Gönül Köşesi

Hemşerim, Memleket Nere?

11 Kasım 2017

Ufacık bir çocukken büyükler ne konuşurlarsa merak eder kenara köşeye bir yere sıkışıp onları dinleyip bir şeyler öğrenmeye çalışırdım. Çok güzel sohbetler derin muhabbetler. Siyasetle ilgili konuştuklarında hele, hiçbir şey anlamaz yine de zorlardım kendimi, maalesef hala bir şey anlamıyorum ve buna  da mutluyum aslında 😉

Dünyanın büyüklüğünü farketmeme sebep olan sohbetler yapılırken, büyükler nasıl oluyor da bu kadar çok şeyi biliyorlar diye şaşırır kalırdım. Bilmek, bildiğini üslubunca aktarmak çok büyük bir gurur ve güç sebebi. Hayranlıkla dinledim onları  her zaman.  Bizim evde sohbetler döner dolaşır konu memleket özlemine gelince anılar ortaya dökülürdü  buruk bir dille. Sesine bile vurur mu insanın özlem. Ben duydum dedemde, vuruyor sahiden…

Özlem ki ne özlem… Havası, suyu, bağı bahçesi, içinden geçen deresi,  eti, sütü, yazın çıkılan yaylaları, bahçedeki salatalıkları, arka bahçedeki elma ağaçları, tandırda pişen ekmeği… Memlekette geçen hikayeler, akrabalar, çocukluklar… Ara arada memleketten erzaklar gelirdi. Sanki erzakla beraber köyü de gönderirlerdi; havasını, suyunu…

Biz köyü anlatılanlardan bildik hep ta ki bir yaz tatilinde ailece gidene kadar. 12, 13 yaşlarındaydım, annemin mutluluğu aklımda hala… Gurbet kelimesini bile bilmezken, içine sakladığı anlamı çoktan çözmüştüm o mutluluktan…

Üniversiteye başladığım sene ailemden ilk ayrılışım gerçekleşti. İzmit İstanbul arası 1,5 saatlik gurbet günlerim çok zordu benim için. Kaldığım yurdun en üst katına çıkar oradan ışıklı evleri seyrederdim; sofralar kurulur, çamaşırlar asılır, çocuklar koştururdu o evlerde. Bakıp bakıp ağlardım. Olmak istediğim yer  evimdi ve ilk ayrılıklar çok zordu… O ilk bir kaç ay okulu bırakmayı bile düşündüm, bir yumru gibi takılıp kalmıştı  boğazıma özlem. Bir zaman sonra alıştım tabi ama o yumru hiç gitmedi bir daha…

Bursaya ilk geldiğimde yine aynı his vardı içimde, bir de boğazımda o yumru. Zaman alıştırsa, yaşadığın mekana kaynaştırsa da bir şeyler eksik gibi. Yalnızlıktan ölecek gibi… Şimdi şu kapıdan annem girecek gibi… Geçen onca yıla rağmen…

“Doğduğun değil, doyduğun yer memlekettir.” diyoruz sadece, hem de sadece bizde değil Alman’larda da var böyle bir terim; “Kimin ekmeğini yemiş, orada eş ,aş, iş bulmuşsam oraya memleket der, şarkısını söylerim.” anlamında onlarınki de. Doğduğun olmasa da ait olmaktan hoşlandığın, içinde huzurla oturduğun, karnını doyurabildiğin, hayatını idame ettirebildiğin, köklerini genişletip aile kurabildiğin yer…

Herşey tamam da, ya şu boğazımızdaki yumru… İnsanın çocukluğunu kilometrelerce uzakta bırakmasını çok hüzünlü buluyorum… Baba ocağı diye bir yer, bir sürü gurbet türküsü, beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar diye bir şarkı var, hep o yumrudan…

Yine ondan gurbette kendin gibi yalnızı bulup sıkı sıkı sarılman, içindeki o kocaman boşluk, artık hiçbir yere ait hissetmemen kendini… Kaplumbağa gibi evi sırtında gezip heryeri tüm dünyayı evin bilmen… Özlediğinin dere, tepe, dağ, bayır olmadığını; konfor ya da aidiyet duygusunun bir mekana sığmayacağını farketmen… Kalabalıkta ama yalnız hissetmen… Bir Barış Manço şarkısının sözleriyim ben artık

-Hemşerim memleket nere?
-Bu dünya benim memleket.. 
Evim her yer benim etrafım sevdiklerimle çevrilsin yeter…

Gönül Verim

Bu yazının şarkısı:
Gurbet, Özdemir Erdoğan
Youtube linki için tıklayın.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan