Sentez

Karma’nın Düşü | 3

18 Eylül 2020

Öykü: Karmanın Düşü | Yazan: Özge Can

 

Karma’nın Düşü 👉🏻 Birinci Bölüm
Karma’nın Düşü 👉🏻 İkinci Bölüm

 
Şehrin siluetine düşen gölgeler gibi iğreti sallanıyoruz boşlukta Turgut’la. Renkler tonlarını yitirmiş. Biz de renklerimizi. Sadece birer gölge. Bir sopanın ucuna takılmış, gizli bir elin yönetiminde sadece hareket ediyoruz. Ruhumuz hapsedilmiş; ışıksız, cansız, mimiksiz.

İradesini yitirmiş insanlar gibi, kukla olmuşuz. O gizli eli arıyoruz. Aranırken de o elin yönetimindeyiz. Nefessiz kalıp, kaldığımızın farkında da olmadan boğuşuyoruz havayla. Bitecek bu, bitecek, bitecek…

Gözünü karanlığa açtı Melda.

Arkasından sızan dalgalı ışık huzmesine yöneldi başı. Pencerenin tam karşısında sokak lambası göz kırpıyordu. İçerisinin havasızlığından mı yoksa rüyanın etkisinden mi olduğu belli olmayan nefessizlikle pencereyi açmaya yöneldi. Ağzında çamur gibi bir tat vardı. Geceyi mi, rüyayı mı düşünmeli aklı karıştı. Sondan başladı sorguya.

‘Yüzünü görmediğim halde yanımdakinin Turgut olduğunu biliyordum. Neden sürekli kaybolmuş rüyalarımda onunlayım? Savruluyoruz, imgelerle boğuşuyoruz. Gölgem gibi mi oldu artık? Yok! Ben onun gölgesiyim aslında. Dilinde, gözünde, aklında, fotoğrafında, fikrinde her anında. Neredeyse, beni de yanında sürüklüyor. Bunun farkında bile değil üstelik. Ya da farkında mı acaba? Beni kattığı ruhuyla tam olduğunu düşünüyor. Öyle demedi mi bugün: Seni kendimden ayrı düşünemiyorum, ruhumu seninle harmanlıyorum. Sen oldukça çoğalıyorum, benden gidersen kayboluyorum. Belki de bunun etkisiyle çıktı bu rüya. Bizi oynatan gizli el de ‘aşk’tı o zaman. Aşık mıyım ki ben Turgut’a?’

Sergiden çıkışta Serdar’ı ekarte edip, Turgut’un Üsküdar’daki atölyesine gelmişlerdi.

Denizin esintisini içlerine çekip biraz sahilde yürümüş, dolunay fotoğrafı ile resminin farkı üzerine biraz teknik biraz eğlenceli bir sohbete koyulmuşlardı. Çevresinde dönüp durup asıl konuya bir türlü gelememişlerdi.

Atölyede stüdyo çalışmalarını anlatmıştı Turgut, uzun uzun. Melda, Turgut’a doğru attığı adımdan şüphede, eşikten geçip geçmemekte kararsızdı. Turgut ya elinden tutup çekecek ya da dışarıda kalacaktı. Sergiye girmeyen fotoğraflarını göstermişti, neden almadığını anlatarak. “Karma’nın Düşü, bir düşten öte, gerçekliğim benim biliyorsun Melda. Bu gerçekliğin mimarı da sensin.”

Böylece konuya girmeyi başarmış, dökülüyordu.

“Seninle biriktirdiğim fikirlerimi, sensiz yapmaya çalıştım. Yıllardır orada burada gittim geldim. Biriktirdiklerimi sana sergilemek için buradayım Melda. Sen fark etmeden elinde fırçanla sürekli beni yeniledin. Tuvale resmediyorsun beni, bitiremiyorsun bir türlü. Kararsızsın hep. Guaj boyayla başlayıp araya akrilik karıştırıp, sulu boyaya geçip ortada bırakıyorsun. Soyut dedin, gerçekliğe döndün. Elinde fırça, kâh manzaramı değiştiriyorsun, kâh rengimi. Öyle de bırakamıyorsun, devam de etmiyorsun. Hevesin mi kaçtı, geç mi kaldın, istediğin şekle sokamadın da bilinmeze bırakıyorsun beni? Karma’nın Düşü, bir düşten öte, gerçekliğim benim, biliyorsun Melda. Bu gerçekliğin mimarı da sensin. Ben netim, buradayım. Git gellerim yok. Aklım karışık değil. Gözüm sensin. Seni kendimden ayrı düşünemiyorum, ruhumu seninle harmanlıyorum. Sen oldukça çoğalıyorum, benden gidersen kayboluyorum. Senin için biriktirdiğim kendimle, yine karşındayım. Ben sensiz iflah olmam, al beni. Bitir o resmi, yeni bir tuvale geç artık.”

Turgut, günün yoğunluğuyla ilk kez bu kadar net konuşurken, Melda beklemediği dökülmeyle attığı adımın çelişkisinde susup kalmıştı.

Aklı karışık imaj çizdiğinin farkında bile değildi. Kendi içinde biriktirdikleri çok başka iken, Turgut bambaşka duygular ile yol alıyordu hayatında. Gitmeyi aklına bile getirmemişti. Ayağımızla çarpınca varlığını hatırladığımız orta sehpa gibi hayatının ortasında duruyordu hep Turgut. Üzerinde neon ışıklarla ‘İhtiyaç halinde ben buradayım’ yazıyordu. Görmek istememiş ya da görme körlüğü gelmişti. Şimdi karşısında karanlığın içinde ışıltı saçan gözleriyle ‘Her halde ben buradayım’ diyordu. O eşik geçilmeli miydi artık, bu kadar sorgulanmalı mıydı duygular, aklı karışmış belirsiz bakıyordu Melda.

Suçluluk, heves, kaçma dürtüsü, kaybetme korkusu hepsi diline ket vurmuştu. Turgut içecek bir şeyler almaya gittiğinde de uyuya kalmıştı koltukta. Uyuduğu koltuğa yeniden oturdu Melda. Bu kadar karmaşayı kaldıramıyordu ruhu. Kaçmak istiyor gidemiyor, kalmak istiyor adım atamıyordu.

“Uyanmışsın” seslenişiyle yerinden sıçradı Melda.

Tek bir mimik hareketine odaklanmış, Melda’nın yüzünde umut arıyordu Turgut.

Bu kadar net durduğu kadının karşısında, değiştirilen, oyalanan, bekletilen olmaktan yorulmuştu. Bir düşe ortak olmayı kabul etmişti Melda. Birlikte sergi açalım demişti. Bu kez gidişine izin vermeyecekti. Bilinmezlikten çıkacaklardı.

“Bir kadehten bir şey olmaz, sana da şarap koydum. Stüdyoda sana nereyi ayarlarız diye bakındım sen uyuyunca. Yan oda uyar mı sana? Hem ışığı çok güzel oranın. Hangi fotoğraftan başlamak istersin?”

“Düşünmedim hiç. Birinci fotoğraf belli olunca, onunla mı başlasam acaba, ne dersin?”

“Hangisini istersen. Dilersen kendi birincinle başla ya da benimkiyle.”

“Seninki hangisi?”

“Önce seninkini söyle.”

“Oyun bozanlık yapıyorsun Turgut. Ben henüz seçemedim. Gönlüm denizlilerde benim. Maviye kaçıyor aklım. Sinop çok iyiydi. Hikâyesi olan fotoğrafları seviyorum. Bartın da iyiydi. Balıkesir muhteşem zaten. Kararsızım yani, seçemedim henüz. Bu arada Sinop nasıldı? Neler hissettin?”

“Tam da Sabahattin Ali’nin durmuş olduğu yerden ‘Dışarıda deli dalgaları‘ duymak çok etkileyiciydi. O kafesten bozma hücreler, koğuşlardaki karanlık, görüşme odalarındaki teller. Dokunmak bile mümkün değil. Kaybolmuşluk hissettim. Kimsesiz, terk edilmiş bir duygu. Yalnızlık bir de. Aynı ortamı paylaşsan bile yalnızlık hissedersin orada.

Ne sebeple kapatılmış olursan ol, akıl almaz bir delilik orası. Bir de bahçeye Sinop Hatırası tahtası koymuşlar. Karanlığa ortak hatıra için. Çevresine renkli çiçekler çizmişler. Deniz kenarına hapishane koymanın ironisiyle eş değer. İçim sıkıldı orada. İdare binasından çektim fotoğrafı. Ziyaretçiler avluda geziyordu. Balkon yapmışlar binaya. Deniz ve mahkûm manzaralı. Bahçede de Sabahattin Ali şarkıları yayını yapıyorlar.”

“Yönetimimiz ironilerle dolu. Akıl tutulması sanki.”

“İkimizin de birincilerine birlikte gidelim mi?“

“Benimki henüz belli değil ama.”

“Belli olunca canım.”

“Seninki hangisi?”

“Van.”

Turgut, yüzüne yayılan heyecanlı gülümsemeyle Melda’nın tepkisini bekliyordu.

“Tamam, gidelim.”

Adeta bunu bekliyormuş gibi, tek adımda yanında ulaştı Melda’nın. Elini avuçlarının arasına alıp, yanına oturdu.

“Birbirimizin gözü olalım, eli olalım, sesi olalım. Birlikte olalım Melda.”

Gülümsedi Melda, karşı koyulamayacak kadar sıcak bakan Turgut’u öptü.
 
 

– Son –

 
 
Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Cavit Arslan 18 Eylül 2020 at 13:54

    Kaleminize sağlık. Sanki çabuk bitti ya da bana öyle geldi. Kadın ruhu duygusu ile anlatınız çok güzeldi.

    • Cevapla Özge Can 19 Eylül 2020 at 17:56

      Teşekkür ederim Cavit Bey. Melda ile Turgut’un ruhları buluşunca son vermek istedim. Sonrasını okuyucu zihnine emanet ettim. Sevgiler 💙

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 18 Eylül 2020 at 21:39

    Aaaa!! Bıtmedi, de yaa..
    Son yazmışsın bir de altına :))
    Neyse mutlu olsunlar o zaman.
    Ne diyeyim…
    Gökten de elmalar düşsün, çelişkilerde boğulan bütün aşıkların başına.
     
    Çok etkileyici bir öyküydü Özgecanım..
    Tebriklerim milyonlarca 👍❤

    • Cevapla Özge Can 19 Eylül 2020 at 18:00

      Çelişkilerinden biraz arındırıp kavuşturdum artık onları.
      Devamını okuyucu zihnine emanet ettim.
      Teşekkür ederim Gökçem 😘💙

  • Cevapla Emine Aykol 19 Eylül 2020 at 08:39

    Mutlu sonlara bayılırım yeter ki sonu kavuşmak olsun.
    Ellerinize, emeğinize sağlık; muhteşem bir hikaye.

    • Cevapla Özge Can 19 Eylül 2020 at 18:04

      Teşekkür ederim Emine Hanım, mutlu sondan yeni bir başlangıca yol aldı kahramanlar. Ben de kapılarını açtım.
      Sevgiler 💙

  • Cevapla Burak Süalp 20 Eylül 2020 at 18:50

    Çok güzel bir hikayeydi. Hatta sanki bir romandan kesit gibiydi. Bir yandan bu kadar çabuk bitmesine üzüldüm, bir yandan da pazar akşamüstü keyifli bir hikaye okuduğum için mutlu oldum.
     
    Kalemine sağlık, sevgili arkadaşım.

    • Cevapla Özge Can 20 Eylül 2020 at 20:23

      Melda ile Turgut’a bir yol çizip okuyucuya bıraktım devamını 😊 Erken bittiği yönünde serzeniş çok aldım.
       
      Teşekkür ederim desteğine arkadaşım, sevgiler 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan