Yıldız Tozu

1 Hafta, Biraz da Kilometre | 5

21 Eylül 2020

Öykü: 1 Hafta, Biraz da Kilometre - 5 | Yazan: Sıla Malık

 

1 Hafta, Biraz da Kilometre 👉🏻 Birinci Bölüm
1 Hafta, Biraz da Kilometre 👉🏻 İkinci Bölüm
1 Hafta, Biraz da Kilometre 👉🏻 Üçüncü Bölüm
1 Hafta, Biraz da Kilometre 👉🏻 Dördüncü Bölüm

 

Yolun iki yanı yeşilliklerle doldu.

Bulutlar artık denizle birleşip eşsiz manzarasını sunuyordu. Neşe derin bir nefes çekti içine. Ailesinden bir şey gizlemek nasıl yük olmuştu omuzlarına. Ancak özgürdü artık. Geri dönünce yüzleşeceği onca soruna rağmen özgürdü.

Önünde sevdiği mavilikler, yanında ise yeni yeni tanıdığını ve en önemlisi hesap vermek zorunda olmadığı biri vardı. Yeni bir arkadaş, belki de bir haftanın sonunda bambaşka biri olacak yabancı.

Sahi bu şu an umrunda mıydı? Hiç sanmıyordu. Bazı şeyleri kendi zamanında yaşayıp bitirmek istiyordu ruhu. Yapraklarını dökmek, yeniden filizlenecek gücü bulup yeni hayatına bir adım atmak.

Derdi herkesle gibi dururken aslında sadece kendisi ileydi. Her şeyi kafaya takmasındaydı. Uzun uzudıya düşündüğü gecelerle ilgiliydi. Kendini bildiğini zannetmesindeydi.

Sahi kimdi o?

Bunca zamandır bunun cevabını aradığını sanmak gibi bir hatası vardı. O biliyordu ki ruhunun çocuksu hayallerini. Uçurtmalarla süzülmek istediğini gökyüzünde. Bir tarafı hep susturmuştu onu işte. Boyun eğdirmişti istemediği her şeye. Bahanelerle bastırmıştı yüreğindeki heyecanları. Neşe’nin tek amacı bu karanlık tarafını yok etmekti. Alt etmeliydi artık bu sinsi zehri. Yeniden kazanmalıydı gözündeki mutluluk ışıklarını, heyecanın tatlı ürpertisini, hayallerin gerçekleştiğinde yaşattığı huzuru.

Cesareti çok uzun zamandır bekliyordu da bilmediği, hiçbir zaman yeterli cesaretinin olamayacağıydı. Bu yüzden en zayıf anında vermemiş miydi bu kararı? Bir şeylerin bıçağa dayanması gerekmiyor muydu bazı kararlar için? İnsan cesaretli olduğunda değil, bıktığında, üzüldüğünde veriyordu böyle kararları. Hayatının değerini fark ettiğinde, tekrar içten bir şekilde gülümsemek istediğinde ya da içinde bir şeylerin eksildiğini hissettiğinde.

Ansızın bir damla yaş süzüldü gözünden Neşe’nin. Devamı gelmedi ancak o tek damla aldı götürdü tüm ağırlıklarını sanki. Hafifler miydi insan bir damla ile? Neşe dünyanın en hafif insanı gibi hissediyordu kendini şu an.

Camı açarak havanın saçlarını savurmasına izin verdi. Dağılmalarını hiç sevmezdi ama rüzgar o kadar nazikti ki şimdi. Yavaşça saçlarını okşuyordu adeta, iyi iş çıkardın aferin diyordu ona. İçinde bir yerlerde saklamaya çalıştığı o minik Neşe kahkahalarla gülüyordu. Mutlu hissetmek böyle bir şeydi galiba. Ansızın, farkındalığın bir anda geldiği noktada gösteriyordu kendini.

Can sessizce arabayı sürüyordu ama içindeki fırtınayı dindirmenin bir yolu yok muydu?

Kızgındı kendine o. Bu kadar kapatacak ne vardı kendini? Neyin suçlamasıydı bu? Cezalar suçlular içindi. Onun ise bir suçu yoktu ki. Ofisteki hayatını düşündü. Ajandalar, işaretlenmiş tarihler, her güne ayrı kıyafetler, dengeli bir yemek listesi, düzenli olarak gidilen spor salonu. Ne içindi tüm bunlar? Kime neyi kanıtlayacaktı ki?

Bir de babasına asla benzemeyecekti. Yanılıyordu. Ondan daha da katıydı. Eleştirdiklerinin vücut bulmuş haliydi o. Hırsla başladığı yolda kaybolmuş, ışığı gördüğünü zannettiği tünel onu daha da karanlıklara çekmişti.

Babasının işkolikliğinden, annesiyle onunla vakit geçirmemesinden nefret ederdi. Şimdi evde duracak vakti bulamıyordu. O da üzüyordu sevdiklerini. Sahi üniversitede sevdiği kızı neden reddetmişti? Seviyordu da üstelik. Onun yapması gerekenler vardı. Kimse engel olamazdı ona. Olamadılar da zaten. Ne kaldı eline şimdi?

Sevileceği bir kalbi bomboş yüzlerle ona bakan insanlara değişmişti. Bu muydu o kutsal amacı? Şen kahkahaları soğuk toplantı odalarına değiştiğini ne geç fark etmişti. Yalnız değildi ama kimsesi de yoktu. Yarattığı karaktere kendini o kadar kaptırmıştı ki.

Hani anneler tanırlardı ya çocuklarını. Annesi bile tanıyamaz olmuştu oğlunu. Oysa küçükken kurduğu hayaller bunlar değildi.

O babası gibi olmayacak aksine her hafta sonu annesine koşacaktı.

Babasını bile ikna edecek, balık tutmaya gideceklerdi. Çocuk aklı diye düşündü. Ama yanılıyordu. Çocuk aklı değil, yetişkinliğin verdiği hırslar bu hale getirmişti onu. Şimdi ise dönüştüğü bu halinden memnun değildi. Hatta nefret ediyordu. Soğukluğundan, uzaklığından, duygusuzluğundan. Değişebilir miydi peki? Bunu bir haftada hiç tanımadığı biri ile başarabilir miydi? Tek yapması gereken yanında uyuyakalmış olan kıza gerçek Can’ı göstermekti. Onu yargılayacak biri değildi o. Önceki halini bilmiyordu ki. Bu onun fırsatıydı. Derin bir nefes aldı o da. Kararlıydı, özüne geri dönecekti. Bu sefer babasını gerçekten alt edecekti.

Yol birkaç saat daha sürdü. Navigasyonun gösterdiği yere varmışlardı. Hafifçe Neşe’yi uyandırdı Can. Kızın sersem halini hem sevimli hem de komik bulmuştu.

Eski bir binaydı burası fakat oldukça da bakımlıydı. İlgisini çekmişti Can’ın. Neşe ise fotoğraflarına bile hayran kaldığı yeri canlı canlı gördüğünde bir kez daha etkilendi.

Kendini evde, olması gerektiği yerdeymiş gibi hissetmesi normal miydi? Valizlerini alarak lobiye ilerlediler.

Odaları önceden hazırlanmıştı. İkisi de odasına çekildi. Yolun yorgunluğu, bir şeyleri fark etmenin verdiği hafiflikle girdikleri o ruh halinden olsa gerek hiç konuşmadılar.

Neşe ilk iş defterini çıkardı. Döktü içini, söylemekten çekindiği şeyleri yazdı. Ardından manzarayı daha iyi seyredebilmek için balkona çıktı. Hafif rüzgar, çokça deniz kokusu, gökyüzünde parlayan yıldızlar.

Uzakta olmak buydu galiba. Kaçmak, geride bırakmak her şeyi.

Bir süre sonra yan balkonda bir hareketlenme oldu. Can da aynı huzuru tatmak istemişti anlaşılan. “Yemeğe çıkmak ister misin?” diye sordu Can. Neşe de onaylayınca lobide buluşmak üzere odalarına çekildiler.

Heyecanlılardı aslında. Yeni görevleri de vardı. Keşfe çıkmaları gerekiyordu. Neşe’nin canına minnetti. Sabaha kadar her sokağı karış karış dolaşır, eski Rum evlerine, dükkanlara uzun uzun bakar, fotoğraflarını çekerdi.

Can da az çok bunu tahmin ettiğinden gönüllü pes etmişti. Neşe nereye, o da oraya gidecekti.
Restoranların olduğu alanda yürüyorlardı. Can balıkların tazeliğine, Neşe çeşitli mezelere, zeytinyağlılara hayran kaldı. Birbirlerine döndüklerinde aynı anda konuştular.

“Balıklar çok taze!”
“Zeytinyağlılar çok güzel!”

Bir an durup bakıştılar.

“Zeyinyağlı yiyelim o zaman.”
“Balık yiyelim o zaman.”

Ardından gelen minik kahkahalar. Can eliyle bir balık restorantını işaret etti.

“Buranın hem balıkları taze gözüküyor hem de zeytinyağlıları güzele benziyor. İstersen böyle geçelim.”

Neşe gülerek onayladı Can’ı. Birkaç dakika sonra enfes bir masanın iki ucunda yemeğe hazırlardı.

“Nasıl beğendin mi burayı?” diye sordu Neşe. Beş yıldızlı otele gitmek isteyen Can’ın görüşünü merak ediyordu.

“Biraz yeniyim bu tarzda ama hiç yalan söyleyemeyeceğim, daha bir özgür sanki. Haklı olabilirsin.”

“Ya bu daha başlangıç aslında. Yemekleri yedikten sonra biraz dolaşalım o zaman anlayacaksın ne demek istediğimi.”

Yemekte biraz sohbet ettiler. Havadan sudan konuştular. Karanlıkta ay iyice parlıyordu artık. Yavaş yavaş sokakları gezmeye başladılar. Takılar, el yapımı eşyalar, çocuklar için oyuncaklar her yandaydı. Kalabalıktan uzaklaşmak için ara sokakları gezmeye karar verdiler.

Neşe bu gezinin bir hatırası olarak minik bir dövme yaptırmak istedi koluna.

Eski ahşap binanın alt katında bulunan dövmeciye girdiler beraber. Orta yaşlı bir adam ve kadın oturuyordu içeride. Duvarda eski fotoğraflar, birkaç dövme örneği ve plak kutuları vardı. Ufak bir tanışma evresinden sonra adam Neşe’ye ne dövmesi yaptırmak istediğini sordu. Karahindiba cevabını verdi Neşe. Kadın hafifçe gülümseyerek “Yanlış anlamazsan nedenini sorabilir miyim? Hikayesi olan dövmeleri yapmak hep hoşumuza gitmiştir de” diye sordu. Neşe istem dışı önce Can’a baktı ardından derin bir nefes alarak açıklamaya başladı.

“Buraya gelmem pek kolay olmadı benim. Bir şeyleri anlamam çok uzun sürdü ancak bazı şeyleri fark ettikten sonra bir anda dağıldı kara bulutlarım. Bu yolculuğa çıkmasam olacağını hiç sanmıyorum bunların. O yüzden istedim karahindiba dövmesini. Üfleyince uçuşuverir ya o da. Baktıkça dertlerimden kurtulmamı, kendimi yeniden nasıl sevebildiğimi öğrendiğim bu yolculuğu getirsin aklıma istedim. Bu yolculuğun beni dertlerimden nasıl kurtarıp onları uçuşturduğunu etrafa, benden uzağa.”

Dövmeci adam gülümseyerek yerinden kalktı. Eski 45’lik plaklardan birini çıkardı.

“O zaman bu da bizden size bir hediye olsun. Yeni başlangıçların şerefine.”

Can ve Neşe mutlulukla kabul ettiler bu hediyeyi. Hatırayı ölümsüzleştirmek adına fotoğraf çekildiler beraber. Can’ın yüzü uzun zaman sonra bu kadar içten güldü. Neşe hafif sızlayan koluna rağmen tebessüm ediyordu.

O gece gün ağarana kadar sokaklarda dolaştılar. Mısır alıp yediler, müzik yapan küçük çocukların şarkılarıyla dans edip eğlendiler. Bol bol fotoğraf çekmeyi de ihmal etmediler.

Güneş’in doğuşuna yakın iskeleye attılar kendilerini. Can ellerinde şişelerle belirdi Neşe’nin yanında. Güneş’in o güzel kızıllığında tokuşturdular şişelerini.

“Yeni ve güzel başlangıçlara.”
“Yeni ve güzel başlangıçlara.”
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan