileleri yani ataları da köylü veya kasabalı sınıfına girdiği için, sosyal statü bugünkü gibi açık ara çok olmazdı. Son günlerde moda olan tabir ile toplum içerisinde kazanç kapısı hiç böylesine sosyal statü ve ödemeler dengesini bozmamıştı. Hal böyle iken, herkes herkesi bilir, sever, saygı duyardı. Bizim jenerasyon bunu bir nebze yaşadı, o güzellikleri gördü ve hâlâ hatırlıyor. Kendi çocuklarına da aktarıyor. Ancak ne yazık ki bizden sonrası yok. Tıpkı Yeni Türkü’nün şarkısı gibi…

“Biz büyüdük ve kirlendi dünya, ne kalmış yarına göklerden başka.”

Şimdi gelelim konumuza.

Diyeceksiniz ki sonsuza kadar kapalı mı kalacaktık? Hayır; ancak tedbirli açılmayı ve altyapımızdaki sorunları giderecek hamlelerin atılması gerekliliği üzerinde konuştuk aylarca; hastane, kitler, donanım eksikliği, hemşire doktor azlığı.. vs.

Erken açılan destinasyonlar bitme noktasına geldi. Bakın İspanya’ya, Yunanistan’a… Ortalık yangın yeri. Bu öyle bir virüs ki insanların her an sevinçleri kursaklarında kalabiliyor. Hani insan biraz fazla gülmeye kalksın arkasından hemen kötü bir şey gelmesinden korkar ya, onun korkusu gibi bir şey.

1 Ağustos itibariyle Rusya Türkiye’ye açıldı. Ruslar ilk önce büyük şehirler olan İstanbul, Ankara İzmir, ardından da 10 Ağustos itibariyle Antalya ve Alanya’ya gelmeye başladılar. İngiltere zaten serbest bırakmıştı. Ayrıca Polonya ve Romanya da Türkiye’yi riskli ülkeler sınıfından çıkarıyor.

Ancak Avrupa Birliği hâlâ daha Türkiye destinasyonunu riskli ülkeler grubundan çıkarmış değil.

Öyle düşünüyorum ki bu saatten sonra her on beş günde bir duyurulan bu tip kararların artık kimseye bir faydası yok. Hatta sezon böyle bitsin Türkiye adına daha isabetli olur. Hem de çok.

Neden mi?

İngiliz turistler İspanya’nın birinci pazarı. Bu ülkeye tatile giden turistler bin perişan olup, ülkelerine dönüşte on dört gün karantinada kalınca İngilizler İspanya’ya kırmızı kart gösterdi. Hemen ardından, Norveç, İskoçya, Belçika ve hatta Almanya aynı senaryolar karşısında İspanya’yı oyunun dışında tuttular. Korona nedeni ile AB ekonomisi yıl sonuna kadar %15 daralacak ve bu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en hazin tablo maalesef.

Hani, para AB ülkeleri arasında kalsın deniyor ya; bu defa Yunanistan’a ve Güney Kıbrıs’a yönelen AB turistleri bu ülkeleri de birbirine kattılar. Bu ayın başında gazete manşetlerinde Güney Kıbrıs’ta bir günde 25 vaka ile rekor kırıldığını okuduk. Rumlar hemen maske zorunluluğu, hatta takmayana üç yüz Avro ceza kesileceğini söyledi. Güneyli komşular hayret içerisinde. Bu arada AB içerisinde en büyük tur operatörü konumunda olan TUI, İspanya’ya uçuşlarını durdurdu. Yapılan yoğun temaslar fayda etmeyince İspanya devletinden 31 Temmuz’da açıklama geldi. Bu sezon sonu tahmin edilen kayıp 80 milyar Avro.

Yanlış okumadınız seksen milyar Avro.

Bu rakam, bir ülkenin şayet destek almazsa doğrudan batması demek. Türkiye’de ise kayıp 50 milyar Avro civarında. Turizm sektöründe adeta şımarık bir tavırla, özellikle “Artık bize turist gelmesin, istemiyoruz, kapasitemiz yetmiyor” diyen Katalanlar (Barselona bölgesi), yaptıklarına ve bunları söylediklerine bin pişman oldular.

Turist istememek de ne demek Allah aşkına?

Bu noktada turist gönderen ülkeler ve turist alan ülkeler bir ikilem içindeler. Yeni normale bir türlü alışılmıyor, her şey anormal kalıyor. Turist gönderen ve alan ülkeler en küçücük bir gevşemenin sonucunu çok fena ödüyor. Yapılanların hem boşa gittiğini, hatta bunca emeğin heba edildiğini görüyor ve yaşıyoruz. Bayram tatilinde görüşme fırsatı yakaladığım, Kaya Palazzo Otel’in genel müdürü ve sevgili dostum Hakan Demirçeken, “Otel olarak bu yıl tam da zirve yapacaktık ama ülke bu işten büyük zarar gördü. Otelimiz kurduğumuz bağlantılar ile müthiş bir açılım gerçekleştirecek idi. Maalesef pandemi öncesi onca seyahat ve kurduğumuz iş ilişkileri, anlaşmalar her şey bir anda yok oldu” dedi.

Bunun etkileri Kıbrıs içerisine öyle bir olumsuz yansıyor ki. Girne merkeze akşam dokuz gibi çıktığınızda dahi her tarafın bomboş olduğunu görüyorsunuz. Oteller kapalı ve boş olduğu için tarlada patates kalmış, karpuzu satamadığımız için hayvanlar yiyor, hellim satılmıyor; et, süt, yumurta, tavuk, balık zaten satılmıyor, her şey bir anda tepe taklak. Bu arada bayramda tam kapasitenin yarısı ile kapılarını açan dev tesisler her şeyi ile istihdam daraltımına giderken, otel odalarının sadece bu süreçte yarısı dolu.

Hiçbir beş yıldızlı otelin kapasitesi %45-50 rakamını aşamadı.

Bir anda geçen yıla gittim, Palazzo’da Türkiye’den bayram için gelen aile dostlarımızı ziyaret ettiğimizde full kapasite ile çalışan otelde adım atmak nerede ise imkânsızdı. Dört tane restoran ve diğer fasiliteleri doluydu, misafire hizmet etmekten yorulan elemanları görebiliyordunuz. Bu arada bir üst perdeden bakacak olursak yukarıda verdiğim İspanya, Yunanistan örnekleri düşünüldüğünde, küçük hesaplar, daha fazla oda satayım, zararın neresinden dönersen kardır mantığı ile de devam edilemeyeceğini görmüş olduk. Başa dönmek bir yana, kaybedilen güven unsuru sebebi ile baştan da geriye gidiyorsunuz.

Türkiye ise her on beş günde bir açıklanan yasaklı ülke listesinde kalırken, verdiğim örneklerde bir ay önce bayram edip zafer ilan eden yasaklı ülkeler listesinden çıkan büyük rakipler İspanya ve Yunanistan adeta yerle bir oldu. Hem imaj ve güven, hem de paralar gitti. Önlemlerin unutulduğu, gevşetildiği, minimize edildiği bu destinasyonlar büyük bir yara aldı.

Uzun lafın kısası, açılırken tedbirli açılmak bizlerin ülke olarak 2021 sezonunu kurtarmamız anlamına gelir. Sosyal mesafe kurallarına uyarak, maskelerimizi takalım ve yeni normale alışalım.

Aklımda iken söylemekten, yazmadan duramayacağım; ülkemize gelen eğlence ve casino amaçlı turisti beğenmiyorduk ya, hani kış sezonunda bin bir zorlukla gelen o “ucuzcu” turiste burun kıvırıyorduk ya, hani çarşıda, pazarda harcama yapmıyor, bu iki turist profillerinin ülkeye ne faydası var diyorduk ya bir hatırlatma da onlara: Keşke tüm oteller açık olsa da ülkemiz de bu turistler ile dolsaydı.

Korona olmasaydı ve eski normale dönseydik değil mi? Karar sizin…

Eskiyi aramak böyle bir şey olsa gerek.

Prof. Dr. İsmet Esenyel

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 20 Ağustos 2020 at 04:09

    Korona ile birlikte ülkelerin aldıkları tedbirler ve hatta kendi kendilerine yetebilme noktasında uygulamaya almaya çalıştıkları politikalar aslında zaten belki de yapılması gerekenlerdi sevgili hocam 🙂 Almayanlar “bize bir şey olmaz”cılar… Enteresan olan şu ki; biz kendi iç turizmimizi canlandırmaya çalıştık ve fakat bizim de sonumuz haberlere bakacak olursak İspanya’dan çok da farklı olmayacak gibi.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan