Genç Kalemler

Kendinden Nefret Eden Adam

14 Ekim 2020

Öykü: Kendinden Nefret Eden Adam | Yazan: İlayda Varol

Çoğu insan gibiydi William. Siyah, biraz dalgalı genellikle düz saçları kahverengi gözlerini kapatıyordu. Al yanakları, bembeyaz suratındaki tek hoş renkti. Ne fazla yakışıklı ne de fazla çirkin, ortalama birisiydi. Herkes gibi kusurları vardı elbette. Ama biz şimdi sadece tek bir kusura odaklanacağız; kendinden nefret etmesi…

Aslında ilkokulda okuyan küçük, tatlı top peşinde koşturan bir çocukken hiç böyle dertleri yoktu. Hoşuna gideni giyer, yerdi. Canı ne isterse onu yapardı. Ama büyüdükçe insanların başkalarını sebepsizce yargılayabileceğini öğrendi. İnsanlar için giyim tarzını, sevdiği yemekleri, dinlediği müzikleri değiştirdi. Hepsini insanlar sussun diye yaptı ama susmadılar.

William hatanın kendisinde olduğunu düşündü. Ne yapsa onun için yeterince iyi olmadı. Hep dinlediği müzikleri, giydiği kıyafetleri, yediklerini, yaptıklarını, gittiği yerleri değiştirdi. Ama hiçbir zaman memnun kalmadı. Ailesi ve arkadaşları onun kendine biraz daha güvenmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Ama bu o kadar da kolay değildi. William’dan kelimenin tam anlamıyla bıkmışlardı.

Aslında William kimseye rahatsızlık vermek istememişti. Sadece kendi tarzını bulmaya çalışıyordu. Bunu yaparken fazlasıyla para harcamıştı doğru ancak sorun bu değildi. Çünkü William oldukça zengin bir aileden geliyordu ve işinde çok başarılıydı. Sorun William’ın hiçbir kalıp ya da tarz, ne dersen de bulamamasıydı. Hiçbirinde mutlu değildi.

Hâlâ kendini hiç sevmiyor hatta nefret ediyordu.

Ailesi ve arkadaşları buna katlanamadılar ve ona yardım etmek istediler. Onlar hep William’ın yanındaydılar. Gerçekten çok iyi insanlardı. William için bir terapist buldular ama o bunu kabul etmedi. Tek gerekenin kıyafetlerinde, belki de odasında birkaç değişiklik yapmak olduğunu söyledi ve onları reddetti. Eğer tarzını bulursa kendisini severdi belki de. Ama bu o kadar da kolay değildi.

William işten çıkmaya hazırlanırken ajandasına o günün tarihini attı.

“01.12.15”

Sonra da yapılacakları yazdı. Listenin en üstünde yer alan Richard Soier’ı kovma görevini yazdığı an üstünü çizdi. Richard’ın küçük gri ofisine yöneldi. Kapıyı çaldı ama “Gel!” denmesini beklemeden içeri girdi. Richard o an kızıyla beraberdi. Kızı zımbayla babasının verdiği kağıtları zımbalayıp dosyalara koyuyordu. Richard, William’ı gördüğünde ayağa kalkıp kravatını düzeltti.

“Bay Zest buyrun.”

“Merhaba Bay Soier.”

“Kızım, bir süreliğine yan odadaki Bayan Helga’nın yanına gider misin?”

“Tamam baba.”

Richard’ın karısı hastaydı ve bu nedenle zam istemişti. Çok kötü durumdaydı. Canı aşırı sıkkındı ve çok yorgundu. Aşırı stresten dolayı her şeyi unutuyor işini oldukça kötü yapıyordu. Üstünde çok fazla baskı vardı. Zest şirketi bunu umursamadı ve William’a onu kovmasını söylediler. William bir insanı kovmaktan zevk almıyordu elbette ama Richard onu çok sinirlendirirdi. William’ın giydiği kıyafetlerin markalarını ve ne kadar pahalı restoranlarda yemekler yediği ile ilgili şeyleri insanlara yayar, iş yerinde kötü bir üne sahip olmasına neden olurdu. Onu kovmak William’ı çok mutlu edecekti.

“Richard, son günlerde işini hiç iyi yapmıyorsun.”

“Biliyorum efendim, bazı özel sıkıntılar var çok üzgünüm.”

William elini masaya koydu ve bağırdı.

“Özel sıkıntılar, özel sıkıntılar! Ne biçim bir özel sıkıntı senin işini aksatmana neden oldu acaba? Kızınla oynarken hiçbir özel sıkıntıdan bahsetmiyordun ama haksız mıyım?”

“Efendim izin verin açıkla…”

“Neyi açıklayacaksın Richard! Bir kız gibi nasıl yalvarıp yakardığını mı? Ya da işini yapamamanın nedeni regl olman mı? Çünkü şu anda küçük bir kız gibi ağlıyorsun! İstersen sana da bir haftalık izin verebiliriz ya da sıcak su torbası. Aynı Bayan Helga’ya yaptığımız gibi sersem!”

Richard kafasını yere eğmiş göz yaşlarını tutuyordu. William ona bakmasını söyleyince kafasını kaldırdı ve dolu gözlerle William’a baktı. William “Kovuldun!” diye bağırdığında daha fazla kendini tutamadı ve ağlamaya başladı. William onu aşağılayan adamın gözlerinin önünde başını eğip ağlamaya başlamasını gördüğünde rahatlamış hissedeceğini düşündü ama hissetmemişti. İçini bir şey yiyip bitiriyordu. Kapıya baktığında Richard’ın kızını, Bayan Helga’yı ve birkaç çalışanı gördüler. Hepsi Richard’ın nasıl kovulduğunu izliyordu. Richard dayanamayıp göz yaşlarına boğulmuştu ama o kadar kişinin -özellikle kızının- önünde ağlamaya hiç niyeti yoktu.

“Beni işimi yapamadığım için kovmak istiyorsunuz, anlıyorum ancak beni uyardığınızda size özel bir sorun yüzünden olduğunu söylemiştim ve zaman istemiştim. Bu geçen hafta oldu ama siz bana sadece yedi gün zaman tanıyıp şimdi kovuyorsunuz, acaba neden bu kadar üzgün olduğumu biliyor musunuz? İzninizle ben cevap vereyim, hayır! Çünkü siz sadece sosyal medyaya fotoğrafını koyup havalı gözükmek için aldığınız yirmi liralık kahveyi ve bir sayfasını bile açmadığınız s… kitabını umursuyorsunuz.

Siz, babanızın ve amcanızın uğraşıp çabalayarak açtığı bu şirkette torpille iyi bir yere gelen birisiniz.

Hiçbir zaman fakir veya aç olmadınız. Hep zengindiniz. Hep süslü püslü giyindiniz, gurmelerin gittiği pahalı restoranlara gittiniz. Benim şu anki utancımı ve ihtiyaçlarımı anlamanız mümkün değil. Siz sadece cebinizdeki paraya bakan arkadaşları olan ve babasını bir banka olarak gören iğrenç, açgözlü bir herifsiniz, hiçbir meziyetiniz yok. Sizden utanıyorum. Ama beni kovanın sizin gibi bir gereksiz olmasından daha çok utanıyorum.”

Richard bunları söylerken hiçbir şeye anlam veremeyen kızı ağlamaya başladı. Oysa ki ne olup bittiğini anlayamıyordu. Sadece babasının sesi sert geldiği için ağlıyordu. William sinirlenmişti. Onun bir paragöz olduğunu söylemelerini hiç sevmiyordu. Dayanamadı ve Richard’a yumruk attı. Çok güçlü biri değildi o nedenle Richard’ın sadece yanağı biraz morardı. Richard o yumruktan sonra bir şey yapmadı. Aslında isteseydi belki de William’ı oracıkta öldürebilirdi ama çok yorgun, üzgün ve çaresizdi. Sadece bilgisayarını çantasına koydu ve kızının elini tutup tazminatını alıp iş yerinden temelli olarak ayrıldı.

O günden bir hafta sonra William’ın babası hiçbir bahaneyi kabul etmeyeceğini söyleyerek William’a bir psikiyatristten randevu aldı. William’ın hep farklı bir tarza bürünüp farklı şekilde davranması fazla önemli değildi ama birine yumruk atmak hiç William’a göre bir davranış değildi hele bir çalışana yumruk atması babasını çok kızdırmıştı. William istemese bile babası çok sinirli olduğu için psikiyatristle randevusuna gitti.

İçeri girdiğinde beyaz duvarları olan ne çok büyük ne de çok küçük ortalama boyda bir odayla karşılaştı. Kapının hemen yanında süslü, kırmızı uzun bir koltuk, koltuğun yaslandığı duvarda kocaman, canlı renkli bir deniz resmi vardı. Süslü kırmızı koltuğun önünde sıradan kahverengi -eskitilmiş- bir sehpa, onun da önünde kırık gri bir tekli koltuk vardı. Odanın en sonuna ise kahverengi -yine eskitilmiş- bir çalışma masası yerleştirilmişti. Tekli koltukta sarışın, siyah dikdörtgen gözlüklerle mavi göz makyajını saklayan beyaz tenli, mavi gözlü bir kadın oturuyordu.

“Oturabilirsiniz Bay Zest.”

William hemen kafasını aşağı yukarı iki yana sallayarak süslü kırmızı koltuğa oturdu.

“Ben Psikiyatrist Linda Gilbert, siz de William Zest’siniz.”

“Evet.”

“Bana Linda diyebilirsiniz, ben de size William diyebilir miyim?”

“Profesyonel olan sizsiniz, öyle diyorsanız öyle olsun.”

“Aslında profesyonellikle alakası yok, terapilerimde resmi dil kullanmıyorum hastalarımla ama profesyonel demeniz hoşuma gitti teşekkürler.”

Bir saatlik randevunun son dakikalarıydı. Linda, William’a neden çalışana yumruk attığını sorarak başladı seansa. Sonra da konu William’ın kendini ne olursa olsun sevmemesine geldi. Linda, William’a neden kendisini sevmediğini sorduğunda William: “Aslında eskiden neyi beğensem giyerdim, yerdim. Nereye gitmek istesem giderdim fazla seçici değildim ama sonra babam onun için çalışmamı istedi ve şirketteki herkes fazla yargılayıcıydı. Ben de kendimi değiştirmem gerektiğini düşündüm ve öyle yaptım. Ama hep bir açık buldular ve ne yapsam beğenmediler, ben de hep kendimi değiştirdim” dedi.

Bunun sebebinin özgüvensizlik olabileceğini düşündü Linda. Çünkü eğer kendine daha fazla güvense, diğerlerinin ne yaptığını önemsemezdi. Bunların hepsini William’a söyledi ve William hiç böyle bir şey olabileceğini düşünmediğini belirtti.

Linda, “O zaman gelecek haftaki seansımıza kadar bunu düşün William” dedi.

William evet anlamında kafasını salladı ve eve gitti. İçinden “Gerçekten özgüvensiz miyim acaba?” diye geçirdi. Hiçbir zaman özgüvensiz olduğunu düşünmemişti. Doktor Linda doğru bir yere parmak basmıştı. Haklı olabilir miydi? Belki de haklıydı. Çünkü özgüveni olsa başkaları onu yargıladığında kendisini değiştirir miydi? Özgüveni olsa Richard ona kızdığında yumruk atar mıydı? Bir an ne kadar bencil biri olduğunu düşündü. Gerçekten de Richard’ın sorununu bilmiyordu. Onu belki de çok zor bir durumdayken kovmuştu. Korkmaya başladı.

Ne kadar kötü bir insan olduğuyla ilgili daha birçok şey hatırladı.

Bir keresinde arkadaşı borç istediğinde vermemişti ama sırf çalışanlarından biri gitti diye A… şehrini ziyaret etmişti. Oldukça pahalı o yere gidip çok pahalı şeyler yemişti ve almıştı. Ne kadar kötü bir insan olduğunu anladığında ağlamaya başladı. Burnundan sümükler geliyordu ve hıçkırıyordu. Tek söylediği; “Ben çok kötü biriyim” cümlesiydi. Sürekli bu cümleyi sayıklıyordu. Seans işe yaramıştı. William ne kadar kötü biri olduğunu anlamıştı ama artık daha kötü hissediyordu.

Yaklaşık bir ay geçmişti. William daha iyiydi. İstemeden kaba davrandığı herkesten özür dilemişti. Hepsi de Doktor Linda ile olan seansları sayesindeydi. Bir tek Richard’dan özür dileyememişti çünkü telefon numarasını bilmiyordu. Richard’ın da numarasını bulup seansa giderken aramak istedi fakat numarayı kendisine veren kişiden bir mesaj aldı aniden.

“Sakın Richard’a yazma, numarayı da sil, karısı ölmüş.”

Richard’ın hasta karısı hastanede tedavi görüyormuş ve tedavi masrafları artmaya başlamış. Richard masrafları ödeyemeyeceğini düşünüp korkmaya başlamış. Bu nedenle işini düzgün yapamıyormuş. İşini düzgün yapamadığını fark edip kovulacağından korkup işleri daha da batırmış. Artık iyice depresyona sürükleniyormuş. Gözlerine şiirler yazdığı kadının onun harcamaları karşılayamaması yüzünden ölecek olması durumunu kaldıramıyormuş. Annesinin acısını hissetmesini istemediği için de sanki hiçbir şey yokmuş gibi kızıyla eğlenmeye çalışıyormuş. William onu kovduğunda, tedavi masrafları için evdeki çoğu şeyi satmış, sadece kızının yatağı ve kendisi uyuyabilsin diye bir tane tekli koltuk bırakmış ama yine de başaramamış masrafları karşılamayı ve sonunda karısı ne yazık ki vefat etmiş.

William o an birini öldürdüğünü anladı.

Çünkü eğer Richard’ı kovmayıp ne olduğunu öğrenmeye çalışsaydı, ona sorsaydı, o zaman belki de karısı hâlâ yaşıyor olacaktı. William o gün seansa gelmedi. Linda onu sürekli aradı ama William korkunç biri olduğu gerçeğiyle yüzleştiği için telefona veya mesajlara bakmadı. Üç gün sonra Linda, William’ın evine geldi. Neler olduğunu merak ediyordu. William kapıyı açtığı an Linda, William’ın iyi olup olmadığını sordu. William hiçbir şey söylemedi. Sadece Linda’ya sarılıp ağladı.

Uzun bir süre sonra William iyileşmeye başladı. Linda, William’ın özgüvenini kazanmasına yardım etti. O da insanların ne dediğini umursamadan daha iyi biri olmaya çabaladı. Her şey oldukça güzel gözüküyordu. William mutluydu. Kendini seviyordu. William’ın arkadaşları ve ailesi de mutluydu. Linda, William ile çok yakın arkadaş oldu. Her şey çok güzeldi William için. Kendini ve olduğu ve olacağı kişiyi seviyordu. Ama hâlâ Richard’a ne olduğunu bilmiyordu.

Muhtemelen de asla bilemeyecekti.

İlayda Varol

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 15 Ekim 2020 at 13:21

    İlaydacım gerçekten muazzam bir hayalgücün var. Senin öykülerini okumaya bayılıyorum, lütfen daha sık yaz <3

    • Cevapla İlayda Varol 15 Ekim 2020 at 18:19

      Teşekkür ederim. Liseye başladığım için yazamıyorum bazen ama daha sıkı çalışıp yazacağım.

  • Cevapla Beril Erem 15 Ekim 2020 at 16:22

    Sude’ye kesinlikle katılıyorum İlayda.
     
    Eskiden radyolarda “radyo tiyatrosu” olurdu. Senin yazdıklarını okurken hep o duygu oluyor ben de, aslında tam seslendirmelik öyküler yazıyorsun. Belki biraz, o hayalindeki senarist olma (hâlâ devam ediyordur umarım) utkusu sebebi ile de çıkıyor olabilir böyle metinler. Yazmadan önce hikayeyi görselleştirip yazıyormuşsun gibi hissediyorum. Öyle ise; bravo 👏👏
     
    Çok öpüyor ve kutluyorum ❤

    • Cevapla İlayda Varol 15 Ekim 2020 at 18:21

      Çok hoş yazmışsın teşekkür ederim. Artık senarist değil yazar olmak istiyorum. Ama bazı yazılarımı film olsa nasıl olur diye düşünüp görselleştirdiğim oluyor ondan dolayı olabilir. Beğendiğine sevindim.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Ekim 2020 at 09:58

    Genç kalemler SenVeBen’e ait gurur sebeplerimden biri. 22 Temmuz 2018‘de sevgili Pınar‘ın 14 yaşında aramıza katılmasıyla başlayan bu süreçte, bugün köşelerden birinde doğumunu bildiğim genç bir kızın, olağanüstü hayal gücü ve kuvvetli kalemiyle yer alması, beni inanılmaz kıvandırıyor. İyi ki burdasın kuzum. Devam üretmeye 😘

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan