İçimdeki Sesler

Şefkat: Kendime

8 Eylül 2020

Yazı: Şefkat: Kendime | Yazan: Demet Uncu

Bir süredir devam eden “Planlananlar ve Planlanamayanlar” başlıklı hikayemi, mutlu sonla bağladıktan sonra, kendime bu hafta ne yazmak istediğimi sordum. İçimden ne yazmak geliyordu acaba? Sizlerle ne paylaşmak istiyordum?

Bir süre düşününce, kendimde fark ettiğim bir durumu sizlere aktarmak istedim. Artık yaşımın mı, gözlemlerimin mi etkisi oldu, bilemiyorum. Bu seneye kadar çok da başarılı olamadığım bir konuda, ilerlemeler kaydettiğimi gördüm.

Hangi konuda mı? Kendime şefkat gösterebilmek.

Hedeflediğim ya da çok istediğim bir şey gerçekleşmediğinde artık kendime öyle çok kızmıyorum. Kendimi yiyip, bitirmiyorum. Artık kendime “Neden olmadı? Şöyle yapsaydım böyle olmazdı. Daha fazla dikkat etmeliydim” ya da “Başından sonuna kadar ben yapmalıydım” gibi üstüme, yük üstüne yük bindirecek şeyler söylemiyorum. Bu kadar zaman, öyle olması gerektiğini düşündüğüm; başka çıkar yol yokmuşçasına o yolda devam ettiğim için, kendi kendime sürekli söylendiğimi fark ettim.

Durmayan Su

Artık istediğim bir şey olmadığında ya da hayatın hızını yakalayamadığımda hemen “Olsun, bunda da bir hayır vardır” cümlesini söyleyiveriyorum. Ama laf olsun diye değil, tüm benliğimle hissederek, kabul ederek söylüyorum ve sonunda kendimi tüy gibi hafif hissediyorum. İşte diyorum, bu kadar kolaymış bu iş. Bu zamana kadar kendini ne kadar hoyratça kullanmışsın ve zorlamışsın diyorum. Tamam, kendini geliştirmeni, tecrübe ile birlikte olaylar karşısında sakin kalabilmeni o zorlanmalar sağladı.

Ama, “Artık yeter” diyorum kendime. Olayları akışına bırakmanın zamanı geldi. Hani suyun aktığı ve kendi yolunu bulduğu gibi bırakmaktan bahsediyorum. Beni yakından tanıyanlar bu cümleleri gerçekten benim yazdığımdan şüphe edebilirler. Her şeyin kontrolümün altında olmasını seven birisi olarak, bu aşamaya nihayet gelebildiğimi söyleyebilirim. Ah, şu kontrolcülük kadar insanı yoran ve tüketen başka bir şey var mı acaba? Ne demiş yazar:

“Suyu durdurmanın yolu yok. Belki sen var sanıyorsun, ama hayır yok. Su senden önce de aktı, seninle ve seni taşıdıktan sonra da akacak. Su seni, beni ve tüm alemi kendi hızıyla yoluna katacak. Kontrol edebileceğini sananlar tutundum sanacak, (yani ben) ancak tutulan her bir dal mutlaka bir noktada aynı akıntıya kapılacak.” – Ege Soley

Geren Beklentiler

Her salı akşamı yarım saat süren bir online meditasyon grubuna katılıyorum. Seansın sonunda sevgili Deniz Hocamız bizlerle çok güzel, kısa öyküler paylaşıyor. Geçen hafta da sufizmden yola çıkarak bizlere suyla ilgili çok güzel bir anonim öykü okudu. Bizlere “anda kalmayı”, olayları akışına bırakmayı, esnek olabilmeyi içinde barındıran güzel cümleler aktardı.

Sevgili hocamız, sakin ve rahatlatıcı ses tonu ile öyküyü okumayı bitirdiğinde, öykünün üzerimizde bıraktığı etkiden bahsetmemizi istedi. Herkes ne kadar rahatladığından, sakinleştiğinden ve bahsi geçen bakış açısının ne kadar doğru olduğundan bahsederken, ben onlarla tam tersi yönde olan duygularımı paylaştım. O gün modumda mı değildim, yoğun bir gün mü geçirmiştim, bilemiyorum. Ama o güzelim öykünün sonunda ben gerildiğimden, bizden ne kadar fazla şey beklendiğinden söz ettim. Özellikle pandemi döneminde çalışanlardan biri olarak, ne kadar çok şeye karşı esneme becerisi gösterdiğimizi, her gün sürekli değişen koşullara nasıl uyum sağladığımızı ve bunları da yapmaya devam edeceğimizi söyledim.

Tüm katılımcılar söylediklerime çok güldü ama kısmen de olsa hissettiklerimi kabul ederek dinlediler. Sizce de öyle değil mi? Sanırım bendeki en büyük gerginliğin ve stresin kaynağı bu beklentiler oluyor. İnsanların günbegün artan beklentileri… Sonra bir an duruyorum ama gerçekten duruyorum. Olsun diyorum, bunların hepsini karşılamak zorunda mıyım? İçimden “Tabii ki değilim” diyerek cevaplıyorum. “Ben bundan sonra benim için değerli olanlara ya da önceliği olanlara bakarım” diyorum. İçimden bir ses “kendinden sonra” diyerek, beni yine bana hatırlatmaya çalışıyor. Biraz paronoid bir durum farkındayım. Ama uzun zamandır içimdeki seslerle birlikte yaşamayı öğrendim, biliyorsunuz. Hatta onları köşemde yazmaya bile başladım. O yüzden bu durum artık bana çok garip gelmiyor.

Mükemmel Olmayanı Aramak

“Mükemmel ben” olmaya çalışmaktan vazgeçiyorum. Mükemmel eşi, işi, evi, ortamı aramayı bırakıyorum artık. Fırsat tanımadan mükemmel olmayanın, beni daha çok mutlu edebileceğini nereden bilebilirim, değil mi? Hani, hayatının altının üstünden daha iyi olabileceğini yaşayarak öğrenmek gibi. Yeter ki, bunun olmasına fırsat tanıyalım, ortam sağlayalım. Bugünkü yazımda bahsettiğim yazarın da söylediği gibi;

“Aslında hayat, kendini en çok onu merakla izleyene ve sessizce dinleyene gösterir.”

Bir adım geride durup, hayatın sunduklarını arkama yaslanarak seyretmek istiyorum. Bence istemek bile güzel bir başlangıç. Bu satırları yazarken; batan akşam güneşinin turuncu, kırmızımtırak rengine boyanmış gökyüzünün karşısında, kendimi bir hamağın üzerinde boylu boyunca uzanmış hayal ediyorum. Şu an içimde hissettiğim o kadar güzel bir his ki, dünya dertleri sanki yanı başımdan gelip geçiyor. Mutlulukları da yanımdan geçerken, gülümseyerek selamlıyorum. Hayat, hızını yavaşlatabildiğinde güzelleşiyor, bana güzel yüzünü gösteriyor.

İşte hepsi bu…

Yapabildiğinin en iyisini yap; kendini çok yıpratmadan, o güzel kalbini kırıp dökmeden yap! Yapacağın her işin sonunda, sana kalacak olan yine “sen” olacaksın. Yapabildiklerinden ve yapamadıklarından memnun ol ve her günün sonunda kendini tebrik etmeyi de unutma.

Bugün, bir süredir kendime telkinde bulunduğum cümleleri sizlerle paylaşmak istedim. Belki cümlelerimin içerisinde kendini bulanlar, görenler olabilir.

Kendime ve onlara şu soruları sormak istiyorum:

Elinizde size, “siz” kalmayınca herhangi bir şeyin değeri kalıyor mu? Hayatınızda size, sizden başkasının faydası oluyor mu? Hiç sanmıyorum. O zaman şimdi derin bir nefes alın. İçinizden kendinizi anladığınızı söyleyin. Tüm gövdenizin gevşemesine; düşüncelerinizin aklınızın içinden akıp gitmesine izin verin.

Bırakın kafanızın içinde salınıp dursunlar ama siz tutunmayın onlara…

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 8 Eylül 2020 at 14:13

    Demetciğim
    Seni iyi tanıyan biri olarak bu kararlara varabilmene çok sevindim. Hayat o kadar kısa ki hiçbir şeyi kafaya takmaya değmez. Onun için gelene hoşgeldin, gidene güle güle demek lazım. Hayatı doyasıya yaşamalı. Ki artık yaşıyoruz diye düşünüyorum.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Demet Uncu 8 Eylül 2020 at 14:30

      Yazımı beğenmene çok sevindim. Evet, söylediğin gibi, beni tanıyan biri olarak bu noktalara gelmek hiç kolay olmuyor. 🙂 Bundan sonra da bu şekilde hissetmeye devam edebilirim umarım. Desteğin çok kıymetli, çok teşekkür ederim.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan