Biraz Kitap

İkinci El Zaman | Kızıl İnsanın Sonu

15 Eylül 2020

Kitap: İkinci El Zaman | Kızıl İnsanın Sonu | Yazar: Svetlena Aleksiyeviç | Yorumlayan: Hülya Erarslan


İkinci El Zaman | Kızıl İnsanın Sonu | Svetlena Aleksiyeviç

Yazar, Sovyetlerin dağılışı ve komünizmin çöküşü zamanına tanık olan insanlara mikrofon uzatmış ve onların yaşadıklarını kaleme almış. Herkesin birbirinden travmatik hikayesi var. Tam bir filler tepişir, çimenler ezilir durumu olmuş.

Kitap Okuma

Önceden mutfakta sohbet etme kültürü varmış. Sohbetlerinin konusu da kitaplar, yazarlar. Anne, baba, çoluk çocuk okudukları kitapları tartışıyorlar. Herkes okuyor.

“Sabahleyin metroda her gün gözlerimizin önünde aynı tablo oluyordu: Bütün vagon oturmuş okuyor. Ayakta duranlar, onlar da okuyor. Birbirleriyle gazete değiştiriyorlar.”

Para Meselesi

Para meseleleri yokmuş. O zamanlar çalışanlara maaş verilmiyormuş. Çivi fabrikasında çalışana çivi, sabun fabrikasındakine sabun. Para ile alınacak bir şey de yokmuş zaten. Kapitalizm ile beraber işler değişiyor. Ticaret önem kazanıyor. Bire aldığını beşe satmak iyi iş yapmak oluyor. Biri diyor ki, “Eskiden böyle bir şey yapsam babam bana spekülatör diyip kızardı, şimdi biznes oldu bunun adı.”

İngilizce business kelimesini “biznes” diye geçirmişler kendi dillerine de.

Paran kadar insan olduğun bir dönem olarak değerlendiriyorlar yeni dönemi. Yoksul olmak ayıp hale gelmiş, önceden bunu bilmiyorlarmış.

Değişen Kültür

Cadde isimleri de yeni dönem ile birlikte dikkat çekici şekilde değişmiş. Adı Metal İşçileri Caddesi, Çalışanlar Caddesi, Proleter Caddesi olan caddeler Kuyumcu Caddesi, Tüccar Caddesi, Soylu Caddesi adı almaya başlamış.

Tiyatrolar boşalmış, insanlar televizyon seyretmeye başlamış. Aydınlar kitaplarını satmış. “Kitaplar hayal kırıklığı yarattı” diyorlar.

“Paran varsa insansın, yoksa kimse değilsin. Hegel’in tamamını okumandan kime ne?”

Akıl hastanelerinin dolduğundan bahsediyor biri. Ben Stalin’im diye dolaşanlar artmış.

İhbarlar

Sokakta ceset görmenin normalleştiğinden bahsediyorlar. Herkesin birbirini ihbar ettiğinden, yerli yersiz tutuklamalar olduğundan. Bu ihbar ve tutuklama konusunda çok travmatik hikayeler var. Hukuk mukuk yok. Belirsiz nedenden belirsiz süreli tutuklamalar, sürgünler…

Örneğin; Küçük çocuğu olan bir kadın tutuklanıyor. Kadın çocuğunu komşusuna emanet ediyor. On yıl sonra serbest bırakılıp döndüğünde çocuğunun artık komşu kadına anne dediğini görüyor. Sonra da öğreniyor ki kendisini ihbar eden o komşu kadınmış.

Babası sürgüne giden biri anlatıyor. Babası sürgünden on yıl sonra tanınmayacak halde gelmiş, çevredekilere söylememişler, bir akraba diye tanıtıyorlarmış.

İhbar etmekle ilgili hikayeler çok iğrenç ve korkunç. Konu komşu, aile içi ihbarlar… Neler neler.

Savaş

Sovyetler kendi halkına pek iyi davranmamış, ki halkı kendisi için canını vermeye hazırken.
Okullarda kahramanlık hikayeleri anlatılıyor, devrim için ölmek yüceltiliyormuş.

“Bize kimse özgürlüğü öğretmedi. Sadece özgürlük adına ölmeyi öğretmişlerdi.”

Bu şekilde yetiştirildikleri için herkes canını vermeye hazır. Ama karşılaştıkları muamele…

Kitaptaki insanlardan biri babasından bahsediyor. Babası Sovyet-Finlandiya savaşına katılmış. Esir değişimi olacakmış. Fin esirleri alan Fin askerler esirlerle kucaklaşıyormuş. Sovyet esirleri alan Sovyet askerler ise esirleri sorguya çekiyormuş nasıl esir düştün, sen hainsin diye.

“Cesur ol, daha kötüsü sonra gelecek” diye atasözleri varmış, boşuna değil.

Politika

Politika ile çok içli dışlı olan, “köpek gezdirmeye bile radyoyla gidip haberleri takip eden” neslin doksanlardan sonraki çocukları artık politika ile ilgilenmiyormuş.

Devir değişince eskinin komünistleri en azılı komünizm karşıtları olmuşlar.

“Kendilerine komünist diyenler, birdenbire beşikten beri komünizmden nefret ettiklerini söylemeye başladılar” diye anlatıyor biri.

Eskinin parti rozetleri, kimlikleri, Sovyet Madalyaları, Lenin madalyası, cesaret ve hizmet madalyaları turistik eşya olmuş, “totalitarizm çağının eşyaları” diye satılıyormuş.

O zamanların tanıkları için sarsıcı olmuş bunları görmek.

Din

Eskiden okulda Lenin için Tanrı diyorlarmış. Kilisede tarım ürünleri tohum, turp depolanıyormuş. Düğünlerinde rahip yokmuş, ikona yerine Lenin ve Marx portreleri olurmuş.

Hitler’e karşı savaş başlayınca Stalin, Rus ordusunun zaferi için dua edilsin diye kiliseleri açmış.

Ruslar savaşta Almanları yeniyor, savaş bitiyor. İş başvurusunda bulunan Ruslara “Siz ya da akrabalarınız esir alındı mı ya da işgal altında kaldı mı?” diye soruluyormuş. Evetse işe alınmıyorlarmış, güvenilmez bulundukları için. Vatandaş da haklı olarak isyan ediyor: ”Peki bizi Almanların eline kim bıraktı?”

Stalin

“Stalin’in ölümünden sonra insanlar gülmeye başladı, ama ona kadar dikkatle yaşıyorlardı. Hiç gülmeden” diye anlatıyor biri.

O dönemi hayırla yad etmeyen çok. Bugünlerde ise ”19 ila 30 yaşlarındaki gençlerin yarısı Stalin’i ‘büyük politik lider’ sayıyor. Stalin’in Hitler kadar insanı yok ettiği ülkede, yeni bir Stalin kültü mü doğuyor?” diye endişeleniyor biri. Sovyetler tekrar moda oluyormuş Rusya’da. Sovyet kafeteryası, Sovyet isimleri…

Gorbaçov

Gorbaçov, SSCB’nin son lideri.

Gorbaçov’dan nefretini anlatan biri “Gizli Amerikan ajanı” diyor ona. Onun yüzünden vatanından olduğunu, artık ülkeyi Amerikalıların yönettiğini düşünüyor.

Gorbaçov’a darbe yapılıyor 1991’de. Rusya’da olağanüstü hâl ilan ediliyor, sokaktan tanklar geçiyor, televizyonda Kuğu Gölü Balesi yayınlanıyormuş.

Gorbaçov darbe sırasında tatildeymiş. Darbeyi öğrenen halk sokaklara akın etmiş, tankçılara askerlere yapmayın etmeyin diye yalvarmış. Darbe engellenmiş, Gorbaçov dönmüş.

İkinci El Zaman

Konuşmacılardan kimisi, yazara anlattıkları her şeyin yazılıp yazılmayacağından endişe ediyor.

“Söylediklerimi çıkaracaksınız değil mi?” diyorlar. Ama yazar çıkarmamış sanırım. Parantez içinde ağlıyor, gülüyor, ayağa kalkıyor… gibi ifadelerle konuşmacıları gözümüzde canlandırmamızı sağlıyor.

Netice itibariyle konuşmacılardan birinin dediği gibi:

“Bir zamanın kahramanının genellikle başka bir zamanın kahramanı olmadığını anladım.”

Politikacılara bel bağlamak, onlarla ve görüşleriyle ilgili fanatizme kapılmak pek hayırlara vesile olmuyor.

Saygılar,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz