İnce Mevzu

Okurum

24 Eylül 2020

Yazı: Okurum | Yazan: Seda Çağlayan

“Gözlerinin arkasını
Sözlerinin alt yazısını
Kalp diline çevirdim çoktan
Okudum öztürkçe acısını”

Sezen Aksu

 
Ben oldum olası insanın içindeki her ne ise aynen dışa yansıtması gerektiğini savundum. Bu bana hep daha rahat geldi. Hem daha rahat hem de daha dürüst.

Bayılırım belaya

Tabi böyle olunca strateji falan yapamıyorsunuz. Politik de olamıyorsunuz. Haliyle yaşantınız boyunca başınıza bu yüzden bin türlü bela açılıyor. Ama olsun. Bence hâlâ böylesi makbul.

Ben hep söyledim. Seviyorsam gidip söyledim. Sevmiyorsam da. İlla sevgililik durumu gelmesin aklınıza. Herkes için geçerli. Söyleyemeyeceğim bir durumda kaldıysam da sonuna kadar belli ettim.

Herkesten de bana karşı olumsuz veya olumlu aynı açıklıkta olmasını bekledim. Olmadı tabi böyle bir şey. Yani zaman zaman olmadı. Çünkü bana kolay gelen bu yöntem birçok insan için oldukça zor aslında.

Okurum

Böyle olunca ben de insanları okumaya başladım. Kelimelerinden. Bakışlarından. Seslerinin tonundan. Bir bakışından… Yıllar geçtikçe, hayat tecrübesi edindikçe, hayatıma giren insan sayısı arttıkça bunu yapmak daha da kolaylaştı benim için. Fakat bununla birlikte zaman zaman ağır yanıldığım da oldu. Nadiren oldu ama oldu. Bundan sonra da olacaktır. Yaşadığım bir sürü hayâl kırıklığına rağmen kiminin zayıflık olarak nitelendirdiği saf tarafımı tamamen yitirmedim hâlâ. Hâlâ insanların ilk söylediklerinin doğru olduğuna inanmak gibi bir eğilimim var.

Seviyorsan git söyle

Yukarıdaki bu “seviyorsan git söyle” meselesini de aslında babam sayesinde çözdüm çok erken yaşlarımda. Lisede bir çoçuğa çok aşık olmuştum. Bütün arkadaşlarımız ortaktı. Bir tek biz birbirimizle arkadaş değildik. Olamıyordum arkadaş. Aşık olduğum için aşırı utanıyordum. Öyle kendi kendime için için üzülüp duruyordum. Bir gece, okuma yazmaya başladığım ilk günden beri yaptığım gibi yine günlüğüme derdimi dökerken babam girdi salona. Beni öyle mahzun, hatta biraz da gözü yaşlı görünce “Anlat bana neyin var” dedi. Anlattım ben de:

S: Ben bir çocuğa çok aşık oldum. O yüzden canım sıkkın.

B: Peki ama canın neden sıkkın? Seni istemiyor mu?

S: Bilmiyorum.

B: Ne demek bilmiyorum? Söylemedin mi sen ona aşık olduğunu?

S: Hayır söylemedim.

B: O zaman boşuna üzülüyorsun şu an. Git konuş. Eğer olumsuz cevap verirse o zaman oturur birlikte üzülürüz.

S: Öyle mi diyorsun?

B: Aynen öyle diyorum güzel kızım.

Birkaç gün sonra oturdum bir mektup yazdım, sonra da gizlice bir teneffüste sınıfta bıraktığı ceketinin cebine attım. O günden sonra da gerek manitacılık olaylarımda, gerek arkadaşlık ilişkilerimde gerekse iş yaşantımda hiçbir duygumu içime atıp kendimi perişan etmedim. Ne sıkıntım varsa yarısını da bu duyguyu bende kim yarattıysa onun kucağına bıraktım. Bu, her zaman sorunumu kökünden çözmeme tamamen yetmese bile işimi oldukça kolaylaştırdı.

En azından deneyin

Kendini saklamak, aklındakini, kalbindekini söylememek insanı fena sıkar. Derinlere sürükler. Karartır. Yabancılaştırır. Hatta kaçınılmaz biçimde yalancılaştırır. İnsanın kendini değiştirmesi zor biliyorum ama ne karşınızdakine sizi çözmek için zaman kaybettirin ne de siz kendinizi cendereye sokun.

Sevdiğini söylemek de çok güzel huydur. En azından deneyin.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 24 Eylül 2020 at 08:09

    Selam Seda;
     
    Yazın her zaman ki gibi dobra ve çok samimi olmuş. Bence de ne derdin varsa içine atmaktansa söyle, kesinlikle katılıyorum.
     
    Kalemine sağlık

    • Cevapla Seda Çağlayan 25 Eylül 2020 at 11:58

      Çok teşekkürler Cem. Bu ilk anlatışım değil bu meseleyi. Muhtemelen son da olmayacak. Ama olsun, benim hâlâ umudum var.
       
      Selamlar, sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan