Feminizm ve Kadına Şiddet Naftalin

Mimoza Kadın

28 Nisan 2020

Yazı: Mimoza Kadın | Yazan: Gökçe Çiçek GönülaçarDemirden kepenkleri vardır küçücük dükkanının. Her sabah Besmele ile açıp her aksam bin bir dua ile kapadığı. Küçücüktür Mimozanın dükkanı. Hırsız olsanız içinde çalacak değerde bir mal bulmanız zordur belki. Âmâ mimozanın rızkı buradan çıkar. Yokluklardan çıkıp gelmiştir o. Olmayanı var etmiştir bu mekan. Ve can malın yongasıdır. Korunmalıdır sıkı sıkıya. Onun olan her şeyi korumak için canını koyar ortaya Mimoza kadın. Bu yüzden Demirci Orhan’a yaptırmıştır kepenkleri en pahalısından. Kocaman üç kilitle verir mesajını sokağa. Benden artık bir iğne dahi alamazsınız der gibi!

Bir tezgah ve üç beş raf içerde görünür olan. Diğerleri çekmecede. Düğme, incik boncuk fermuarların her renginden var. İğne, iplik, makara da satar. Ve bir dönem en çok naylon kadın çorabı getirmiştir. Bankacı ve memur kadınlara. Veresiye satar. Kredi kartı kullandırmaz. Bu tarz makinalardan hiç anlamaz. Parası olamayanı yazar deftere. Elinde olmamayı bilir çünkü. Veresiye verdiklerinin akrabalarının dahi isimleri yazar kara kaplıda. Ev ve iş adresleri. Ve bazı insanların yanında parantez içinde ruh halleri. İşte öyle de naiftir Mimoza Hanım.

Bankadan Nilüfer: (Ev aldı. Zor ödüyor. Bir müddet dokunma
Baharatçıların Seval: (Israrla ara.)

Veresiye verir vermesine ama korkar da kaybetmekten. Diğer kaybettikleri gibi bu dükkan giderse elinden vay halinedir. Kendisini kepenklerle kapayamamış olmaktan, aklının yarısından fazlasını kaçırmış olmamaktan hep pişmandır. Üç dakikada nefes nefese kalacak kadar da şişman. Dükkânın eskiliğinden mi bilmem ya da boş bulduğu her yere koyduğu kitaplardan mıdır eski kokar orası. Mimoza Ganım ise çiçek kokar her daim. Mis gibi.

Her gelene neşeli şarkısını şakıyan, yerini sevmiş bir çiçek gibi kahkahaları ile coşturan bu minik dükkanın sahibesi minik dev kadındır o. Adı Mimoza kadındır.

Vitrin önemlidir onun için. Üstünde adı yazar; MİMOZA TUHAFİYE.

Her sabah kepenkleri kaldırdığında hangisine bakacağını şaşırdığınız güzel el ürünleri de günaydın desin ister size. Âmâ vitrinde hatırı sayılır bir yerde öyle güzel bir saksı çiçeği vardır ki en çok ona günaydın demenizi ister. Söylemez, görmenizi bekler. Öyle çok çiçek de açmaz bu bitki. Büyük yaprakları vardır. Dükkan var olduğundan beri oradadır neredeyse.

Mimoza Hanım’ın kapı önü kahveleri de bilinir mahallede. Fincanları da bir ritüel şeklinde hazırlar. Kahvenin yanına küçük nane likörünü koyar ve seslenir esnaf komşularına.

“Var mıdır aranızda bir kahvecik içecek benle acaba?”

İşte o sabah ben eşlik ettim kahvesine Mimoza Hanım’ın. Eczanede iş yoktu. Çağrısına cevap verdim.

“Yap bana da bir sade kahvecik! Geliyorum beş dakikaya.“

Giderken bitirdiğim kitabı da aldım yanıma. Mimoza Hanım okumayı çok sever, okuduklarını dağıtmayı da.

Kaldırıma kurduğu ufak tahta sehpanın yanında iki minik sandalye var. Sandalyelerin üstünde rengarenk tığ işli minderler. Keyifle oturup bacak bacak üstüne attım. Çok geçmeden anneannesinden kalan gümüş tepsinin içinde getirdi kahvelerimizi. Kendisi de oturdu. Kahvesinden küçük bir yudum aldı. Başladı tatlı tatlı sitem etmeye.

“Çok mu işleri var bilmem ki bu insanların? Şu daracık sokakta zaten kaç tanecik esnafız. Zor bela çağırıyorum bunları buraya. İyi ki geldiniz Nazenin Hanımcım. Hayattan on beş dakika çalmakla yaşlanmıyoruz ya?”

“Oh. Ne iyi geldi kahveniz bana.”

“Sağlık olsun neşe olsun. Hep beraber olsun.”

Karşılıklı kahvelerimizi yudumlarken gözüm vitrinin sol köşesinde duran büyük yapraklı bitkiye takıldı.

Hatırlıyor gibiyim. Galiba doksanlı yılların başında bir derginin hediyesiydi. Tohum olarak ekip büyütmüştük kardeşimle. Dikkatimi fark ederek sordu Mimoza Hanım;

“Tanır mısın bu bitkiyi? Adı ‘Küstüm’dür onun. Diğer adı da Mimoza. Çok insan bilmez. Hatta sorup dururlar; ‘Niye vitrinde durur bu çiçek?’ Bana benziyor diye. Adı da benimle aynı diye. Bir de benim gibi hep küsüp durur diye.

Çiçeğim içine kapanıktır. Benden farklı yanı budur. Ben dışarıya açık görünürüm. Ama korkarım ben de onun gibi. Küstüğüm de olur insanlara. Beni de kaç kez küstürdüler onun gibi.

Üst üste iki kez dokunursan bu çiçeğe ikincisinde gövdesindeki dikenleri çıkarıverir. Anlamazsın önce. Sonra gün boyu yanar ellerin.”

Çocukluk hatıralarımda kalan evimizin salonundaki zavallı mimozayı hatırladım o anlatırken. Kardeşim Nazım’ı da. Gidip gelip söndürüverirdi çiçeğin yapraklarını. Sonra kötü çizgi film kahramanı gibi kahkaha atardı evin içinde. Annemin yıllarca yaşamaya direnen soğan çiçeğini de şişleyip dururdu. Her şişlediğinde oradan yeni bir filiz çıkarıverirdi o saksı çiçeği de.

Tanımaz mıyım? Annemin salonunda vardı. Küsmekten ölecek gibi olduydu da annem alıp Aynur Teyzeme götürdüydü. Küsmesin diye mi dokunulmayacak yere koydunuz Mimoza Hanım?

Nazenincim, beni kim sevmek istese hor sevdi kızım. Önce babam içti, dövdü. Sonra kocam. Sonra oğlum, babamdan kalan evimi, bağımı, bahçemi sattı, kuruttu. Şimdi kızım istiyor ki evde oturayım. Burayı kapatayım. Ben de küsüyorum onun gibi yapraklarıma hoyrat dokunduklarında. Ama ben onun gibi dikenlerimi çıkaramıyorum ki canımdan çıkardıklarıma. O yüzden en dokunulmaz yere koydum onu. Doğru bildin. Kendime de dokundurmuyorum artık. Çiçekten öğrendiğim bu. Sadece gözleriyle sevecek olan yok mudur bu dünyada? Benden bir şey istemeden beni sevecek biri? Bunu sorarken bile aklıma gelen ilk şey biraz izin versem yarın üstüme basacak olur. Çiçek haklı kızım küsmekte.

“Küsmeyi en çok kadınlar ve çocuklar bilir” demişti babam.

İnce ruhlu, ince düşünen kadınlar. Anlattıklarına rağmen Mimoza Hanım’ı hiç küskün görmedim oysa ben. Bazen böyle inceden sitemkâr. Biraz nemli bakarken görmüştüm ama nadir. Küsseydi de küsmenin en çok yakıştığı kadın olurdu bence o.

Mimoza haklıydı kendince. Zor bela düşe kalka kurduğu şu küçücük dünyanın kepenklerini bu yüzden sımsıkı kapatıyordu işte.

Kahveler bitmiş fallar kapatılmıştı ki eczaneden kalfa beni çağırdı. Son yudumumu aldım nane liköründen. Zihnim açılmış, enerjim artmış, yaşam sevinci dolmuştu içime.

Gün boyu pencereden izledim onu. Hep mesafeli ve kibar. Bir o kadar da cana yakın. Gireni çıkanı bol oldu bugün. Keşke her sabah dünyayla barışarak başlasam ben de dedim. Eczaneden çıkarken karşı sokaktaki çiçekçiye küstüm çiçeği sipariş ettim.

Kepenklerini kapattı Mimoza Hanım akşam olunca. Tok ve gürültülü bir sesti. Kötülükler gelmesin diye okudu üfledi demir direklere. Sevgiyle ve hayretle baktım arkasından. Çantasını sepetine koydu. Üç tekerlekli bisikletine bindi ve gitti Mimoza kadın.

Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Behara Bahar Ilgaz 29 Nisan 2020 at 11:46

    Küstüğüm de olur insalara; beni de kaç kez küstürdüler onun gibi….
    👍👍👍👍

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan