Feminizm ve Kadına Şiddet Sentez

Yara Bandı Tutmayanlar | Derya’nın Ateşi

23 Ekim 2020

Öykü: Yara Bandı Tutmayanlar | Derya'nın Ateşi | Yazan: Özge Can

 

Birinci Bölüm 👉🏻 Türkan’ın Sahipliği
İkinci Bölüm 👉🏻 Derya’nın Ateşi
Üçüncü Bölüm 👉🏻 Nesrin’in Korkusu

 

İkinci Bölüm | Derya’nın Ateşi

 
Hayatına sahip çıkmayı son virajda aklına getiren Derya, bulunduğu yerin tezatlığıyla içinden söyleniyordu;

“Hayatına sahip çıkmış! Daha ne kadar çıkacaksam. Çıktım bak, onun için buradayım işte. Kendi gelmiş doksan yaşına. Everest’e çıkmışım hanım, oradan konuşmak kolay, aşağılara gel de oradan bak bakalım kolay mıymış o hayatına sahip çık demeler, laf.”

Aksayarak binadan içeri girdi Derya. Gözlerinin halesinde yanan ateşte buluyordu kendini. Güneşi bir solukta yutmuş gibi ağzını her açtığında ateş püskürüyordu.

Ortak alana vardığında, dışarıdan süzülen ışık, dinlenme salonunun cam duvarlarından kırılarak mavi koltukları aydınlatıyordu. Farklı köşelerde oturan üç beş kişi de, içlerindeki dünyanın gizlerinde kaybolduklarının farkında olmadan donuk bakışlarla bu ışık oyununda yitiyorlardı.

Bu görüntüye, yüksek tavanlı eski binanın ortak alanında çalan Vivaldi Dört Mevsim Konçertosu eşlik ediyor ve birazdan bir bale resitalinin başlayacağı izlenimini veriyordu.

Derya eski piyanonun başında oturan alev kızılı saçlı Nesrin’in yanına gitti. Ateşdaşlık kurmuştu onunla. İkisinin de orada olma sebeplerinden yakınlık oluşmuştu aralarında.

“Çalabiliyormuş gibi bir de başına geçmiş.”

“Hayal etmeme engel değil ki bu.”

“Of, peki peki. İçim sıkıldı benim, bahçede Türkan’a rastladım, yine aynı yerden söyleniyor. Sığamıyorum hiçbir yere. Gideyim de bir haplasınlar beni.”

“Olmadı bir reset çektir. Bak ben pırıl pırıl oldum. Başımda haleler, dönüp duruyorum.”

Elini başının üstünde döndürerek gülümsüyordu Nesrin.

Derya gülümseme kaslarının yerini bile hatırlamıyordu. Onlar da mı yanmıştı acaba? Gamzesi vardı eskiden. Yüzünün ortasındaki çukura gömerdi tasalarını. Dili damağına yapışır, ağzı yüzünün ortasında çiçek açarken, yanaklarındaki çukurda gün açardı. Aydınlık gülümserdi Derya. Yangında yitirmişti demek o kası. Komut verdikçe işlemiyordu artık.

El sallayıp uzaklaştı Nesrin’in yanından. Sol elinin üzerindeki yarayı parmaklıyordu bir yandan da. Sol elinde işaret parmağı ile orta parmak arasındaki boğumda deforme olmuş yara izi. Dokundukça, bastırdıkça hissettiği acıdan keyif alıyordu.

Bazen sol bacağına da dokunuyordu böyle. Neden burada olduğunu hatırlıyordu. Unutması mümkün olmayacaktı zaten de belki ilaçlar, zamanla, resetle belki de…

Üniversitede aradığını bulamamış, mesleğini icra etmek istemeyen körpe, işsiz bir yeni mezundu Derya.

Hayatın ibriğinden damıtılmayı bekleyen hamlıkta aranıyordu. Ararken Levent’le karşılaştı. Levent’in elf mavisi gözlerine düştü. Kuş tüylerinden oluşmuş bir havuza düşer gibi, içi gıdıklanarak bedeni sarmalanarak. Düşmeler, düşlere; maviler, yeşillere; gün, geceye; yalan, gerçeğe karışarak sonsuz devinimler içerisinde düşünden de düştü Derya.

Aklının esriği gençliğe verildi önce. Bir eşiğin yamacında dolandığını fark etmedi Levent. Ürkek kuş yüreğinin saç teliyle bağlı akıl oyuğu, tek bir sarsıntı da kopabilirdi. Görmedi Levent, belki de görmek istemedi. Eşikten geçmesi için el verdi Derya’ya. Gerdanındaki zehri yudum yudum içirdi.

Sevdi, sardı, öptü. Gökyüzünün en mavisine kadar çıkardı Derya’yı. Oradayken rahmine düşen canın varlığıyla anlamlar yer değiştirdi.

Levent’in bir eş iki çocukla, Mücbir Sokak’ta yeşil boyalı apartmanın ikinci katında başka bir hayatı yaşadığını öğrendi Derya. Öteki olduğunu, kandırıldığını.

“Deli misin kızım, benim zaten aslan gibi iki tane çocuğum var. Ne demeye çocuk istiyorsun ki sen, hayat bağı olur bak. Bu toplum bekar anneyi kabul etmez. Hem zaten ben bir çocuğa daha bakamam. Bir ev, bir araba. Başka neyim var ki. Boş ver sen, aldır, aldır.”

Tepkisiyle rahminde can bulmaya heves eden sabinin, var olmuş, büyümüş, yer edinmiş iki erkek evlat yanında kıymeti olmadığını da.

Levent’in bu tavrına klasik erkek söylevi diyenler de oldu, korkuyor diyenler de. Korkuyor olmasına yaslanmak daha iyi geldi Derya’ya. O da bu korkunun üstüne gitmeye karar verdi. O korkuyla yüzleştikçe eşikten geri dönecekti. Hiç geçmemiş olacaktı. Masum olacaktı yeniden. Suçsuz olacaktı. Levent, öteki olacaktı bu kez. Aklının girdaplarında dolaşan ihanetin itici öfkesine teslim oldu Derya.

Bilinmeyen yolları bildi. Bir eş, iki çocuk, bir ev, bir araba. Bir de rahminde büyüyen öteki çocuk. Öteki olmayacaktı Derya; ne kendi ne de çocuğu öteki olmayacaktı. Bir yol vardı. Bütün dengeleri değiştirecek bir yol vardı.

Mücbir Sokak’ta yeşil apartmanın önüne park edilmiş siyah arabanın önünde durdu Derya.

Tek hamlede sıçrayarak motor kaputunun üzerine çıktı. Arabanın yuvarlak amblemini ayağıyla ezerek büktü önce. Sonra elindeki bidonun kapağını açıp, kaputunun üzerinde gezdirdi. Tavana çıkıp tavan penceresinin üzerinde de bidondan akan benzini gezdirdi. Bagaja doğru giderken bacaklarından akan kanı fark etti. Zıplayarak atladı arabadan. Cebinden çıkarttığı çakmağı arabaya atacakken ikinci katta ağızları yamulmuş, gözleri büyümüş iki çocukla, kadının yüzünü gördü. Yanan çakmağı arabanın tavanına attığında ateşler arasından yaklaşan bir çift mavi gözü fark etti. Aynı anda bir kan gölü üzerinde dikildiği, bidonu hala elinde tuttuğunu ve sol yanından alevlerin yükseldiğini.

Rahmi, sol bacağı ve sol eli Mücbir Sokak’ta aklıyla birlikte eridi gitti Derya’nın. Suçluydu. Bunun farkındaydı da üstelik. Aklanmak için akli melekelerine ulaşmalıydı. İçinde büyüyen ateşi söndürmeliydi.

Hemşire odasının kapısında haklılığını kendine kürsü yapmış, çıkmış üzerine yukarıya bakarak konuşuyordu Derya;

“Hadi benim kendi hayatıma sahip çıkma şeklim onay görmedi. Kandırıldım dedim, kabul etmediler. Öteki olmanın suçluluğunu yalnız ben omuzladım. Sen neredeydin? Neden göstermedin bana? Sen neden sahip çıkmadın bana? Neden yaktın beni?”
 
 
Özge Can
 
 

***

Derya’nın Ateşi, Özge Can’ın “Yara Bandı Tutmayanlar” öykü dizisinin ikinci hikayesi idi.
 
Yara Bandı Tutmayanlar öykü dizisi, yeni hikayeler ile devam edecek.

 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 23 Ekim 2020 at 14:45

    Özge’m yine harika bir devam öyküsü, o güzel yüreğinden öpüyorum seni.
     
    Kalemine sağlık ❤

    • Cevapla Özge Can 23 Ekim 2020 at 17:19

      Canım editörüm, teşekkür ederim.
      Öperim çok, var ol 💙

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Ekim 2020 at 14:11

    Ne yaratıcı bir kadınsın. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeki her bir kadının hikayesi. Muazzam bir konu. Senin anlatımla da şahlanmış hikaye.
     
    İlk iki bölüme bayıldım. Devamını da merakla bekliyorum.
     
    Aklına, yüreğine, kalemine sağlık canım 😘

    • Cevapla Özge Can 25 Ekim 2020 at 15:03

      Hikayeleştirme fikrinin aklıma geldiği yeri bilsen, o da ayrı bir hikaye konusu 😊
       
      Devam bölüm tanıdık bir karakter, bu sefer onun yaralarını öğreneceğiz.
       
      Teşekkkür ederim canım benim, öperim çok 😘💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan