İçimdeki Sesler

40. Yazım Şerefine

22 Eylül 2020

Yazı: 40. Yazım Şerefine | Yazan: demet Uncu

Geçen sene ocak ayında, sevgili arkadaşım bu güzel dergi için yazı yazmamı teklif ettiğinde, bugün sizlere 40. yazımı yazabileceğimi tahmin bile edemezdim. Bunun şerefine köşemde, bugüne kadar yazmış olduğum yazıları hep birlikte gözden geçirmek istedim.

Neler yazmışım, sizlerle neler paylaşmışım merak ettim işin açıkçası. Yazılarımın temelinde, genelde sorgulayıcı bir tavrın ve anlam arayışının yattığını gördüm. Sonra düşündüm; şaşırdın mı bu duruma diye? “Tabii ki, hayır” dedim içimden. “Memnun değilsen bu durumundan, felsefe okumayacaktın” diye de kendi kendimle dalga geçtim. Neyse, sonra devam ettim okumaya. Okudukça hayatımda beni mutlu eden, benim için değerli olan şeyleri görmeye başladım.

Doğa

İlk fark ettiğim şey; yemyeşil renkleriyle, tertemiz havası ve çim kokusuyla, rengarenk açan çiçekleriyle beni sarıp sarmalayan “tabiat” oldu. Doğa, her zaman beni sakinleştirmiş, dinginleştirmiş ve huzur vermiştir. Ardından masmavi renkli, üzerinden irili, ufaklı taşların göründüğü, tertemiz bir denizin içinde yer aldığı birçok yazı yazmış olduğumu fark ettim. Suyun, üzerimde yarattığı ferahlık, rahatlama ve aşkınlık hissinden bahsetmiştim sizlere daha önce hatırlarsanız. Kısa tatil kaçamaklarında ya da uzun süreli yaptığım tatilleri sizlere anlattığım yazılarımda, hem doğanın hem de denizin güzelliklerinden bahsetmişim sizlere hep.

Alıntılar

Okumaktan büyük keyif aldığım ve beni en çok etkileyen yazarların kitaplarından da alıntılar yapmışım. Cibran, Murakami, Hakan Mengüç, Şems-i Tebrîzî’den muhteşem cümleler, paragraflar paylaşmışım sizlerle. Bazen okuduğunuz cümleler, paragraflar sizi öyle derinden etkiler ki işte tam da duymaya ihtiyacım olan sözler bunlar dersiniz ya, benim için de durum böyle olmuş işte.

İçten ve Dıştan Esneyebilmek

Sizlere çocukluğumu, yaşadığım mahalleyi, sokakları, oynadığım oyunları, topladığım bozuk paralarla satın aldığım leblebi tozlarını, dondurmaları yazmışım. Bunları anlatırken ayrıca içleri boşaltılmış, ruhlarını yitirmiş yeni yapılan binaları da hiç sevmediğimi söylemişim.

Mizacıma yerleşmiş memnun olduğum ve olmadığım yanlarımı, mükemmelliyetçiliğimi, her şeyi kontrol etme çabalarımı, hayatın doğal akışına bir türlü kendimi bırakamadığımı anlatmışım. Ne kadar çok bu özelliklerim hakkında yazarsam, üzerimdeki etkileri de o kadar azalır diye düşünmüşüm sanırım.

Yok yok, karamsar değilim bu konuda. Eskiden, “Aksini yapamam, ben böyleyim, değişemem” dediğimi biliyorum. Ama insan her şeyi yapabiliyor, zamanla kendini her şeye alıştırabiliyor. “Esnemek” var ya, esneyebilmek, işin özü bu bence.

İçten esnemek daha zor olduğu için, seneler önce bedenimi esnetebilmek için pilatese başlamıştım biliyorsunuz. Bence o da çok işe yarıyor ve aynı zamanda içten esnemeye de yardımcı oluyor.

İnsanların özellikle şu pandemi döneminde, esneme becerileri üzerindeki başarısını yamana atmamak lazım bence. Alışkanlıklarımızdan, biraraya gelmekten, sosyalleşmekten, birçok şeyden vazgeçtik hep birlikte. Hepimiz, bu dönemde büyük değişikliklere uyum sağlamaya çalıştık ve halen de çalışıyoruz. Yani diyeceğim o ki esneyebilmek önemli işte.

Tatlıcı

Güzel ailemin, aile büyüklerimin, dostlarımın, onlarla birlikte paylaştığım, benim için değerli hatıraların da bendeki yerinin ve anlamının büyük olduğunu fark ettim yazılarımdan. Kız kardeşimi, kaybettiğim eski eşimi, sevgili babamı, anneannemi ve dedemi anlatmışım sizlere. Onlarla birlikte geçirdiğim güzel günleri ve hayatımda bıraktıkları izleri yazmışım.

Okudukça kullandığım dili, fazlaca duygusal bulduğumu söyleyebilirim. Ama başka türlü nasıl yazıya dökülebilirdi hissettiklerim? Konu insanın sevdikleri olunca, kullandığı dilin de böyle olması gayet doğal değil mi sizce de?

Sevdiklerimle geçirdiğim bu “an”ları zamanda donduran ve başka bir yazımın konusu olan siyah beyaz kareleri de hatırladım şimdi. O fotoğrafları da gerçekten çok seviyorum, hatta annemin ve babamın en sevdiğim siyah beyaz fotoğraflarını da sizlerle paylaşmışım.

Tüm bu yolculuğumda, bitişler olduğu kadar güzel başlangıçlar da olmuş tabii. Açılan yeni bir kapıdan girişime, sizler de şahitlik etmişsiniz. Yol arkadaşımın, bana her zaman destek olduğundan söz etmişim. Bunu, kimi zaman elinde en sevdiğim tatlı olan çilekli magnolia kimi zaman da lokma tatlısı ile gelen yazılarımdaki kahramanlarım aracılığıyla dile getirmişim. Her nedense, hep tatlılar yoluyla olmuş bu dokundurmalar.

Kırık Fincan

Beni geliştiren, ufkumu açan, katıldığım çeşitli seminerlerden aldığım notları paylaşmışım sizlerle. Yeni bir şeyler öğrenmek ve bulunduğunuz ortamdaki farklı kişilerle bildiklerinizi paylaşabilmek ayrı bir keyif vermiştir her zaman bana. “Yenilginin Bilgeliği”nden tutun da, “İyi Yaş Alma” başlıklı seminerlerden edindiğim gözlemlerimi aktarmışım.

Onlardan birinde; “Çok güzel, düzgün, formu net, altın sarısı bir fincanı mı, yoksa kırık parçalarının birleştirildiği ve birleştirilmiş yerlerinin altın sarısına boyandığı bir fincanı mı tercih edersiniz?” sorusuna verdiğim cevabımı gülümseyerek hatırlıyorum şu anda. “Tabii ki birincisini tercih ederdim; ne de olsa kusursuz ve mükemmele yakın olan o” diye yanıtlamıştım o soruyu. Oysa bu sohbetlerde; güzelliğin kusurlarda saklı olduğunu, insanları birbirlerine yaklaştıran şeyin de bu kusurları, yaraları olduğunu öğrenmek beni hayli etkilemişti sonradan.

Bu yazma işinin en güzel yanı da, içimden geçen tüm sesleri aktarmanın iyileştirici gücünün olması. Bunu da bir yazımda dile getirmiş, unutulmamak, biraz da olsa hatırlanabilmek için yazdığımı itiraf etmiştim sizlere.

Zor Oyun | Kural Bozmak

Birazcık da olsa beni gururlandıran, mezun olduğum liseye konuk konuşmacı olarak davet edildiğim günü anlattığım bir yazım olmuş. Ne kadar heyecanlı olduğumdan, soruları önceden istediğimi de söylemişim sizlere. Anlaşılan, o zamanlar şu kontrolcülük işine eğilmemişim daha.

Zamanının ne kadar acımasız olduğunu da hissettiğim gün de, o gün olmuş tabii. Seneler ne kadar da çabuk geçmiş.

Soruların, sohbetin sonuna ayrıldığı bölümde; bir öğrencinin söz alıp, “Hayallerinizin mi, doğrularınızın mı peşinden gitmek gerekir?” sorusunu gülümseyerek yanıtlamışım. Soruyu soran öğrenciye dönüp; hayallerinin, doğrularına ters mi düştüğünü sorduğumda, hayır diye cevaplamış ve üzerindeki toplumsal baskıdan söz etmiş biraz. Ben de “Eğer sonradan pişman olmak istemiyorsan, hayallerinin peşinden gitmelisin” demişim.

O gün hem hafif hüzünlü hem de çok mutlu hissetmiştim kendimi. Hayallerle ile ilgili gelen sorunun bana yöneltilmesinin tesadüf olmadığını düşündüm sonra. Öyle hayallerim olmadı benim pek; çocukluğumda da çok hatırlamıyorum hayal kurduğumu.

Bunu fark edince, ben de hayal gücümü harekete geçirmek için başladım denemeler yazmaya. Bununla ilgili en favori yazım; kurgusu sahil kasabasındaki (tabii, deniz olacak) turkuaz renge boyanmış pencereleri olan bir taş ev üzerinde dönen yazımdı. Belki, hemen hemen herkesin buna benzer bir hayali vardır. Ama benim için bunu kurgulamak ve yazıya dökmek büyük bir adımdı.

Daha sonra, sizlere bir seri yazmaya çalıştım; başlığı Planlananlar & Planlanamayanlar’dı. Tüm bu çabalarım; hayal gücümü birazcık da olsa uyandırabilmek ve geliştirebilmek içinde aslında. Yazdıkça da büyük keyif aldım gerçekten. Karantina döneminde başlayan bu çabam, katı oyunun, her zaman kural bozdurduğunu düşündürdü bana. Zor koşullar altında insan sanki açılıyor; açıldıkça gelişiyordu.

Tebrik ve Teşekkür

İnsanın kendine şefkat gösterebilmesi ile ilgili yazdıklarıma çok güzel yorumlar geldiğini görünce; hepimizin özellikle kendine ne kadar da acımasız davrandığını, en çok kendisini anlamaya ve dinlemeye ihtiyacı olduğunu fark ettim.

Görüyorsunuz işte; sizler sayesinde ne kadar çok şeyi fark etmiş ve onları yazarak sizlerle paylaşmışım. Sizlerle paylaşabilmek duygusu her şeyin başlangıcı olmuş benim için. Şimdi köşemdeki yazıları duygulanarak ve gözlerim dolarak okuyorum. Ve kendimi içtenlikle tebrik ediyorum. Sizler de etmelisiniz bence. Tüm yazarlar ve okurlar olarak…

Bu güzel başlangıç noktası için, bana rehberlik eden ve aracı olan Didem Çelebi Özkan’a da bu vesile ile huzurlarınızda, teşekkürlerimi sunuyorum.

Sevgilerimle,
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 22 Eylül 2020 at 13:07

    Canım arkadaşım;
     
    Ne keyifli bir yazı olmuş. Neredeyse iki yıl geçmiş seni dergide yazmaya kandırışımdan bu güne. İki yıllık yazın serüveninde yolculuğa çıkmışım gibi hissettim bu yazınla.
     
    Son paragrafta adımı görünce de iyice duygusallaştım. İyi ki buradasın canikom. Yazılarla hayatı anlamlandırmaya, çözmeye, güzelleştirmeye devam.
     
    Kocaman öperim canım 🤗😘

    • Cevapla Demet Uncu 22 Eylül 2020 at 13:32

      Didemciğim, ufak bir yolculuğa çıkarabilmişsem ne mutlu bana … 😍 Asıl ben sana çok teşekkür ederim düzenli yazı yazmama vesile olduğun ve bu nazik davetin için.
       
      Öperim çok 😘😘💕

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 22 Eylül 2020 at 14:00

    Gerçekten 40 yazı ne kadar da çabuk geçmiş ama bu yazılarla birlikte ne kadar esnediğinin bizzat şahidi olarak kutluyorum seni. Daha nice 40 yazıların olsun. Editörümüze bir teşekkür de benden gelsin o zaman, seni dergiye ve hayatıma kattığı için 😂

    • Cevapla Demet Uncu 22 Eylül 2020 at 14:25

      Çok teşekkür ederim bu güzel, olumlu geri bildirimler için. Dediğin gibi zaman gerçekten hızlı akıyor. Sevgili editörümüze bir teşekkür de benden olsun ve tabii ki tatlı kızkardeşine de. 😃😍😍

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 22 Eylül 2020 at 16:01

    Bugünkü yazınızın içinde geçen, kaybettiğiniz eşinizle ilgili bölüm dikkatimi çektiği için, Mayıs 2019’da çıkan yazınızı (nasıl olduysa okumamışım) bulup okudum ve hayretle irkildim.
     
    Ben de beş sene önce eşimi kaybettim ve ilk başlarda çok fazla ama hâlâ, beni yalnız bıraktı diye kızdığım (ki son bir iki yıldır o da gitmek istemezdi diye düşünerek kendimi teselli edip, aynı zamanda daha da çok üzülmeme sebep olan) duygularıma, acaba sadece ben mi böyleyim diye düşünürken, okuduklarım hayli etkiledi beni. Galiba daha az üzülmeye çalışacağım. Zaten artık, birlikte yaşadığımız yılları düşünerek teselli bulmayı öğrendim.
     
    Yazılarınız okuyorum. Mutluluğunuzun daim olmasını diliyorum. Nice 40. yazılara…

    • Cevapla Demet Uncu 22 Eylül 2020 at 16:50

      Nimet Hanımcığım, nasıl mutlu ettiniz beni anlatamam 😊 Sevgili eşinizin kaybını yorumlarınızda fark etmiştim, başka bir yazıma yaptığınız yorumun altına aynı acıyı yaşadığım için naçizane teselli cümlelerimi yazmıştım size, hatırlıyorum. Eminim ki, hissettiklerimiz benzerlik gösteriyordur. Üzüntü, keder, kızgınlık, terk edilmişlik vs. Hepsi de insan dair doğal duygular işte.
       
      Ben de hayat yolculuğunuzda, huzurlu ve mutlu olmanızı temenni ediyorum. Kaybettiklerimiz de eminim bizleri böyle görmek istiyordur gittikleri yerden…
       
      Çok sevgilerimle

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan