Cadı Kazanı Feminizm ve Kadına Şiddet

Anne, Gitme!

21 Eylül 2020

Öykü: Anne, Gitme! | Yazan: Didem Çelebi Özkan

Yedi yaşındaki oğlu iki eliyle sağ kolundan yakalamış; “Anne, gitme! Lütfen…” derken çığlık atıyordu. Solunda ise başının üzerine kalkmış bir el bir kez daha yüzüne inmek üzere bekliyordu. Kocası alev saçan gözleriyle; “Defol bu evden” diye yineledi. Dört yaşındaki kızı, duvarın dibinde bacaklarını karnına çekmiş, başı dizlerinin arasında ağlıyordu. Kadın üçünün üzerinde gezdirdi bir an bakışlarını. Aşkın onu getirdiği noktanın bu olmaması gerektiğini düşündü.

Oğlunun gözlerinin içine baktı; “Söz veriyorum, geri geleceğim. Sizi çok seviyorum” derken çocuğun kilitlenmiş minik ellerini kendi kolundan ayırdı.

Evden çıkmak üzere kapıya yöneldiğinde adam arkasından seslendi. “Arabanın anahtarını, kredi kartlarını ve evin anahtarını bırak!”

Kadın yaşananların yarattığı mide bulantısıyla çantasını eline aldı. Kredi kartlarını ve arabanın anahtarını çıkarıp girişteki konsolun üzerine koydu.

Adam bir kez daha gürledi. “Evin anahtarını da.”

“Hayır olmaz. Çocuklarım…”

Cümlesini bitirmesini dahi beklemeden adam öfkeyle kadının üzerine gelmeye başladı. Korkan kadın salonun iç kısımlarına doğru kaçarken çantasından evin anahtarını çıkarıp yere fırlattı. Yeniden koşarak kapıya yöneldi ve çıktı.

Sokağa vardığında dizleri onu daha fazla taşıyamadığından yere yığıldı. Başını kaldırıp yıllardır ‘evim’ dediği daireye baktı. Işıkları yanıyordu. Çocuklarının canhıraş haykırışları sokaktan duyuluyordu; kendisine ihtiyaçları vardı, onun da çocuklarına.

Elleri titreyerek de olsa telefonunu çıkarmayı başardı. Taksinin numarasını bulup aradı. Arabaya bindiğinde şoföre “En yakın polis karakolu” dedi.

Ona elini ilk kaldırdığında bunu bir kez daha tekrarlarsa polise gideceğini, bununla da yetinmeyip ünlü estetik cerrahının karısına uyguladığı şiddeti basına anlatacağını söylemişti. Öyle de yapacaktı. Basına değilse bile karakola kesinlikle gidecekti.

Taksi karakolun önünde durdu. Tek yapması gerekenin soğukkanlılığını korumak olduğunun bilincinde arabadan inip sakince içeri girdi. Ön bürodaki memureye aile içi şiddet şikayetinde bulunmak istediğini söyledi. Memure, kadındaki sakinliğe, üstünün başının düzgünlüğüne ve tek başına olmasına şaşırmıştı. “Biraz bekleyin lütfen” deyip iç kısıma geçti.

Bir süre sonra başkomiserin önünde aynı soğukkanlılıkla ifade veriyordu.

Kavgayı ve ardından yaşananları anlattı. Başkomiser, “Kalacak bir yeriniz var mı?” diye sordu.

“Var evet. Buradan çıkınca bir arkadaşımın evine gideceğim. Sizinle görüşmeyi beklerken aradım kendisini. Buraya geliyor beni almak için.”

“İsterseniz evinizde kalabilirsiniz. Eşiniz için uzaklaştırma emri çıkartacağız. Sizi iki memurla evinize yollayabilir, eşinize de evden çıkmasını tebliğ edebiliriz.”

“Bu kadar kolay mı? Son dönemlerde kadın cinayetleri bu derece artmışken aslında bu kadar kolay, öyle mi?”

“Hanımefendi kanunlar belli. Özellikle de İstanbul Sözleşmesi çok net bu hususlarda. Ne yazık ki bazı vakalarda uygulamada hatalar yapılıyor” derken başını öne eğmişti başkomiser. Kadın bu cümlenin alt metnini anladı. Kanunlar vardı ama uygulamada ferdi kararlar alabiliyordu yetkililer. Şanslıydı. Kanunu üstün gören bir başkomiserle muhattaptı.

Başkomiserin “Nasıl yapalım? Bu akşam evinize ve çocuklarınıza dönebilirsiniz isterseniz” sözleriyle kadın ana geri döndü.

Bir an düşündü.

Çocukları oldukça nahoş bir kavgaya şahit olmuşlardı. Şimdi bir de iki polis eşliğinde bu sefer de annelerinin babalarını evden attırmasına mı şahit olacaklardı? Bir travma daha eklemek istemiyordu hassas ruhlarına. Bir süredir şiddetli kavgalar yaşıyorlardı fakat eşi çocuklara karşı fiziksel bir zorbalıkta bulunmazdı asla. Bunun verdiği iç huzurla; “Bu şekilde gidip çocuklara bir travma daha yaşatmak istemiyorum. Yarın onlar okuldayken eve dönmeyi tercih ederim. O da bu sırada evden çıkmış olur” diye cevapladı başkomiseri.

“Peki, nasıl isterseniz. Biz gene de bu akşam eşinize uzaklaştırma emrini bildirmek üzere eve memur arkadaşlarımızı yollayacağız. Sizin bu ince düşüncenizi de kendisine iletebilir, en geç yarın evi tahliye etmesi gerektiğini söyleyebiliriz.”

“Çok teşekkürler.”

“Bir ay süreyle memur bir arkadaşımız irtibatta olacak sizinle. Bu süre bitiminde ihtiyaç durumunda yeniden bir ay uzatabiliyoruz gözetiminizi. Sizinle ilgilenecek memur arkadaşımızın iletişim bilgilerini size bildireceğiz. Her hafta arayıp durumunuzu kontrol edecek. Siz de ihtiyaç duyduğunuz her an kendisini cep telefonundan arayabilirsiniz. Fakat size de düşen görevler var. Eşinizle görüşmemelisiniz. Siz onu eve alır ve sonrasında başınıza bir şey gelirse, bu durumda bizim de yapabileceğimiz pek bir şey kalmıyor. Eve zorla gelmeye kalkar, dışarda sizi sıkıştırırsa hemen memur arkadaşımızı aramalısınız.”

“Anlıyorum. Merak etmeyin, dediklerinize uyacağım.”

İfadesini imzaladığı sırada arkadaşı gelmiş, başkomiserin odasının açık kapısının eşiğinden kadına endişeyle bakarak geldiğini haber veriyordu. Kadın buruk bir gülümsemeyle arkadaşını selamladıktan sonra başkomisere dönüp ilgisi ve yardımlarından dolayı teşekkür edip odadan çıktı. Karakoldan ayrılana kadar ikisi de hiç konuşmadı. Arabanın önüne vardıklarında arkadaşı kadına sıkıca sarıldı; “Daima yanındayım” diyebildi zorlukla. Çok da fazla söze gerek yoktu zaten.
 
 

Ertesi Gün

 
 
Gece kendisini güçlükle attığı misafir odasında sabaha kadar ağlamış, bundan sonraki hareket planını düşünmüş, ancak sabahın ilk ışıklarında uykuya dalabilmişti.

Kocasının ‘yediğin önünde yemediğin ardında’ diyerek senelerdir yapmasına mani olduğu işine geri dönecekti öncelikle. O işteyken çocuklarla ilgilenebilecek bir yardımcı da ayarlaması gerekiyordu ve bugün ilk iş eve dönmeden bir avukatın yanına gidip boşanma davası açmak istediğini söylemeliydi.

Sekiz sularında telefonunun alarmı ile uyandı. Ana ekranda kocasının mesajı duruyordu. Sabah beşte yazmıştı:

“Çocuklar çok kötü. Bir hata yaptım. Eve dön, konuşalım. Hakkımda baş vurduğun uzaklaştırma emrini de geri al.”

Hâlâ aynı buyurgan emir cümleleri… Nasıl olmuştu da bunca yıl bu üsluba katlanmıştı?! En çok da kendine kızıyordu. Devamlı aşağılama, alay, küçük görme, hakaret… Ve sonunda kolundan tutup evden de atmıştı. Ertesi gün de hiçbir şey olmamış gibi eve dönmesini buyuruyordu. ‘Yeter!’ diye düşündü. Kangren olan uzvu kesmek, yaşamı seçmek demekti; o da öyle yapacaktı.

Eline telefonu alıp kocasının mesajını cevapladı.

Giden mesajda yazanlar şunlardı:

“Birkaç parça eşyanı topla ve evden çık, öğleden sonra dönmüş olduğumda orada olursan ya da akşam eve gelmeye kalkarsan polisi arayacağım. Geri kalan eşyalarını toplar, kliniğe bıraktırırım. Sorun çıkarmaya kalkarsan o çok değer verdiğin, tamamen yalan üstüne kurulu itibarını yerle bir etmek, gerçekte nasıl biri olduğunu göstermek için gidilmedik basın organı bırakmam. Temiz ayrılalım. Aksi halde kaybettiğin sadece evliliğin olmayacak.”
 
 
 
Didem Çelebi Özkan
 
 
 

Yazarın Notu:

Kadına şiddet bu derece artmışken, vahşete neden arama çabalarından son derece rahatsız olduğum için “Anne, Gitme!” adlı öykümde kocanın şiddet uygulamasıyla sonuçlanan kavga için bir neden belirtmedim. Çünkü hiçbir sebep şiddet suçunu mazur gösteremez. Şiddet bağımsız yargılanması gereken bir unsurdur.
 
 
 
 
Yazı: Kadına Şiddeti Kadını Aşağılayarak Mı Engelleyeceksiniz? | Yazı: Didem Çelebi Özkan

Feminizm ve kadına şiddete dair kaleme aldığım öykü ve köşe yazılarıma göz atmak isterseniz alttaki bağlantıları tıklayabilirsiniz:

 

Cadı Kazanı Öyküleri:

• 16 Aralık 2019: Koca
 

Cadı Sanatı Köşe Yazıları:

• 31 Temmuz 2017: Bir gün… Evet bir gün…
• 23 Kasım 2017: Neden Hümanist Değil De Feministtim?
• 10 Eylül 2018: Feminist Oğullar
• 25 Ağustos 2019: Yeni Bir Nesil Yetiştirmek Şart
• 7 Ekim 2019: Kadına Şiddeti, Kadını Aşağılayarak Mı Engelleyeceksiniz?
• 25 Kasım 2019: Fazla mı Provokatif?!
• 2 Aralık 2019: Bir Hikaye Yazsam

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

26 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 07:02

    11 Mayıs 2011’de imzalanan ve uygulandığı süre boyunca kadına şiddet vakalarında büyük düşüşler yaşanmasını sağlayan İstanbul Sözleşmesi ne yazık ki geldiğimiz noktada uygulanamıyor. Sonucunda da kadına, çocuğa şiddet, çoğunlukla da öldürülmeleri ile son bulan bir katliam yaşanıyor.
     
    “Güçsüz bırakılmış kadın” hikayeleri yazmayı sevmediğim için sözleşmenin uygulanması halinde yaşanacakları anlatmayı tercih ettim.
     
    Yorumlarda düşüncelerinizi okumayı merakla bekliyorum.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Numan Çeri 21 Eylül 2020 at 09:18

      Okurken içim burkuldu.. Bir erkek de olsam, o salonda tüm maddi zenginliğini sessizce bırakırken, evin anahtarı için “çocuklarım” diyerek karşı koymak istemesi ve korkudan çaresiz kalması, bir deprem…
       
      Yıllardır herşey söylendi bu konuda. Yine yıllarca söylenmeye devam edecek. Konulan cezalar değil, yeni nesil insan sevgisi ile büyürse değişeceğine inanıyorum her şeyin.
       
      Duyarlı yüreğinize teşekkür ederim. Kaleminiz daim olsun inşallah Didem Hanım..
      Herşey gönlünüzce olsun. Sağlıcakla, has kalın vesselam..

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 10:03

        Numan Bey, yorumunuzla çok mutlu ettiniz beni. Çok, çok teşekkür ederim. Ve evet “sevgi” ve “eğitim”in değişimin kaynağı olduğuna ben de yürekten inanıyorum.
         
        Desteğiniz için çok teşekkür ederim.
         
        Sevgiler

    • Cevapla Hafıze (Balbüke) 25 Eylül 2020 at 00:33

      Her şey kadında başlıyor ve kadında bitiyor. Kadın demek dünya demek, dünya demek kadın demek…
       
      Tartışma esnasında ve sonrasında çocukları düşünen tek kişinin kadın olması, her ayrıntısı ile! Ve kadının dönebilecek bir işi olmasına rağmen ev, çocuk sorumluluğunun yine tek başına kadına yüklenmesi katlanılır gibi değil. Kadın işe de gitse yine çocukların sorumluluğu daha çok annede, evle ilgili her şey yine annede… Her şey hep kadında. İyi de olsa kötü de olsa yine kadından biliniyor. Bu duvarı, bu ataerkil öğretiyi, bu kabuklaşmış, kronikleşmiş kadın sorumluluklarını bir yıkabilsek, dünya yani kadın çok güzel görünecek.
       
      Kaleminize sağlık, İstanbul Sözleşmesi’nin bile gereği şekilde uygulanmayışını çok güzel dile getirmişsiniz. Daha kaç kadın ölmeli, kaç kadın şiddet görmeli ,kaç kadın çocuğundan ayrı kalmalı? Bu soruların sorulmadığı bir dünya hayalimiz var inşallah 🤲 Yolu okumaktan, okutmaktan en çok da sevgiden geçiyor. Şiddet eğilimli insanlara “Seni kim sevmedi de böyle sevimsiz biri oldun?” diye mutlaka sormalıyız bence! Bir iç hesaplaşma yapmaları sart.

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Eylül 2020 at 01:18

        Yoruma bayıldım, çok çok teşekkür ederim düşüncelerinizi böylesine detaylı benimle de paylaştığınız için. O kadar benzer ki aslında kadına yüklenen rollere bakış açımız. Bu konuda birçok yazı kaleme almıştım. Örneğin 8 Ocak 2018’de şöyle yazmışım:
         
        “Çocuk da yaparım, kariyer de”den bu yana canımıza okunuyor, bilmem farkında mısınız? Hiç erkeklerin bu cümleyi kurduğunu duydunuz mu? Yüzyıllardır kariyer de yapıyorlar, çocuk da. Tek farkla yaptıkları çocukların bakımıyla onlar ilgilenmiyor. Oysa kadın çalışmak isterse, hem iş kadınını hem ev kadınını aynı bünyeye sıkıştırmak zorunda. Öyle sadece sıkıştırmak da yeterli değil, her ikisinde de mükemmel olmak zorunda hatta. İş hayatı biraz aksasa, erkek meslektaşlarından kadın olduğu için başarısız olduğu yaftası yiyebilir; ev hayatı biraz aksasa, bu sefer anneliği ve kadınlığı eleştirilebilinir. Eee ne yapacak kadın bu durumda? Erkeklere aynı haklara sahip olabilmek için elbette iki katı efor harcayacak. Pehhh bi’ de erkekler fiziksel olarak daha güçlüymüş. Duyduğum en büyük saçmalık.”
         
        Bu yazının tamamını okumak isteyenler için linki buraya bırakıyorum.
         
        Kadınlar bilinçlendikçe -ki bunu sağlayacak olan da iyi eğitim alabilmeleri- bu eşitsizlikleri daha net görecek ve değişmesini sağlamak için uğraşacak. Ben büyük ölçekli bir değişimin başladığına da yürekten inanıyorum.
         
        Bunları yazmama vesile olan yorumunuz için yeniden çok teşekkür ederim.
         
        Sevgiler

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 21 Eylül 2020 at 07:25

    “Şiddet bağımsız yargılanması gereken bir unsurdur” diyerek imzanı atmışsın…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 07:28

      Kadınlar bir arada durduğunda ne kadar güçlü olabileceklerini sürekli kanıtladığımız canımmmmm arkadaşım, seni çoook seviyorum. Yorum için de kocaman öpüyorum seni canikom 🤗😘

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 21 Eylül 2020 at 11:23

    Kadınlar ve çocukların, İstanbul sözleşmesi ile koruma altına alınabilmesi düşüncesi bile üzücü aslında. İçinde sevgi barındıran ve vicdanı olan hiç kimsenin asla uygulamaması gereken şiddet ve tehlike, özellikle son zamanlarda bu kadar arttığı halde, netice koca bir sıfır.
     
    Galiba yine güçlü kadınlar bunun çözümünü bulacak diye ümit ediyorum.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 11:34

      Nimet Hanımcım, çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Kesinlikle haklısınız, kadınlar hak ettikleri eğitimi aldıkça çok daha bilinçli kız ve erkek çocukları yetiştirecekler. Değişim bir gün de olmayacak, bu açık. Fakat kim ne kadar direnirse dirensin sonunda “kadın” toplumsal yaşamda erkekle yan yana gelecek.
       
      Fiziksel olarak korunmamızın yolu şu anda kanunlardan geçiyorsa, bu kanunlar sonuna kadar uygulanmalı. Yardım için çığlık atan kadınların göz göre göre öldürülmesine şahit olmaktan usandım.

  • Cevapla Demet Uncu 21 Eylül 2020 at 14:17

    Canım arkadaşım kutluyorum seni. Ne kadar doğru ifade etmişsin. Yüreğim burkularak okudum kaleminden dökülenleri. Yüreğinin içinden hissederek, özenle seçtiğin kelimelerin için bir kez daha kutluyorum seni canım.
     
    Kalemine sağlık… ❤❤

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 14:20

      Kuzum çok mutlu oldum beğenmene. Gerçekten usandım artık, her gün sosyal medyada bir kadın için adalet aramaktan. Kanunlar uygulansın! Başka bir istediğim yok.
       
      Güzel yorumun için de çok teşekkür ederim bi’ tanem ❤️😘

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 21 Eylül 2020 at 16:19

    Sevgili Editörüm;
     
    Öykü gerçekten de süper olmuş.
     
    Bence de artık kadın ve çocuk şiddetleri bitsin. Toplumda ne kadar aciz ve beş para etmez adam varsa kendi başarısızlıklarını kadın ve çocuklardan çıkarmaya çalışıyorlar. Neyse çok sinirleniyorum…
     
    Kalemine sağlık.
     
    Tam destek full destek.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 16:27

      Canım benim önce vakit ayırıp okuduğun ardından da yorum yaptığın için çok teşekkür ederim. Bilirim sevmezsin sen uzun yazı 😉
       
      Bitsin inşallah canım 🙏🏻 Toplumun adelet duygusu yerle bir. Her an her şey başımıza gelebilirmiş gibi yaşamaktan usandık hepimiz.

  • Cevapla Burak Süalp 21 Eylül 2020 at 17:39

    Didemcim, maalesef gündelik hale gelmiş, birçokları tarafından kanıksanmış bu konuyu bu kadar güzel aktardığın için tebrik ederim. Bir kere, evet, bir tokata bile gösterilecek tepki böyle olmalı. Kadın karakterin doğru karakola gitmesine, yasal haklarını kullanmasına, yumuşamamasına, geri adım atmamasına bayıldım. Bunu böyle yapamayanların da elinden tutmalı, yardım etmeli, destek olmalı. Bu güçlü kadınlardan her alanda daha çok görelim.
     
    Şiddetin ortadan kalktığı, insanların arasındaki din, dil, ırk, cinsiyet ayrımlarının sona erdiği günler yaşayalım. Sevgiyle eşitlenelim.
     
    Kalemine sağlık!

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 17:56

      Canım Burakcım, ne kadar mutlu ettin yazdıklarınla beni. Kalemini çok sevdiğim bir yazarın, yazdıklarım için böylesi güzel düşüncelerini okumak onur verici.
       
      Kadın-Erkek eşitliği konusunda ne kadar duyarlı olduğunu, İstanbul Sözleşmesi‘ne verdiğin desteği, şiddetin her türlüsünden olanca nefret ettiğini çok iyi biliyorum. Keşke senden daha çok olsa 🙃
       
      Kucak dolusu sevgiler 🤗

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 21 Eylül 2020 at 20:53

    Evden ayrılma sahnesi göz yaşartıcı. Yine de merhametli davranarak fazla ileri gitmemişsiniz. Her gün yaşananlara göre çok medeni bir ortam var çarpıcı öykünüzde. Çocukların, kadınların yaşadığı acıları düşündükçe insan süper güçleri olan cezalandırıcı bir kahramana dönüşmek istiyor. Eşlerin eşit olduğu bir dünya olması dileğiyle selamlar…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Eylül 2020 at 21:01

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim.
       
      “Medeni bir ortam” yazmışsınız, tam da vermek istediğim buydu. İstanbul Sözleşmesi kadınların medeni şekilde ayrılabilmesine imkan tanıyor çünkü. Uygulanmadığında olanları zaten görüyoruz. Gerçek hayat, kurgudan daha vahşi hale geldi; varilde yakılan kadınlar, çocuğunun gözü önünde bıçaklanarak öldürülen anneler, balkonlardan intihar süsü verilerek atılan genç kızlar… Terk edilmeyi kabul etmeyen adamların, ya benimsin ya kara toprağın zihniyeti. Elbette bunları da anlatabilir, hepimizin umutsuzluğunu körükleyebilirdim ama yapmayacağım. Olanları zaten biliyoruz, ben olması gerekeni yazdım.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Elif Bilici 22 Eylül 2020 at 11:26

    Ne kadar modernleştiğimizi, geliştiğimizi her fırsatta hatırlatıyoruz kendimize. Sürekli insanın yükselişinden, neleri keşfettiğinden bahsediyoruz. Zannediyoruz ki cebimize daha fazla para girdikçe, daha fazla okullar okudukça ya da son model teknolojik aletlere ulaştıkça modern oluyoruz.
     
    Belki de modernleşiyoruz ama medeniyetimizi kaybediyoruz/kaybediyorlar. Kadına-çocuğa şiddet işte bu yüzden belki de en büyük sorunumuz; her şeye para ile sahip olmaya çalışan toplumlar olduk, her şeyde hak iddia edebilen… Beğenmediğini, sevmediğini dövebilme hakkı normal gözüktü belki gözlerine.
     
    Her şeyden önce bir insan, sonra da bir kadın olarak şiddetin her türlüsüne (fiziksel ve psikolojik) ego ve ben merkezci düşüncelerin neden olduğuna inanıyorum.
     
    Biraz iç dökmüş gibi oldum sanırım 🙂 Ama bu güzel öykü karşısında insanın sadece düşünceleri açığa çıkıyor. Huzursuz bir şekilde bir sonraki bölümü bekleyeceğim, umarım mutlu sonla biter.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 22 Eylül 2020 at 11:41

      Elifcim ne güzel dökmüşsün içini; çok mutlu etti yorumun. Teşekkür ederim güzellik 😘
       
      Öykünün devamını yazmayı planlamadım canım. Bundan sonrası belli zaten; kadın kanunen korunduğunda, hayatını -kendi ve çocukları için- sıfırdan yeniden kurabilecek kadar güçlü bir varlık. Hikayedeki kadın da sonunda gücüne inandı ve ayağa kalktı bir kere. Bundan sonra onu kimse durduramaz. Müstakbel eski kocaya gelince… O yeniden “insan” olmayı öğrenebilir mi, bilmiyorum. Bazılarını değiştirmek için ne yazık ki çok geç artık. Koca adam olduklarında eğitmeye çalışmak yerine erkekleri çocukken doğru yetiştirmek gerekiyor. Bunda da annelere büyük iş düşüyor.
       
      Güzel yorumun için teşekkür ediyor, seni kocaman öpüyorum 😘

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 22 Eylül 2020 at 13:13

    Didemcim çok güzel bir yazı bir yazı olmuş 😍 Çok etkilendim. Ellerine sağlık. Kadın karakterin güçlü duruşuna bayıldım.
     
    İstanbul Sözleşmesi‘nin neden bu kadar önemli olduğunu özetleyen “Bu kadar kolay mıydı?” cümlenle sanki başka bir şey daha ifade ediyorsun, diye düşünüyorum. O cümle her şeye rağmen yeniden başlamanın, kendi ayakları üzerinde güçlü bir sekilde yükselmenin de bu kadar kolay olduğunu anlatıyor gibi geldi bana. Ne kadar okumuş olursa olsun toplumun içinde bir yerlerde üzerine sinmiş o “yapamam, beceremem”i üzerinden çıkartıp, hayatının kontrolünü eline alan güçlü bir kadın. Bayıldım.
     
    Sanırım toplumca böyle hikayeleri daha çok okumalıyız. Kendin olmanın bu kadar kolay olduğunu, fiziksel ya da ruhsal şiddet görüyorsan bundan kurtulmanın senin elinde oldugunu (en azından çoğu zaman) ve de işte bu kadar kolay olduğunu biz kadınlar birbirimize sık sık hatırlatmalıyız.
     
    Kalemine sağlık canım 🤩

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 22 Eylül 2020 at 13:56

      Bu dergide yazan her kalemle o kadar gurur duyuyorum ki… İnsana, doğaya, hayvana, eşitliğe bakış açılarımız o kadar aynı ki…
       
      Canım arkadaşım, ne kadar güzel yorumlamışsın öyküyü, çok çok teşekkür ederim. Sen ve ben, “kadının en büyük düşmanı gene kadındır” sözüne inanmayan, tersine, kadının birlikte güçlü olduğunu savunanlardanız. Bu dergide de sanırım bunu çok güzel yapıyoruz.
       
      Seni çok seviyorum 🤗❤️😘

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 22 Eylül 2020 at 13:57

     
    Anne, Gitme!” öykümün Facebook tanıtımına gelen ilginç bir yorum:
     
    Anne, Gitme! | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 22 Eylül 2020 at 20:46

    Öncelikle önemli bir bilgiyi bu kadar güzel bir şekilde hap haline getirip duygu katarak anlattığınız için çok çok çok tebrikler. Bayıldım. Sonrasında “Ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin anladığı kadarsın” demişti biri bana zamanında… Onca iyi niyetli açıklamaya rağmen hâlâ hem bilgiyi anlamayıp hem sadece kendini düşünen bir “varlığa” fazla bile anlatmışsınız sevgili editörüm. Belki de iyi bir sey yazmıştır, diyerek o niyetinizi tekrar tekrar göstermişsiniz. Ben de yazdığım derginin başındaki bu güçlü kadının diğer hemcinsleri ve aslında tüm insanlık için mücadele eden etik yanı ile gurur duyuyorum.
     
    Klavyeniz hiç susmasın.
     
    Tebrik ediyorum.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 22 Eylül 2020 at 21:00

      Canım Gökçem hem dergide hem de yazılarımın Facebook sayfasında yorumlarınla verdiğin destek benim için son derece değerli bilmeni istiyorum. Biraz önce Facebook’ta yorumunu okuduğumda yeniden güçlendim. “Bizi” çok seviyorum. Birbirimizin arkasında durduğumuz zaman ne kadar güçlü olduğumuzu her seferinde bir kez daha anlıyorum. Varlığın için müteşekkirim.
       
      Kucak dolusu sevgiler 🤗❤️

  • Cevapla Gamze Bal 7 Ekim 2020 at 14:01

    Evliligimde bunları yaşadım. Sonra eşim ceza evine girdi, 3 yıl sonra boşanma kararı aldim. Ve gecen yıl boşandım. Tekrar bi’ hata yapıp acılarım hafifler diye birini dahil ettim hayatıma. O da bir sene hayatımı zindana çevirdi. Şiddetin her türlüsünü gösterdi. Şu an uzaklaştırma kararı çıktı. Fakat kendisi hâlâ devam ediyor. Çevremdeki herkese beni yalan dolanla rezil etti. Bana dedigi şey; “Ya intihar edeceksin ya ben seni öldüreceğim ya da benimle evleneceksin.“
     
    Çevremde kimsenin kalmasını istemiyor ona muhtaç kalayım diye. Ailem çok şükür destek ama ne itibar bıraktı ne güç ne hâl. Hayatın bildigin zindan. Çevremde herkese ulaşıyor, attığı iftiralar ile beni rezil ediyor. Ve polise defalarca gitmeme rağmen hâlâ durmuyor. En kötüsü de polis hiçbir şey yapamıyor…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Ekim 2020 at 09:06

      Gamze Hanım çok üzüldüm yaşadıklarınıza. Ne yapabilirsiniz diye düşündüm. Sanırım en doğru adım bir avukata başvurmak olacaktır. Haklarınız ve yapabilecekleriniz konusunda sizi en iyi bir avukat yönlendirecektir.
       
      Hakkınızda söylediği yalanlar konusunda da lütfen daha fazla üzülmeyin. Gerçekler bir gün mutlaka ortaya çıkar. Siz doğru bildiğiniz şekilde yaşamaya devam edin lütfen. Yalanlara inanmak isteyenler zaten ne duysa inanacak, size inanlara da bu sesler etki etmeyecektir.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan