Heybemde Öyküler

San Telmo’nun Özgür Ruhu

15 Ekim 2020

Öykü: San Telmo'nun Özgür Ruhu | Yazan: Pelin Öncüoğlu Işık

Üzerinde gri bir tayt ve siyah anorak vardı. Saçlarını tepeden toplayıp at kuyruğu yapmıştı. Kızıl sarı perçemleri alnını kapatmış, çilli burnunun üzerinde yüzünü çerçevelemişti. İçinde bulunduğu bohem mahallede kalabalığın arasında yavaş yavaş yürüyordu. Burada tüm hayatını geçirebilirdi. San Telmo‘nun şehir pazarıydı şimdi arşınladığı. Şehrin tüm renkleri sanki bu ufak sokağa sıkıştırılmıştı.

İkinci el eşya satanlar, rengarenk el işi tezgahları, yer yer jazz, yer yer hipster müzikleri yapan sokak müzisyenlerinin tıngırtılarına karışan birbirinden lezzetli sokak yemeklerinin kokusu… Ve sonu yokmuş gibi akmaya devam eden bir insan seli. Arjantin’i Arjantinlileri özetleyecek bir yer arıyorsanız bulunmanız gereken yer burasıydı. Her yaştan Arjantinliler geleneksel el işlerini tezgahlarda yaşatmaya devam ederlerken meraklı turist gözlere de renkli görüntüler sunuyordu.

Genç kadın, el işi metal sokak tabelaları boyayan genç bir adamın önünde durdu. Aslında deliler gibi onun fotoğrafını çekmek istiyordu. Fakat karşısında bir insan değil de bir nesne varmış gibi etkileşime girmeden onun fotoğrafını çekemezdi. Böyle şeyleri hep saçma ve saygısızca bulmuştu. Bu yüzden kocaman güler bir yüzle genç adamın yaptığı işle ilgili sorular sormaya başladı.

Adam, fırçasını boyalara daldırıp tabela üzerinde harika desenlerle kaligrafik harfler yapmaya devam ederken kadının merakını gidermeye çalıştı. Zararsız birkaç söz alışverişiydi yaptıkları. Biraz nezaket göstergesi. Kadın bu soruları sorarak ‘sana ve yaptığın işe saygı duyuyorum’ diyordu inceden inceye. Genç adam da bu saygının farkında, haklı bir gururla cevaplıyordu soruları.

Sonunda kadın kibarca adamdan fotoğraf çekmek için izin istedi.

Birkaç güzel poz yakalamıştı. Fakat hiçbir makine, beyninin ve gözlerinin yakaladıklarına erişemiyordu. Bu kıta öyle harika bir kıtaydı ki; gördükleri ile yakalayabildikleri arasında daima fazlasıyla fark oluyordu. Yine de çektiği fotoğraflar yanında götüreceği birkaç anı parçasının yanında yerini aldı.

Arjantinli genç adama teşekkür edip keşfetmeye devam etti. Oyuncakçı dükkanındaki küçük bir kız gibiydi. Her şey o kadar canlı ve renkliydi ve burada hayat öyle içten dokunuyordu ki insana, bu canlılığı iliklerine kadar hissetmemek işten bile değildi. Her adımıyla bu şehre ve onların yaşam biçimine olan hayranlığı biraz daha büyüyordu. Gülümseyen onlarca çift gözün arasında hayranlık içinde dolanıyordu.

Birkaç değişik el işi tezgahının daha önünde durdu. Metalden değişik yüzükler yapan bir tezgahın önünde epey oyalandı. Sonra yere bir bez parçası açmış, üzerine bir kaç parça el işi bilezik koymuş, bezin bir kenarına da kendi ilişmiş genç bir adamla karşılaştı. Şarkı söylüyor arada bir de İspanyolca bir şeyler söyleniyordu. Üstü başı epey pis gözüküyordu. Haftalardır yıkanmamış gibiydi. Saçları dağınık değildi fakat yağdan birbirlerine yapışıp tuhaf bir şekil almışlardı. Ellerinde eğip büktüğü bir iplikten bilezik yapıyor gibi gözüküyordu. Tırnaklarının arası simsiyah kirlerle doluydu.

İnsana ilk bakışta evsiz olduğunu düşündürüyordu. Genç adam, kadının ona ilgi gösterdiğini görünce İspanyolca “Lütfen yakından bakın hanımefendi” dedi. Genç gezgin, adama daha fazla yaklaşabilmek için çömeldi. Tezgahının üzerindeki birkaç parça bileziğe göz gezdirdi. Aslında hepsi güzel işçiliklere sahipti. Bunu paylaşmakta bir zarar görmedi.

“Bileklikleriniz çok güzeller.”

“Teşekkürler hanımefendi. Pahalı da değiller. İsterseniz deneyebilirsiniz. Almak zorunda değilsiniz” dedi adam.

Genç kadın birkaç tane bilekliği bileğinin üzerine tutup, kafasıyla ileri geri giderek onları seyretti. Adam derinden neşeli bir melodi mırıldanarak kadını izliyordu. Yüzünde güzel bir gülümse ve huzurlu bir bakış vardı.

“Gerçekten güzellermiş. Sanırım siz yapıyorsunuz.”

“Evet. Yaptıklarımı satarak geçiniyorum.”

“Buralarda mı yaşıyorsunuz?” diye sıkılarak sordu kadın.

Aslında Arjantin’deki pek de küçümsenemeyecek bir azınlık gibi sokakta yaşayıp yaşamadığını merak ediyordu.

Adam sorunun arkasında yatan anlamı hemen kavradı.

Gülümseyerek, “Sayılır. Sokaklarda yaşıyorum. Her yer benim” dedi.

Kadın sorduğu sorudan rahatsız kafasını öne, bilekliklere doğru eğdi, yanakları hafifçe kızardı.

Adam kadının içinde bulunduğu rahatsızlığı sezmiş gibi “Aslında bizimki sadece daha farklı bir yaşam biçimi o kadar. Hiçbir şeye ait değiliz. Hiçbir şeyimiz yok ve her şeyimiz var. Tüm şehir bizim. Sadece kendi kurallarımız ile yaşıyoruz. Paramızın yettiği bir dört duvar arasında uyumak yerine her gece hangi yıldızın altında, hangi heykelin yakınında, hangi parka karşı uyuyacağımızı seçebiliyoruz. Biraz daha özgürüz gibi geliyor bana. Ama tabi herkesin hayattan ve özgürlükten anladığı farklı oluyor” dedi.

Kadın karşısında bilgece konuşan bu adama dikkatlice baktı. Olduğundan daha yaşlı göründüğünü düşündü. Güneşin ve sokak şartlarının erken yıprattığı yüzünde zekasının ışıltılarını görmemek mümkün değildi. Gayri ihtiyarı ona gülümsedi. Adam kadını etkilediğinin farkında konuşmaya devam etti.

“Siz beni çaresizlikten burada sanıyorsunuz sanırım. Benimki bir tercih meselesi diyelim. Aslında üniversite mezunuyum” dedi.

Arkasında duran kirli, buruşmuş birkaç kitabı kanıt olarak gösterirmiş gibi işaret etti.

“Sadece herkes ile aynı kalıplarda, aynı kutular içinde durmaya tahammül edemedim. Beni yöneten bir devlet, bir patron, bir eş olmadan sadece kendi istediklerimi yapmak istedim. Aslında fena bir hayat yaşamıyorum. Dediğim gibi evim her yer. İstersem şehir değiştiriyorum. Beni arabalarının arkasına alırlarsa otostop yaparak şehir değiştiriyorum.

Yaptığım üç beş parça eşya ihtiyacım olanı karşılayacak kadar para kazandırıyor. Zaten o parayı da ancak aşevinde yemek yemekten sıkıldığımda kullanıyorum. İstersem tüm gün uyuyorum. İstersem kitap okuyorum. İstersem meydandaki havuza atıyorum kendimi. Gerçi park görevlileri buna her zaman göz yummuyorlar ama sıcak Arjantin günlerinde ses çıkartmıyorlar. Yani keyfim yerinde. Sizi bilemem ama pek çok insandan daha özgür ve mutlu yaşıyormuşum gibi geliyor bazen.”

Ona hak vermemek elde değildi. Kendisi de kalıplar içinde, kutulanmış bir hayattan kaçmak için kurumsal hayatı bırakıp hayatta kaçırdıklarını keşfetmek için sırt çantasıyla yollara koyulmamış mıydı? Tuhaf bir şekilde bu evsiz adamla hayata aynı şekilde bakıyorlardı. İkisi de kalıplara konulmaktan hoşlanmıyor, doğarken ayaklarına doladıkları zincirleri kırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Gerçi her ikisinin de farklı yöntemleri vardı. Kadın bir an için düşündü; acaba hangimiz daha özgürüz diye. Sonra gülen gözlerle kendisine bakan adama aynı şekilde sıcak bakışlarla karşılık verdi.

San Telmo sokak pazarını arşınlayan yerli ve yabancı turist seli, onlara yaklaşınca tıpkı büyük bir kayaya rastlamışlar gibi daireler çizerek yanlarından uzaklaşıyordu. Kadın kafasını kaldırınca rahatsız eden bu gerçeği fark etti. Kendi hayatlarında tutsak birkaç birey bu evsiz adamın yanından geçerken kendilerini ondan daha iyi görüyorlardı. Onu küçük görerek hatta ondan iğrenerek uzaklaşıyorlardı. Sanki bir şeylerin onlara bulaşmasından çekiniyor gibiydiler.

Oysa o genç evsiz adamdan insanlara bulaşabilecek tek şey bir parça özgürlük düşüncesi olabilirdi.

Gerçi bunu bilselerdi herhalde ondan daha fazla uzaklaşırlardı, diye düşündü genç kadın.

Adam, genç kadının kendisinden uzaklaşan insanları fark edip bu duruma içerlediğini gördü. Onun bu naifliğinden içi acıdı. ‘Umarım hayat onu çok acıtmaz’ diye düşündü. Sonra bir süredir aklından geçen bir düşünceyi artık daha fazla içinde tutamadı.

“Ben özgür olmasına özgürüm de, bazen belki bir şeyler eksik kalıyor” diye çok kısık mırıldandı.

Kadın onu duymadı. Zaten o da kadın onu duysun diye konuşmamıştı. Sadece düşüncelerini özgür bırakmıştı.

Adam hâlâ yanlarından uzaklaşarak geçen insanlara şaşkınlık içinde bakan genç kadına, “Sana bir kere sarılabilir miyim?” dedi. Genç kadın afalladı. Böyle bir talebi beklemiyordu. Şaşırmıştı fakat şaşkınlığı çok kısa bir süre sonra dudaklarının kenarında huzurlu bir gülümseye dönüştü.

“Elbette” dedi.

Haftalardır yıkanmamış, saçları yağlı, üzerindeki kokusu apayrı bir karakter kazanmış bu adama kollarını kocaman açarak sarıldı. Adam yüzünde uzun süredir görülmeyen sıcak bir huzur ifadesiyle aydınlanmıştı. Gözlerini kapattı.

Kadın da tuhaf bir huzur ve mutluluk hissediyordu.

Genç turist kadını pis evsiz adama sarılırken gören yürüyen kalabalık ise iğrenmiş ifadelerle yanlarından kaçışıyorlardı. Evsiz adam ve yolcu kadın ise güzel bir sevgi paylaşıyorlardı.

Kadın adamın hayatında neyin eksik olabileceğini anlamıştı.

Pelin Öncüoğlu Işık

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 15 Ekim 2020 at 15:34

    Pelin’cim bu öykünde beni alıp çoook eskilere götürdün. Üniversite zamanında Kuşadası’nda tatil yaparken kumsalda ateş etrafında oturup şarkı söyleyen bir grup görmüştük. Aralarında Türkler olsa da çoğu İrlandalı idi. Neyse gece boyu biz sohbet ettik, şarkılar söyledik… Derken neredeyse sabah olmak üzereydi, Türkler yavaş yavaş kalkıp kaldıkları evlere ya da pansiyonlara dağılmaya başlamıştı; fakat İrlandalılarda tık yok. Üstelik acayip de içmişlerdi ve bir kısmı çoktan kumsalda sızmıştı bile.
     
    İçlerinden birine sordum, siz hangi otelde kalıyorsunuz diye… İşte bugün senin öykünde o çocuğun verdiği cevabı hatırladım:
     
    “Many Star Hotel”
     
    ✨✨✨
     
    Kalemine sağlık canım👌

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 15 Ekim 2020 at 16:57

    Berilcim yorumun için çok teşekkür ederim ❤️ Güney Amerika’da seyahat ederken pek çok evsiz ama mutlu insanla tanışıp şaşırmıştım. Bu öyküyü o insanlardan esinlenerek yazdım. Böyle bir anektodum yok ama öyle çok evsizle sohbet ettim ki bu hikâye doğal olarak ortaya çıktı. Senin beğenmiş olman benim için ayrıca kıymetli. Çok teşekkür ederim 😍

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 15 Ekim 2020 at 17:49

    Harikaydı ve ben gerçek sanmıştım 🙈 O kadar sana yaraşacak naiflikteydi ki kadın karakter sen zannettim kendisini :))))
     
    Yaşamın her hangi bir alanında tek bir doğru olmadığını ne güzel anlatmışsın. Kimine sefalet gözüken kimine özgürlük. Burada sanırım en önemli kriter nasıl mutluysan öyle yaşaman.
     
    Didaktiğe hiç kaçmadan kıssadan hisse tadında harika bir öykü olmuş. Tebrikler canımcım 👏🏻👏🏻👏🏻

    • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 16 Ekim 2020 at 01:09

      Didemcim çok teşekkürler ♥️ Benim için kıymetli bir yorum daha 😍

  • Cevapla Burak Süalp 17 Ekim 2020 at 10:18

    Pelincim, canım arkadaşım. Harika yazmışsın ve ne kadar da güzel anlatmışsın. Hikayenin tamamı mükemmel ve bir dizi ifadene bayıldım:
     
    “Oysa o genç evsiz adamdan insanlara bulaşabilecek tek şey bir parça özgürlük düşüncesi olabilirdi. Gerçi bunu bilselerdi herhalde ondan daha fazla uzaklaşırlardı, diye düşündü genç kadın.”
     
    Budur!
     
    Senden öğrendiğim hitap şekliyle: Benim canım Gezgindaş arkadaşım, kalemine sağlık. İyi ki varsın.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan