Sentez

Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan’ın Sahipliği

9 Ekim 2020

Öykü: Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan'ın Sahipliği | 1 | Yazan: Özge Can

 

Türkan’ın Sahipliği

 
“Titrerim mücrim gibi
Baktıkça istikbalime.” *

“Ben geçmişe baktıkça titriyorum evladım, sen istikbalinden neden korkuyorsun?”

“Geçmişimizi taşıyoruz ya yanımızda, istikbalim nereye varacak tahmin etmek zor değil. Şu anda nerede olduğumuza bakılırsa.”

Asırlık çam ağaçlarıyla kaplı bahçede yan yana iki bankta güneşin son demlerinden faydalanıyordu Türkan ile Derya. Derya ne zaman bahçeye çıksa aynı şarkıyı dolardı diline ‘Kimseye Etmem Şikâyet’. Yirmili yaşlarının ikinci yarısındaki kadın, ellili yaşlarının sonundaki kadınla ortaklıklarının kadın olmaktan öteye gidemeyeceği fikrindeydi. Türkan ona her seslendiğinde bıkkınlıkla cevap veriyor, gözlerine bakmaktan imtina ediyordu. Türkan da yüzündeki çizgilere sığdırdığı kayıp yıllarını canlı cansız her varlığa anlatma telaşında sık sık Derya’da duraklıyordu.

“Hayatına sahip çık güzelim, yoksa alırlar elinden. Sen sahip çık, kimse çıkmaz bak. O hayat senin, sahip çık.”

Derya cık cıklayarak başını iki yanına sallayıp aksayarak binaya yöneldi.

Türkan, elindeki kırmızı yelpazeyle sesini bahçeye savurarak yineledi.

“Hayatına sahip çık, alırlar elinden.”

Diline pelesenk olmuştu Türkan’ın ‘Sahip çık’.

Önüne her türlü nesneyi, varlığı ekleyebilirdi. Evine sahip çık, parana sahip çık, odana sahip çık, kocana sahip çık, çocuğuna sahip çık. Sahip çıkmazsa her şey yok olabilir, elinden alınabilirdi. Kendine sahip çık demeyi akıl etmezdi bir tek. İnsanın kendisine sahip çıkması gerektiğini düşünmezdi. İnsanı insan yapan çevresindeki her şeydi. Kendi kendine neden sahip çıkasın ki? Başka şeylere sahip çıktıkça kendine de sahip çıkmış oluyordun işte.

En çok eksikliğini yaşadığın en çok dilindedir denir ya, öyleydi Türkan için bu da. Bir anadan babadan olmuştu, kimsesiz değildi elbette dünyaya geldiğinde. Aile olmanın kuralları öğretilmemişti henüz köyünde. Kurallara dayalı, bir düzen içinde yaşanan aile kavramanın manasına kafa yoracak zamanları olmuyordu. Çocuk tüm köyün rahminden çıkmış gibi herkesin evladıydı. Sahip çıkılması gereken bir hayat telaşı yoktu o zaman Türkan’ın kafasında.

Aklının içinde gezinen düşlerde; bir koca, birkaç çocuklu sarı boyalı ev vardı. Düşlerini gerçek yapmak için karşısına Halim çıkmıştı. Düşünmeden gitmişti Halim’in düşüne. Düşüne ortaklık edecek yol arkadaşını bulmuştu sonunda.

İlk orada başlamıştı sahiplik.

Beş bacılı, bir yatalak analı Halim’le hayatını başkasının hayaline bağlamıştı Türkan. Ne yatalak anadan ne de beş bacıdan bir hayır görmedi Türkan. Varsa yoksa Halim’in sevgiyle bakan gözlerinden ışık aldı. Akşama kadar ananın altından aldıklarını temizleyerek, bacıların yemeklerini, çamaşırlarını hazırlayarak kadınlığını unutur, gece Halim’in döşeğinde yeniden hatırlardı. Üç oda bir sofa evin yoğunluğunu, dört metrekare avlusundaki dut ağacının gövdesinde dindirirdi. Bir de Halim’in koynunda.

Evine de rahmine de nur düşmedikçe Türkan’ın sahip çıkmaları arttı. Kocasına sahip çıkması gerekliydi. Beş bacının gözlerinden akan hasetli beklenti, karnının üstünde dolanıp kadınlığının üzerine beton döküyordu. Türkan kocasına sahip çıkarsa kadınlığını kurtaracağını düşündü. Odasına sahip çıkarsa, emektar dikiş makinasına sahip çıkarsa gelecekteki evini, yatağına sahip çıkarsa da düşlerini kurtaracağını düşündü. Gülümsemesine sahip çıkmayı, aklına sahip çıkmayı akıl edemedi.

Beş bacıyla bir yatalak ana, soylarına sahip çıkmaları gerektiğini akıl edip, köyden bir tazeyi Halim’in koynuna almayı akıl ettiler. Türkan ya kalıp evliliğine sahip çıkacaktı ya da sahipsiz bırakacaktı; kendi tercih etmeliydi. Elbet sahip çıkacak biri vardı. Yatakta sıcaklığını dolduracak, evde sessizliğine ses olacak bir taze vardı.

Türkan, Halim’e sahip çıkarsa hayatına da çıkacağını sandı. Yanıldı!

Tazeyi eve alıp Türkan’a, kabul et, dediler. Soylarının soylanması gerekliydi. Ağaç kavuğu gibi kalacaktı aileleri. Kör ocağa dönmemeleri için Türkan tamam demeliydi. Evin orta yerine diktikleri incir ağacının dallarından gözleri görmez oldu. Türkan’ın karanlığa düşen aklını göremediler, içinde kök salan incir ağacından katran kara rahmini fark etmediler. İçine düştü Türkan. Kalbinde güneş tutuldu, ışıksız kaldı. Bilmediler. Umursamadılar.

Taze, eve soy verdi, verdikçe semirdi. Semirdikçe evin içinde Türkan’a yer kalmadı, nefes alacak alanı bitti. Hayatının anlamlarını yitirirken Türkan, aklının anlamı da gitti. Karanlığına biraz daha kara çalıp, aklını yitirdi dediler, tepenin başındaki hastaneye bıraktı beş bacı.

Halim, her ayın on yedisinde mutlaka ziyaretine geldi Türkan’ın. Mevsimlerin geçişlerini, köyün ırmağının kuruduğunu anlattı. Bakkal Remzi’nin erkenden Hakk’a yürüdüğünü, komşu Hayriye’nin kızını evlendirdiğini. Tarlaya mısır ektiğini. Şehirde açılan fabrikanın işçi toplamaya köye geldiğini.

Halim köyden haberler getirdi yıllarca. Git gel hastane yolunda yaş aldı, aldıkça kamburu çıkmaya başladı Halim’in. Kendi soyundan hiç bahsetmedi Türkan’a. Evdeki tazenin tazeliğinin kalmadığını, anasının toprağa kavuştuğunu, bacılarının şehre gelin gittiklerini hiç anlatmadı. Boy boy çocuklarının yaşından hiç bahsetmedi.

Bir ziyaretinde elinde kırmızı bir yelpazeyle geldi “Sıcağa dayanamıyormuşsun, bu iyi gelir” dedi.

Yarayı açan olduğunu bilince, yara bandı niyetine. Son üç aydır Halim hiç gelmedi. Son geldiğinde de belini büke büke gelmişti zaten.

Türkan gelenin kimliğinden habersiz, ha ağaçla konuşmuş ha Halim ile ayrımında değildi. Yanına düşen kim olsa aynı cümleleri tekrarlayıp duruyordu zaten; “Hayatına sahip çık.”

Derya’nın arkasından bakarken de elinde sallamaya devam ettiği kırmızı yelpaze ile aynı tondan ünlüyordu.

“Hayatına sahip çık!”
 
 
Özge Can
 

***

Türkan’ın Sahipliği, Özge Can’ın “Yara Bandı Tutmayanlar” öykü dizisinin ilk hikayesi idi.
İkinci Bölüm 👉🏻 Derya’nın Ateşi
Aynı öykü dizisi, yeni hikayeler ile devam edecek.

 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

17 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 9 Ekim 2020 at 10:10

    Bayıldım 👏🏻
     
    Ne desem az gelecek. Konu, anlatımın, akıcılığı… Her unsur dört dörtlük 👏🏻 👏🏻 👏🏻
     
    Yazdığın her öyküyü çok seviyorum ama bu seriye ayrı hayran olacağım ortada. Bir kitapta olsaydı bu hikaye, cümlelerin çoğunun altını çizerdim, o kadar sevdim. Serinin diğer bölümlerini merakla bekliyor olacağım.
     
    Kocaman öperim canikom 😘😘😘

    • Cevapla Özge Can 9 Ekim 2020 at 12:53

      Çok teşekkür ederim canım.
      Bu seri beni de çok heyecanlandırıyor.
      Düşündüklerimi aktarabilecek miyim korkusu geliyor.
      Desteğin, yorumun motive edici, var ol tatlım 💙
      Öpüyorum, kucak dolusu sevgiler 😍😘

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 9 Ekim 2020 at 14:18

    Öyküyü çok beğenerek, düşünerek okudum.
     
    “En çok eksikliğini yaşadığın en çok dilindedir…”
     
    Bu cümle ile akşamdan sabaha bağıra bağıra ahlak bekçiliği yapanların şahsında ortaya çıkan ironiyi hatırladım…
     
    “Çocuk tüm köyün rahminden çıkmış gibi herkesin evladıydı.”
     
    İnsana düş kurduracak bir tanımlama. Defalarca izlediğim Moana aklıma geldi. Düşüncelerin bir nehir gibi hep aksın, biz de okuyalım…

    • Cevapla Özge Can 9 Ekim 2020 at 15:18

      Teşekkür ederim Hüseyin Bey, değer kattınız yorumunuzla.
       
      Sevgiler 💙

  • Cevapla Demet Uncu 9 Ekim 2020 at 14:48

    Özgeciğim, bayıldım anlatımına. Sonbahara yeni girdiğimiz bu günlerde bu güzel, hüzünlü öykün çok hoşuma gitti. Devamını sabırsızlıkla bekliyor olacağım.
     
    Kalemine, yüreğine sağlık.

    • Cevapla Özge Can 9 Ekim 2020 at 15:22

      Teşekkür ederim Demetcim. Sonbaharı ayrı seviyorum, bu mevsim gelince içim dışım taşıyor sanki. Dolayısıyla kalemime de biraz mevsimin sihri bulaşıyor.
       
      Bu seriden hepimiz keyif alacağa benziyor, umarım öyle olur.
       
      Sevgiler 💙

    • Cevapla Cavit Arslan 9 Ekim 2020 at 20:12

      Çok güzel, akıcı bir anlatımla güzel bir öykü okudum. Duygular çok güzel ifade edilmiş. İçindeki hüznü akıcılıkla dengelemiş. Kaleminize sağlık.

      • Cevapla Özge Can 9 Ekim 2020 at 23:36

        Teşekkür ederim Cavit Bey, motivasyonunuz, desteğiniz çok kıymetli.
        Sevgiler 💙

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 10 Ekim 2020 at 17:10

    “Kelebeği avucunda tutmak gibidir sevmek. Sıksan ölecek, sıkmazsan uçup gidecek.”
     
    TÜRKAN’cık, hem uçmuş, hem de yaşarken ölmüş.
     
    Öykü de akmış gitmiş, Özge’nin kelimelerinde biraz olsun can bulmuş Türkan.
     
    Derya da mı sıra şimdi? Tazeliği bitmiş semirmişte mı? Halim’i hiç merak etmiyorum. Kamburu çıkasıca. Çıkmış da zaten.
     
    Uzun soluklu okuyacağız belli oldu. En sevdiğim.
     
    Bir gün benim için imzaladığın bir kitabının altını ben de kesin çizerim. Harikasın adın gibi “Can”sın.
     
    Tebrikler.

    • Cevapla Özge Can 11 Ekim 2020 at 12:32

      Canım Gökçem teşekkür ederim.
      Uzun soluklu bir hikâye olacak evet. Yeni karakterlerle bölümler eklenecek Yara Bandı Tutmayanlar‘a. Tutamama, tutunamama sebepleri olan kadınlarımızın hikâyeleri. Bir sonraki karakter Derya olacak.
       
      Bir gün bir kitap da ne müthiş temenni, belki bir gün…
       
      Sevgiler canım 💙

  • Cevapla Emine Aykol 12 Ekim 2020 at 12:26

    Aslında hayat o, hayat insanın kendisi evet ama ne zaman fark ediyoruz? Hayatımız akıp gittiğinde.
     
    Ellerinize, yüreğinize sağlık. Çok güzel, çok beğendim. Sıkmadan, süslemeden, naif bir anlatım.

    • Cevapla Özge Can 12 Ekim 2020 at 17:57

      Belki bu öykü ile biraz ayna tutmuşumdur Emine Hanım, hayat akıp gitmeden tutabilmek için.
      Teşekkür ederim, sevgimle 💙

  • Cevapla Özge Can 12 Ekim 2020 at 12:52

     
    Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan’ın Sahipliği öykülerimin Facebook sayfasında gelen yorumlar:
     
    Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan’ın Sahipliği | Özge Can | Facebook Sayfası Yorumları | 01
    Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan’ın Sahipliği | Özge Can | Facebook Sayfası Yorumları | 02
    Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan’ın Sahipliği | Özge Can | Facebook Sayfası Yorumları | 03
    Yara Bandı Tutmayanlar | Türkan’ın Sahipliği | Özge Can | Facebook Sayfası Yorumları | 04

  • Cevapla Beril Erem 12 Ekim 2020 at 14:47

    Özge’m bu sefer de alıp götürdün hepimizi bir akıl hastanesinin bahçesindeki banka, Türkan’ın yanına:))) Can kulağı ile dinledim Türkan’ı. Dinledikçe okuduğumu unuttum, Derya oldum.
     
    Senin ve Gökçe‘nin öykülerinde gezinmeyi çok seviyorum. Sıcacık, samimi karakterler yaratıyor olmanız kuşkusuz en önemli etken bunda. Duygu yoğunluğunu ajitasyon boyutuna ulaşmadan tam tadında ve kararında bırakıyorsunuz ikiniz de:)
     
    Tebrik ediyor ve kalemine sağlık diyorum.

    • Cevapla Özge Can 12 Ekim 2020 at 18:31

      Tatlı editörüm senden bu övgüyü almak ne mutluluk 😍
      Hem kendi adıma hem de Gökçe adına teşekkür ederim.
      Sevgiler canım benim, öpüyorum çok 😘💙

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 13 Ekim 2020 at 06:59

    Selam
    Kalemine sağlık, çok güzel olmuş.
    Devamını merakla bekliyorum.

    • Cevapla Özge Can 13 Ekim 2020 at 12:37

      Merhaba Cem, mizah yazarımızdan bu övgüyü almak ne mutluluk 😊
      Teşekkür ederim, sevgiler 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan