Kültür & Sanat

Van Gogh’u Tanımak | 2

26 Ağustos 2020

Otoportre | Vincent Van Gogh

 
 

Van Gogh’u Tanımak 👉 Birinci Bölüm

 
 

Nazik insanlar, iyi ki varsınız!
Herkesin kendini düşündüğü bu dünyada
Bir an olsun
Aksini kanıtladınız
P.E

 
 

“Sanatçı demek ‘Hep arayan ve yetkini hiçbir zaman bulamayan’ demektir. ‘Ben biliyorum, buldum artık’ düşüncesinin tam tersidir. Benim bildiğim bu cümlenin anlamı şudur: ‘Arıyorum, var gücümle peşine düştüm, bütün gönlümü koydum bu işe.”

– Vincent Van Gogh

 
27 yaşında yağlı boyayla tanışan Vincent’ın hayatı bütünüyle değişti. Oradan oraya savrulduğu iş arayışları son buldu. Rüzgarın estiği yönde gitmesine gerek yoktu artık. Gerekirse rüzgara karşı ilerleyecekti. Bir ömür tutkuyla bağlanıp büyük bir şevkle yapacağı işini bulmuştu.

Resim yapmak kendini ifade etmesine olanak tanıyordu. Eserleri en yakın dostu oluyor, yalnızlığını unutturuyordu. Duygularını uçlarda yaşayan Vincent için bir yola baş koyup ölünceye kadar kendini adayabilmek ne büyük bir nimetti.

Ah, bir de para kazansaydı! İşte o zaman, kardeşi Theo’ya yük olmamanın verdiği gönül rahatlığıyla, ziyan etme korkusu olmadan hoyratça kullandığı boyalarla neler üretebilirdi? Saatler su gibi akıp giderken canlı modelin kıvrımlarında kaybolmak kim bilir ne büyük bir keyifti!

Ne yazık ki bu zevklerden ömrü boyunca mahrum kaldı.

Çoğunlukla canlı modelden çalışacak parası olmayan Vincent, otoportreler yapıp kendiyle yüzleşmek zorundaydı.

Yalnızca üretmek değil, “doğru adam” olmak da onun için önemli oldu. Çocuklu, hamile ve alkolik bir hayat kadınıyla beraber olup onu evine aldığında ailesi ve çevresi tarafından acımasızca eleştirildi. Oysa Sien isimli bu kadında kendininkine benzer bir hüzün ve yalnızlık hissetmişti. Derinden duyduğu acılarını paylaşmak, ona yardım etmek arzusundaydı.

Yazı: Van Gogh'u Tanımak |2| Yazan: Pelin Erem Sien’i çalışmalarında pek çok kez model olarak kullandı. Hiçbir zaman Akademi tarafından uygun görülen kusursuz anatominin ve perspektifin peşinde olmadı. Kuru bir gerçeği dile getirmektense, eserlerinin “yaşamasını” arzuladı. Onun duyumsadığı şekliyle. İçsel olanı, derinde bulunanı yakalayan bir duyarlılıkla.

Sien’le birlikte yaşamaya başladıktan kısa bir süre sonra Vincent’ı yağlı boyayla tanıştıran Anton Mauve’la arası açıldı. Sien’den ayrılması yönünde ailesinin baskıları da devam ediyordu. Bir buçuk senelik beraberliğin sonunda daha fazla dayanamayarak Drenthe’ye taşındı, ancak yalnızlık ona ağır geldi. Nuenen’deki ailesinin yanına döndü. Burada kendini tamamen resme verdi. İki yüz adedin üzerinde yağlı boya çalışması yaptı.

O dönemde paleti kasvetli tonlardan ve koyu kahverengilerden oluşuyordu. Theo’nun isteğiyle resimlerinden birkaçını Paris’e gönderdi, ancak hiçbiri satılmadı. İzlenimcilerin popüler olduğu bir dönemde Vincent’ın resimleri karanlık bulunmuştu.

Vincent ani bir şekilde babasını kalp krizinden kaybedince Anvers’e taşındı.

Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavlarına girdi, başarılı da oldu. Kardeşi Theo’nun yolladığı bütün parayı boyalara ve modellere harcıyordu.

Yazı: Van Gogh'u Tanımak |2| Yazan: Pelin Erem Atölyesinde bazı günler yalnızca kuru ekmek ve kahveyle besleniyor, hayatta kalmak için yiyordu. Bir de tüttürmeyi sevdiği sigarası vardı. Tablolarla çevrili stüdyosu pipo dumanı altında terebentin ve pigment kokuyordu. Hastalanınca daha fazla yalnız kalamayacağını anlayarak kardeşi Theo’nun yanına taşındı.

Paris’e taşınmak Vincent’ın hayatındaki dönüm noktalarından biri oldu. Burada Fernand Cormon’un atölyesinde çalıştı. Camille Pissarro, Edgar Degas, Henri de Toulouse-Lautrec, Émile Bernard, Paul Gauguin gibi pek çok sayıda sanatçıyla tanışma fırsatını elde etti. Ayrıca galerileri gezerek çağdaş sanat eserlerini inceledi.

Özellikle İzlenimcilerle yakın ilişkiler kurdu. Bu sanatçılar Vincent’ı eserlerinde parlak renkler kullanması konusunda ikna ettiler. Dile getirmek istediklerini daha kuvvetle anlatabilmek için renkleri kullanmak ona cazip göründü.

Paris’teki hızlı yaşam Vincent’a göre değildi. Kararını verdi; güneyde yaşayacaktı. Böylece günümüzde milyonlarca insanın hayran olduğu tablolarını yapacağı Arles’a taşındı.

Arles’da sanatçıların bir araya gelip çalışabileceği, “Güneydeki Stüdyo” isimli bir ev hayal ediyordu. En büyük arzularından biri sanatçıların hep birlikte çalıştığı, satılan eserlerin gelirlerinin bölüşüldüğü bir dernekti. Para kazanmak mıydı amaç? Hayır. Para bir amaç değil, hayallerine götüren bir araçtı yalnızca. Amaç maddi kaygılar duymaksızın özgürce üretebilmek, diğer sanatçılarla el ele aynı yolda yürüyebilmekti.

Yazı: Van Gogh'u Tanımak |2| Yazan: Pelin Erem

Aynı amaç doğrultusunda koşan bir grup insanın nasıl da hızla yol kat ettiğinin farkındaydı Vincent. Daha önce hiç deneyimlememiş olsa bile aklı ve sezgileri ona yön veriyordu.

Güneş ışınlarının cömert davrandığı bu kasabada düşlediği sıcaklığı bulabilecek miydi?
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Pelin Erem

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Emel Erem 27 Ağustos 2020 at 00:51

    Van Gogh dizisi üçüncü yazıyı merakla bekliyorum. Ellerine sağlık Pelinciğim

  • Cevapla Ayten Sürücüoğlu 27 Ağustos 2020 at 11:42

    Van Gogh ile ilgili kitap okudum ama sizin yazınız da çok ilginç geldi.
     
    Ellerinize sağlık, teşekkürler.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan