Dünya Ağrısı

Sessiz Gemi

16 Ekim 2020

Yazı: Sessiz Gemi | Yazan: Egemen Alper

Vapurlar iskeleden ayrılırken garip bir hüzünle karışırlar denize. Ne kadar iyi bir sebep için olursa olsun gidişleri, ayrılığın sembolü gibidirler; sanki bir daha görülemeyecek insanlardan, semtlerden, şehirlerden ayrılırlar, bir sonraki seferde kavuşacağımızı bilsek bile.

Epey sıcak bir sonbahar akşamında önümden ayrılıp giden vapuru izleyip bu hissiyata kapılmamak adına sırtımı hızla denize dönerek ara sokaklara daldım. Belki de sadece 50 adım atmıştım, tam bilmiyorum, solumdaki kafeteryadan gelen müziğe kulak verdim.

“Birçok giden, memnun ki yerinden.”

Nargile zannettikleri kimyasal atıkların dumanını havaya üfleyen bir grup Orta Doğulu ise cep telefonlarında birbirlerine et tokatlayan bir kasabın videolarını gösteriyorlardı. Müslüm ise o sırada var gücüyle söylüyordu sokağın tüm dumanına kafa tutarcasına:

“Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.”

Karşı büfedeki adam tezgahını düzeltirken dudak hareketleriyle eşlik etmeye çalıştı bir ara, sonra denize doğru çevirdi başını, birkaç saniye uzaktaki vapura baktı ve isyan edercesine dükkanında kendi müziğini açtı, söylemeye başladı.

“Döndüm daldan düşen kuru yaprağa, leylim ley.”

Birbirine karışan müzikler, iç dünyamı da aynı hızla döndürmeye başladığında, uzakta ufacık kalmış vapuru biraz izleyip unuttuğum şarkıları hatırlayabilmek üzere denizin kenarına doğru ilerledim.

Yahya Kemal’in Sessiz Gemisi

Yahya Kemal Beyatlı’nın hüzünlü aşk hikayesini, vedasını, bir bakıma ruh ölümünü yazdığı Sessiz Gemi şiiri, aslı Fransızca olan “Sans Toi Je Suis Seul” şarkısına uyarlandığında ve Hümeyra tarafından seslendirildiğinde büyük yankı uyandırmıştı. Sessiz Gemi’nin yıllar sonra kentli arabesk müziğin en önemli temsilcilerinden olan Müslüm Gürses aracılığıyla yeniden yorumlanarak plaza meyhanelerine kadar girebileceğini, koca koca ekonomistlerin, şımarık reklamcıların, yoga müptelalarının ve purolu genel müdürlerin mezesi olacağını kimse akıl dahi edemezdi.

Şiir de müzik de sanki sahip oldukları bütün güçlerini birleştirmiş ve yeni bir akım yaratmışçasına şarkıyı ayağa kaldırmışlardı. Bu güç belki de günümüz insanının doymak bilmeyen aç hayatına bir nebze de olsa katkı sağlıyor, unuttuğu lezzetleri hatırlamasına imkân tanıyordu.

Oysa Yahya Kemal’in, Nazım Hikmet’in annesi güzeller güzeli Celile’ye duyduğu aşkı anlatan şiir, 1916 İstanbul’unda yaşanan ve 3 yıl süren, her iki tarafın da çekilen sıkıntılardan son derece muzdarip olduğu zavallı bir hikayeydi.

İskeleden Adalar’a ayrılan her vapur bir vedaydı, belki de bu yüzden vedaların şarkısı oldu çıktığı ilk günden beri.

Her yorumda biraz değişti, her söyleyen yeni bir tat katmak istedi, son noktayı Müslüm Gürses koydu. Aslında herkesin şarkıcısı olduğunu tekrar anlatmak istedi, varoşlarda kendini kesenlerin arasından çıkan sesi, lüks şehir lokantalarında racon kesenlerin arasına karıştı. Yorum o kadar kuvvetli oldu ki şiirin zarafeti müziği aştı bu sefer, her kesimden insana ulaştı, gidenlerin arkasından bakanlar vapurlara daha çok anlam yüklediler. Şiir ve müzik sevgili olur kimi zaman, edebiyatın inceliği müziğin evrenselliği ile birleştiğinde ölümsüz aşklar gibi unutulmazlar.

Sessiz Gemi müzikle birleşen ilk şiir değil elbette. Türk edebiyatının en mühim şairlerinin sözleri birçok defa hem uyarlama müziklerle hem de özgün bestelerle şarkılara dönüştüler. Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Özdemir Asaf, Atilla İlhan, Ahmed Arif, Cemal Safi ve Sabahattin Ali gibi birçok edebiyatçının şiirleri farklı müzisyenler tarafından bestelendi. Hafızalarımızda yer eden o kadar çok şarkı o kadar çok anıyla birleşti ki, toplumsal olaylardan bireysel gelişimlere kadar ifade biçimlerimizin aynası oldular.

Ceviz Ağacı, Ayrılanlar İçin, Aldırma Gönül, Maskeli Balo, Leylim Ley, Mahur Beste, İstanbul’u Dinliyorum ve daha nicesi.

Ankara radyosunu dinliyordum; çocuktum, aşık mıydım neydim, başım hep önümde, omuzlarım yerlerdeydi. Bağlama, piyano ve ardından kemanı duydum radyoda, “Bende hiç tükenmez bir hayat vardı, kırlara yayılan ilkbahar gibi.” Sezen Aksu doldu odama ve o sözler. Öğrendim ki şiir Sabahattin Ali’nin, müzik ise Ali Kocatepe’nin, her ikisi de aynı gün, 25 Şubat’ta doğmuşlar.

Hem garip, hem de güzel bir tesadüf.

O şarkıyı her notasıyla işledim zihnime. Ve sonrasında, bestelenen tüm şiirlerini ulaşabildiğimce dinlemeye, okumaya başladım. Öyle çok sevgi varmış ki içinde, sonradan anladım Sabahattin Ali’nin yaşam kaynağının sevgi olduğunu. O kadar sevgiye rağmen yasaklanmış uzunca bir süre, adından dahi bahsedilmemiş, meçhule gidip bir daha da dönmemiş. Çok sevdiğimiz, yüreğimize işleyen tüm güzellikleri bir daha görmemek adına yok etmekte üzerimize yoktur zaten.

Tüm o şarkılar beni yasakları keşfetmeye itti.

Yasaklı ne kadar müzisyen varsa hepsini birbirinden ayrı fakat aynı duyguyla daha çok dinledim, bazı kasetleri özenle sakladım, başa sara sara dinledim, dinledikçe sevdim, yargısız ve karşılıksız sevmeyi keşfettim. O dönem o albümler bana müziği sınırsız ve korkusuzca dinlemeyi öğretti.

Müzik tam da böyle işte; duyguları en çok kavrayan, boyutlandıran ve insanı etkileme gücü en yüksek sanat değeri olarak karşımıza çıkar. Âşık olur dinleriz, düşer, üzülür, sevinir dinleriz, kaybeder, hasret çeker, isyan eder, başkaldırır dinleriz, uzaklaşır, açılır, kendimize kapanır dinleriz. Bazen de hiçbir sesin olmadığı yerlerde, kaybettiğimiz ne varsa anımsamak için zihnimizde belli belirsiz oluşan notaları birleştirir kendimizi dinleriz.

Uzakta kaybolan o vapurun ardından sessizce bakarken hatırladım bütün o şiirlerin neden yazıldığını, hatta Müslüm Gürses’in şarkı söyleyerek onca zaman anlatmaya çalıştığını, bizim de anlamamak için direttiğimizden birçok değeri yok ettiğimizi, ancak kaybettikten sonra taç takıp ödüller verdiğimizi.

Hepimiz duyuyor ve bakıyoruz, peki ya kaçımız gerçekten görebiliyor?

Egemen Alper

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

9 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 16 Ekim 2020 at 11:34

    Ne güzel bir yazıydı. Okumak hem keyif verdi hem biraz hüzünlendirdi hem de bilgilendirdi.
     
    Müziğin hayatlarımızdaki etkisi inanılmaz gerçekten de. Bazen sessizliğin sesini duymamak için de müziğin sesi açılır, değil mi?
     
    Kalemine sağlık Egemen

    • Cevapla Egemen Alper 20 Ekim 2020 at 21:36

      Estağfurullah, çok teşekkürler. Sessizlikte bile armoni ve nota var, bu sebeple etkisi muazzam 🌿

  • Cevapla Burak Süalp 16 Ekim 2020 at 21:16

    Sevgili Egemen, aynı yerlerde aynı dönemlerde yaşamış gibi hissederek okudum yazını. Kalemine sağlık arkadaşım!

    • Cevapla Egemen Alper 20 Ekim 2020 at 21:34

      Aynı veyahut benzer dönemleri yaşamış olmak ayrıcalık 🍀

  • Cevapla Ahmet Berk 18 Ekim 2020 at 00:58

    Son bir “soru” eşliğinde yelken alıp tazelenen güzel yazıların harikulade tonlarına ve içimizdeki sese eşlik eden harmonisine…

    • Cevapla Egemen Alper 20 Ekim 2020 at 21:33

      Şarkılar yolculuk gibidir, sevgiler…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Ekim 2020 at 09:52

    Ne harika bir yazı. Şarkılarda ve yıllarda gezmiş gibi hissettiriyor. Aklına, yaratıcılığına, aktarım gücüne sağlık 🙏🏻🤗

    • Cevapla Egemen Alper 20 Ekim 2020 at 21:32

      Çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Seda Çağlayan 20 Ekim 2020 at 22:11

    Merhaba Egemen,
     
    Çok benden gibi okudum yazdıklarını.
     
    Sessiz Gemi, Müslüm, Sezen, Sabahattin Ali, şarkılar, şiirler…
     
    Çocuk yaşta tanıdığım isimler, şarkılar, şiirler…
     
    Yazıyı okurken merak edip Celile Hanımın fotoğraflarına baktım. Laf olsun diye yazmamışsın, gerçekten güzel kadınmış. Bir de tabi gayri ihtiyari Müslüm dinlemeye başladım ve tabi yine gayri ihtiyari bir çay bardağı rakı koymak zorunda kaldım kendime. Efendi gibi dizi izleyecektim.
     
    Ben de geçmişte benzer duygularla yazılar yazdım ya da şarkılar yazdırdı, böyle demek daha doğru sanırım. İkisinin linkini aşağıya bırakıyorum. Vaktin olursa göz atarsın.
     
    Siyah Işıklar
    Şarkı
     
    Eline sağlık
    İmza: Şımarık reklamcı

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan