Dünya Ağrısı

Hatır

4 Eylül 2020

Yazı: Hatır | Yazan: Egemen AlperTüm evi saran muazzam kokuya doğru uzanıyor, büyük bir fincan içerisine koyduğum kavrulmuş ve öğütülmüş kahve çekirdeğinin suyunda binlerce uyanışımdan birine daha hazırlanıyorum. Alışık olduğum yorgunluk ve belirsizlikle uyandığım sabahı arabica çekirdekleri ile aydınlatmaya çalışırken en sevdiğim radyo kanalını açıyor ve duyduğum ilk şarkıyla, kapının hemen önünde bekleyen geçiş mevsiminin hüznüne kapılıyorum. Wim Wenders’in harika filmi Paris Texas’ın tema müziği çalıyor, notalar kahveye karışıyor.

Kahve fincanına bakıyorum, Yemen’de ortaya çıktıktan sonra uzun yıllar içerisinde kendine haklı bir ün edinen kahvenin bir zamanlar çok sevildiği bu topraklarda unutulup son yıllarda tekrar kazandığı şöhretini düşünüyorum.

Yemen’de çölün ortasında ölüme mahkûm edilen garip Ömer’in rüyasında gördüğü kahve ağacını bularak çekirdeklerini yemesi, aldığı tarifsiz bir güç ve enerji ile açlıktan ölmeden Moha kentine dönerek herkese anlattığı bu mucize çekirdek ile bütün kentin bir anda kahveyi öğrenip içmeye başlamasıyla mucizevi bir keşif de ortaya çıkıyordu.
Alkollü olan şarap ve bira uyuşturuyor, huysuzlaştırıyor, aklı ve ruhu bozuyordu, oysa bu yeni içecek hem düşünce gücünü artırıyor, konsantrasyonu yükseltiyor, ayık tutuyor ve hoş bir tat veriyordu.

Belki de bu sebepten Yemen’den çıkarak bir dönem tüm İslam dünyasının en popüler içkisi oldu. Tabi Hristiyan kaşiflerin bunu öğrenmesi uzun sürmedi, Arabistan’dan çalınarak Hollanda’ya getirilen ve burada yetiştirilen kahve fidanının tutması üzerine Hollanda kolonilerinin uzanabildiği en ücra köşelere taşındı, önce Güney Amerika’ya ve oradan da “bir çeşit likör” olarak Yeni Dünya’ya girdi.

Ağırbaşlı ve yararlı likör
Mideye iyi gelir, aklı çalıştırır
Belleği açar, hüznü dağıtır
Ve çıldırtmadan okşar ruhları.

Bu muazzam içeceğin tarihine ve çıkıp dolaştığı topraklara bakmadan, sadece sosyal açıdan dahi yalnızlığı tamamlayıcı, insanları birleştirici bir madde olduğunu kabul etmek gerek. İçindeki onlarca ayrı aroma bir araya gelince, farklı notaların birleşmesiyle oluşan müzikler gibi bir tat ve haz veriyor.

Ry Cooder’ın Paris Texas şarkısı çalarken, bir başka kahve tutkunu olan Wim Wenders’in hayalinde tasarladığı hikâyeyi filme dönüştürmesi aklıma geliyor.

Yazı: Hatır | Yazan: Egemen AlperWenders filmde benliğini kaybetmiş ana karakter üzerinden, özgürlüğün ve hayallerin karşısına büyük ve tutku dolu bir aşk çıkartarak sevgiye ve mutluluğa dilediği biçimde erişemeyen bireye belki de insanlığın, hatta medeniyetin bitmiş olabileceği metaforunu göstermeye çalışır. Ne tuhaf tesadüftür ki daha kapalı, yalnız, izole olduğumuz son dönemlerde, medeniyetin göremediğimiz kadar küçük hücrelerle bile bitebileceğine şahit oluyoruz. Gözümüzde camlar, ağzımızda perdelerle hayatı izliyoruz.

Filmin ana karakteri Travis’in kaybettiği benliği ile birlikte anılarını hatırlamaya başlamasıyla, kendisini terk eden karısının peşine düşüp, aşkının aslında ne kadar büyük olduğunu anlatma cesaretini bulduğu muazzam sahnede ortadan camla ayrılmış iki dünya görülür, karanlık ve içine kapanmış yalnız bir dünya karşısında dekorlar ve ışıklarla bezenmiş sahte bir dünya vardır. Oysa gerçek duyguların ifşasından sonra, cam üzerinde yüzler birbirinin içine geçer ve ayna ile suret ilişkisi bambaşka bir boyuta girerek, “tek dünyada bir olma” hayalini olanca gerçekliği ile yansıtır.

Travis’in yeniden medeniyetsizliğe ve belki de sonunda Texas, Paris’e gidebileceği umuduyla yola çıkması üzerine eşi Jane, masumiyetin en saf halini temsil eden oğluna sarılır, onunla birlikte ağlar ve bir an bile olsa 17 yaşına, Travis ile tanıştığı çocukluğuna döner.

Sevdiklerimize sık sarılamadığımız zamanlarda kendi çocukluğumuza sarılırız.

Daha saf, zararsız, barışçıl, belki bir dönem mutlu ve her şeyden habersiz veya sadece çocuk olduğumuzdan. Dünyada en çok ayrıştığımız zamanda küçücük bir hücrenin herkesi camların arkasına hapsetmesi ne kadar manidar. Herkesin sevdiği biri mutlaka vardır, herkes mutlaka biri tarafından sevilir. Aradaki camlar belki bir müddet daha kapanıp ayrıştıracak insanları, oysa açılacak bir telefon birleştirmeye yeter. Pekâlâ seslerden başlayabiliriz sarılmaya. Kaç yıl olduğu meçhul fakat hepimizin mutfağında bir köşede duran kahvede en az birinin hatırı vardır.

Medeni, özgür, huzurlu bir dünya hayaliyle bir fincan kahve alsak, radyoyu/müzik çalarımızı açsak, ilk şarkı ve bir yudum kahvede biri hatırımızı mutlaka yoklar. Gözümüzde camlar, ağzımızda perdelerle hayatla aramıza mesafe koyup ayrı düşüyoruz. Ayrı düşmüş hayatlar belki de bir kahve ve bir şarkı kadar yakındır.

Egemen Alper

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 6 Eylül 2020 at 16:35

    Merhaba,
     
    Okurken bahsettiğiniz filmin adını “seyredilecek filmler” listeme kaydettim önce. Sonra kalkıp kendime bir fincan Türk kahvesi yaptım. Bir tablet de bitter çikolata ağzıma atarak, yazınızı baştan bir kez daha okudum. Pardon bir de Baba Iglesias’ın Joy adlı plağıda eşlik etti bana. Anılar, anılar…
     
    Ben sizi dinledim, iyi geldi.
     
    Teşekkür ederim.

  • Cevapla Egemen Alper 3 Ekim 2020 at 12:34

    Okuduğunuz ve değerli yorumunuzu paylaştığınız için teşekkürler. Kahve ve müziğin anılar üzerinde kesinlikle etkisi var!
     
    Sevgiler

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan