Varlık Sancısı

Bereket ve Kuantum

9 Eylül 2020

Yazı: Bereket ve Kuantum | Yazan: Hüseyin Küçükkelepçe

Bereket

Haziran ayı, tarımın kas gücüyle yapıldığı zamanlar. Çok zor ama tam bir teslimiyetle yapılan işler son bulmuş. On kişilik ailenin bütün sene yiyeceği buğday, aylarca çalışmanın sonunda orta yerde duruyor. “Ölçmeyin, saymayın bereketi kaçar” diyor annem. Atomik boyutta maddenin bilinç karşısında davranışı tam da bu şekilde oluyor. Elinizdeki buğday aynı anda hem az hem çok olabiliyor. Sayarsanız diğer ihtimalleri dışlar oluşumu (genelde eldeki az görüldüğü için) azda sabitlersiniz. İşte bereketi kaçtı.

Harman yerinden kalan tatlı düş

Harman yerinden bir düş gibi aklımda kalan “ölçmeyin bereketi kaçar” sözünün yıllar sonra bilimin kurallarıyla uyuştuğunu fark edince hayret etmiştim. Kısaca kişi ölçüp biçince (çift yarık deneyi) dalga fonksiyonu bozulur ve parçacık (madde) görürsünüz. Bir başka ifadeyle gözlemci potansiyel olarak sonsuz ihtimalli bir oyunda sayma eylemiyle ihtimali teke indirerek oyunu bitirir ve gerçek yaşam olarak deneyimler. Ne yapalım, öyleyse bereketi kaçmasın diye hiçbir şeyi saymayalım mı? Sorun bu kadar kolay çözülecek gibi durmuyor. Günlük hayat sayma, ölçme biçme temelli olarak var olur. Meraklı zihin dört işlem olmadan varlığını sürdüremez ve onun yokluğu genel geçer yaşamın yokluğu demek. Bu bir realite olarak bir kenarda dursun.

Niyetlerin devamlı matine oynadığı ekran

Trajedi, bencil beklentilerini karşılamak için bütünün iyiliği olmadan işlemeyecek yöntemlere sarılmakla ortaya çıkıyor. Sırlarla dolu kitaplar, zengin olma yöntemleri, tütsüler, mantralar, esma tekrarları… Hep hüsran. Sırrı çözdük, “Atom fiziği sayma ki çoğalsın” diyor? Öyle mi? Kendimizi harap etmeyelim. Evrende her şey birbiriyle haberleşir yani bitişiktir aslında. Dolayısıyla niyetler, herkesin görebileceği bir ekranda, devamlı matine olarak gösteriliyor. Herkes, her şey, birbirini tanıyor. Kuralı kandırmaya çalışmak beyhude bir çaba. Ne yazık ki kitaplardaki sırlar Ferrari getirmeyecek. Getirseydi kitabın yazarı daha fazla kitap satmak için bin bir takla atmaz, albenili başlıklar düşünmez, hacim için bir cümleyi beş sayfaya yaymazdı.

Çivilere dikkat et, trajediye komedi de eşlik etmesin

Jumbo karidesleri fazla kaçırınca çöken rehaveti dağıtmak için espresso, yanında Evian marka su içen bünye, mantra söyleyerek ermek istiyorsun? Çok zor. Çünkü söyleyen ağızlar aynı değil. Günlerce aç dolaşan, hayvanların ayak izlerinde birikmiş kirli suları içen Hint fakiri amaçsız bir şekilde doğasına uyarak bu sözleri tekrarlar ve çivili yatakta rahat rahat uyur. Yaptığıyla dolayımsız bir ilişkisi vardır. Asla haklı çıkmayı umarak bu ritüelleri yapmaz. Sen, bin bir hesapla –egoyu okşayıcı beklentilerle- yapıyorsun. Tuzak kuruyorsun. Çivilere dikkat et, trajediye komedi de eşlik etmesin.

Mikro âlemde çakallıklar işe yaramaz

Harman yerindeki Anadolu köylüsü, atalarından gelen kadim geleneği hesapsız kitapsız uygular. Alın teriyle ürettiğini saymaz. “Aman bir tane eksilecek” diyerek vermemezlik etmez. Çünkü saymamıştır. Sigara içtiğim zamanlar sayarak içersem hemen biterdi. Saymayla birlikte eksilme endişesi her daim canlı kaldığı için de kimseye vermezdim. Buğdayı ölçmeyerek matematiksel bir artış belki olur, belki olmaz bilemiyorum. Fakat bereket talebinde şifa, sevgi, karşılıksız verme merkezde yer alır. Bu en yüksek fayda talebidir. Ortaya çıkan olumlu sonuçlar eyleme içkindir. Sonuçta ortaya çıkan fayda tekil değil bütüncüldür. Faydacı insan türünde ise amacı kendinde eylemler pek azdır. Eylemler tasarlanarak, en kutsallar bile aracı yapılarak, kişisel hırsların hizmetine verilir. Fakat bu çakallıklar mikro âlemde işe yaramaz. Çünkü niyetiniz direkt sonucu belirler.

Hüseyin Küçükkelepçe

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan