Göçebe Öyküler

Kara | Gece Gelen

7 Ocak 2022

Yazı: Gece Gelen | Yazar: Burak Süalp

 

İndeks

Birinci Bölüm: Kara | Gece Gelen
İkinci Bölüm: Kara | Sergen Zeytin
Üçüncü Bölüm: Kara | Can satılır mı kardeşim? Aman ha!

 
 
Burun deliklerinden ciğerlerine çektiği temiz havayı yüzünün açıkta kalan her noktasında hissederek uykusundan ağır ağır sıyrıldı. Soğuktu. Bodrum’un nemli gece soğuğu. Uykuya dalmadan önce yağmaya başlayan yağmur durmuştu. Sırtüstü yattığı yatağında başı hariç vücudunun tamamı kalın yün yorganın altındaydı. Kendi vücut sıcaklığıyla olabildiği kadar ısınıyordu. Gözlerini açtı, hava hâlâ aydınlanmamıştı.

Vücuduyla sağ kolu arasında yatan Kara uyandığını fark etmişti. Omuzuna yatırdığı başını yana doğru çevirdi, küçük diliyle yavaş yavaş adamın çenesinin altından yukarıya doğru sakalını yalamaya başladı.

Yatağının başucunda duran ve sehpa olarak kullandığı eski, ahşap sandalyenin üzerine uzandı, cep telefonunu eline aldı. Parmak izi okuyucu sayesinde birden aydınlanan ekranda gözleri kamaşarak 03:36’yı gördü. Gözlerini ekranın güçlü ışığından kurtarmak için yumdu, telefonu tekrar sandalyenin üzerine bıraktı. Uykusunu aldığından emin değildi, yataktan kalkıp kalkmamak konusunda kararsız kaldı.

Horozlar ötüyor, yakındaki çiftlikteki eşek anırıyor, gecenin içinde yer yer uzaktan ve yakından köpek havlamaları geliyordu.

İçinden “Bunlar günün en güzel saatleri” diye geçirdi. Kampingin yakınındaki ana yoldan geçen arabaların sesi yoktu. Karşı tepedeki villa inşaatında çalışan taş kırma makinesinin gün boyu devam eden gürültüsü yoktu.

Bu saatte sadece doğanın sesleri vardı. Huzur vardı.

Dudakları kurumuştu. Yattığı yerden sandalyenin önünde yerde duran şişeye uzandı. Kara’yı ve ayaklarının üzerinde yatan iki kediyi rahatsız etmemeye çalışarak sol dirseğinin üzerinde doğruldu, birkaç yudum içti, şişeyi yere, başını yastığa geri bıraktı.

Telefonu yeniden eline aldı. Bu sefer ekranın ışığını kısarak bakmaya başladı. Uyumadan önce sevgilisine mesaj atmıştı. Önce ona günaydın mesajlarını yolladı. Uzaktaydı. Özlemişti.

Ardından haberlere bakmak geçti içinden fakat vazgeçti. Bu saatte canını sıkmaya ne gerek vardı?

Onun yerine Instagram’a girip hikâyelere daldı. Tanıdığı insanların çoğunlukla mutlu anlarını paylaştıkları hikâyelerini izlemeyi seviyordu. Beğenip paylaştıkları şeyleri öğrenmeyi de. Aslında birçok arkadaşı Twitter’ı daha çok kullanıyordu. Fakat Bora o uygulamaya bir türlü alışamamıştı. Herhangi bir konuda fikrini uzun uzun anlatmak isteyen insanların Facebook’u, görsel paylaşıma önem verenlerinse Instagram’ı kullanmaları ona mantıklı geliyordu. Lâkin fikrini 280 karaktere sığdırmak zorunda olduğu Twitter hiç ona göre değildi.

Hikâyeleri izlemeye devam ederken bir yandan da sağ koltuğunun altındaki Kara’yı okşuyordu. Emin olamamakla birlikte Pinscher olduğunu tahmin ettiği fakat cinsine çok da takılmadığı bu küçük çocuk hayatına gireli on gün kadar olmuştu.

İnsanların kedileri, köpekleri cinslerine göre sevip sevmemelerini oldum olası anlamamıştı. Nihayetinde hepsi can taşımıyor muydu? Fakat, evet, buna da bir cevap her zaman hazırdı: “Her cins bir değil, her birinin ayrı karakteri var”.

Ki, o da doğruydu.

Bora gözlerini yeniden yumdu.
 

* * *

 
Kara’yı 9 Aralık gecesinin geç bir saatinde bölgedeki arama kurtarma ekibi Muğla 911‘in aktif gönüllülerinden Gonca getirmişti. Çocuğu yağmurlu bir gecede sokakta bir evin kapısına bırakmışlar, kapının dışından gelen ağlama seslerini duyan ev sahibesi de elbette ona sahip çıkmıştı. Ardından kısa süreli bir seyahate gideceği için bir haftalığına emanet edecek yer bulması gerekmişti. Arkadaşı Gonca da Kara’ya en iyi bu kampingde sahip çıkılacağını düşünmüş, doğrudan onlara getirmişti.

Haklıydı. Kampingin sahiplerinden Berk de Muğla 911’in aktif gönüllüsüydü. Ağustos ayı boyunca Ege ve Akdeniz ormanlarını kasıp kavuran yangınlar sırasında kurtarma çalışmalarına katılmış, canını dişine takarak görev almıştı. Korkunç günlerdi. Bölgedeki ormanların ciddi bir kısmı içindeki bütün canlarla birlikte yanıp kül olmuştu.

Bora’nın gönüllü çalıştığı bu kampingde onlarca hayvanla birlikte yaşıyor, Turgutreis’deki barınağa da doğrudan destek veriyorlardı. Örneğin, bölgedeki büyük marketler son kullanma tarihi yaklaşan et ürünlerini kampinge yolluyordu. Onlar da o etleri pişirip hayvanlara verilmek üzere barınağa gönderiyordu.

Yardıma ihtiyaç duyulduğunda akla ilk gelen yerin parçası olmak gurur verici bir duyguydu.

Bora, daha Gonca kampingin kapısında Fırat’la konuşurken yanlarına yaklaşmış, ufaklığın hikâyesine kulak misafiri olmuş, ardından kendisini daha fazla tutamamış, kadının kucağında korku dolu gözlerle etrafa bakınan bu küçücük, göğsünün altındaki beyaz akıtma dışında her yeri kapkara çocuğu kucağına alıvermişti. Gonca’nın, adının Kara olduğunu söylediği yavru, kucağında iyice küçülmüştü. Hem soğuktan hem de korkudan tir tir titriyordu.

Kara iki ya da üç aylık kadardı. Daha yaşamının başında terk edilerek oldukça talihsiz başladığı hayat yolculuğunda, belki de şansı dönmüştü. Kapısına bırakıldığı evin sahibesinden itibaren yolu can seven insanlarla kesişmişti. Bora’nın “Tamam, tamam, korkma, emin ellerdesin” diye fısıldayarak sakinleştirmeye çalıştığı yavru, kucağında daha da küçülmüş, kapkara zeytin gözleri endişeyle bir yüzüne bir etraflarında merakla dolanan kampın diğer köpeklerine bakmaya başlamıştı.

Bora, içinde Kara’nın mamaları ve oyuncağı olan sırt çantasını da alıp Gonca’yı uğurladıktan sonra kucağındaki yavruyla kulübesine yöneldi. Israrla Kara’yı koklamaya çalışan diğer köpekleri kulübenin kapısında bırakarak içeriye girdi. Tek göz oda kulübedeki eşyalar bir yatak, ahşap bir masa, sandalye, sehpa ve kıyafet kutularından oluşuyordu. Yatağın üzerinde kıvrılmış yatan, yaklaşık bir yaşında iki arkadaş kedi, Şaka’yla Bulutsu dikkat kesilmiş, meraklı gözlerle Kara’ya bakıyorlardı.

Ayakkabılarını normalde hiç yapmadığı bir şekilde, eğilmeden, topuklarına basarak çıkardı, kapının dibinde bıraktı, yatağa yöneldi. Üç renkli kız çocuğu Şaka ve bütün tüyleri duman grisi Bulutsu gözlerini Kara’dan ayırmadan, yatağın ayak ucundan, dikkatle seyrediyorlardı. Yatağın baş tarafından yorganı kaldırdı, Kara’yı yastığın dibine bıraktı.

Bir kedilere, bir Kara’ya baktı, iç çekti. “Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır atasözü ne kadar eksik. Aslında insanlarla hayvanlar da konuşur. Konuşma denilen bu sesli iletişim aracıyla birlikte karşısındakinin vücut dilini daha iyi gözlemleyebilen, hissedebilenler gayet güzel anlaşır” diye düşündü. Bunu en iyi kendi tecrübelerinden biliyordu. Hatta bu konuda çoğu hayvanın, insandan daha maharetli olduğunu düşünürdü.

Kara’ya baktı, “Hoş geldin güzel çocuğum benim” diye konuşmaya devam ederek üzerini örttü. Hayvanın ağzından incecik, endişeli bir ses çıktı. “Sakin ol küçüğüm, buradayım, gitmiyorum bir yere” diyerek kedilere döndü.

Kara, yorganın dışında kalan başını yana çevirmiş bu orta yaşlı adamı izliyor, kedilerse olumlu ya da olumsuz bir hareket yapmamakla birlikte bütün dikkatleriyle gözlerini Kara’dan ayırmıyorlardı. Bora ilk olarak kedilere döndü, sağ elinin işaret parmağını onlara doğru uzatarak dikkatlerini çekti. Ardından sakin, fakat otoriter bir ses tonuyla konuşmaya başladı: “Bakın şimdi çocuklar, bu yavrunun adı Kara. Misafirimiz. Bir süre bizimle birlikte yaşayacak. O yalnız ve korkmuş durumda. Onunla iyi geçinmenizi rica ediyorum. Anlaştık mı?”

İçinden, “Birçok insan hayvan sevmeyi, onlarla iletişim kurmayı bilmiyor” diye geçirdi. Köpek seven çoğu insan bile ilk defa karşılaştıkları bir köpeğin doğrudan başını sevmeye çalışıyorlardı.

Düşünceler kafasının içinde akıyordu: “En az 2 katım büyüklüğünde, tanımadığım, yabancı bir canlı elini doğrudan kafama uzatsa ne hissederdim? Hele o kocaman canlıya benzer başkaları daha önce bana zarar vermişse. Korkmaz mıydım?”

Bora çoğu zaman, karşılaştığı köpek tehlikeli görünmüyorsa, kızgın ya da korkmuş değilse, özellikle kuyruğunu sağa sola sallıyorsa, köpeğe yaklaşmadan yere çömelir, elini uzatarak yumuşak bir sesle yanına çağırırdı. Tanışıp tanışmama tercihini hayvana bırakırdı. Köpek bu, önce onun boyuna ineceksin, sonra o gelip seni koklayacak diye düşünürdü. Köpekler her şeyi koklayarak tanır, onlar için tehlikeli olup olmadığınızı kokunuzdan anlamaya çalışırlardı.

Bu düşünceler aklından geçerken montunu çıkardı, kulübenin ağaç duvarındaki çiviye astı, yatağın ortasına, kedilerle Kara’nın arasına oturdu.

Kampingde kediler, köpekler, tavuklar bir arada yaşıyorlardı. Ara sıra birbirlerini kovalamak dışında hiçbirinin diğerine zararı olmuyordu. Bu canların çoğu burada dünyaya gelmiş, bu ailenin fertleri olarak büyümüşler, birbirlerini tanıyorlardı. Ara sıra sokaktan ya da barınaktan gelenler de oluyordu. Fakat onlar buraya, buradakiler onlara uyum sağlayana kadar biraz zaman gerekiyordu. Uyum sağlayabilen kalıyor, huzursuzluk çıkartan, diğerlerine zarar vermeye çalışan gidiyordu.

Dolayısıyla kulübenin yerleşik sahiplerinden Şaka ve Bulutsu’nun bu yeni misafiri kabul etmeleri, Kara’nın da onlara uyum sağlaması gerekiyordu.

Bu sefer Kara’ya döndü. Otoriter ses tonunu koruyarak fakat hayvanın korkmuş halini de göz ardı etmeden, öncekinden daha yumuşak bir ifadeyle onu da uyardı: “Karacım, bu kulübenin öncelikli sahipleri Şaka ve Bulutsu. Onları kovalamak, mamalarını yemek yok. Güzel güzel geçineceksiniz. Tamam mı?”.

Kara, ses çıkartmadan anlamaya çalışıyor, başını hiç kımıldatmadan sadece gözlerini hareket ettirerek bir adama bir kedilere bakıyordu.

Bora ayağa kalktı, karşı duvarın dibinde duran iki kâseye kedi maması, üçüncüsüne de su koydu. Kuru mamaların cam kâselere dolarken çıkardıkları sesle kediler harekete geçmiş, peş peşe yataktan atlayıp iştahla saldırmışlardı. Aynı sesle hareketlenen Kara başını yorganın altından kaldırmış, oturur vaziyete gelmiş fakat bırakıldığı yerden ayrılmadan izliyordu.

“Hayvanlarla konuşurken ne dediğimizi anlamaları için komutları vücut hareketleriyle eşleştirmek ve sürekli birlikte tekrar etmek gerekir. Verilen komutla karşılığında beklenen aksiyon algoritması zamanla, bol tekrarla yerleşir” diye düşünmeye devam etti. Bunu çok iyi biliyordu.

İşaret parmağını yüzlerine uzatarak ciddi ses tonuyla konuşmak, uyarı demekti. Yine işaret parmağını yumruğunun iç kısmı onlara bakar vaziyette kaldırıyorsa “Bekle!” komutu geliyordu.

Bora yeniden Kara’nın gözlerinin içine baktı, işaret parmağı havada, “Bekle!” dedi. İlk olarak sırt çantasının fermuarını açtı, içinde köpek mamaları ve kemirme kemikleri olan kutuyu çıkardı. Masanın üzerinden iki kâse daha aldı, birine köpek maması diğerine de su koyarak yatak başucunun yakın olduğu köşeye, kedi mamalarından mümkün olduğunca uzağa birer karış arayla koydu. Uzandı, Kara’yı iki eliyle kaldırdı, yere, mamasının başına bıraktı. Yavru, kısacık kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı, hızla yemeğe başladı.

Bora hızlı hızlı mamasını yemeye başlayan Kara’ya biraz daha dikkatli baktı. Bu çocuğun kuyruğunun olması gerekenden bayağı kısa olduğunu o zaman farketti. Hayvanın kuyruğu ancak 6-7 santim kadardı. Haydi bir kazaya kurban gittiyse neyse ama diğer ihtimali aklına getirmek bile istemiyordu.

Daha yeni okumuştu. Çok eskiden beri kimi insanlar çeşitli nedenlerle köpeklerin kuyruklarını keserlermiş. Bazı avcılar bunu koşarken hayvanın kuyruğu çalılara takılmasın ve hızlı hareket edebilsin diye yapıyormuş. Kimileri ise dövüş için yetiştirdikleri köpeklerin kavgada ısırılabilecek uzuvlarını küçültmek için kulaklarını ve kuyruklarını kesiyorlarmış. Bunların hepsi çok kötü tabii ki ama yakın zamanda okuduğu bir üçüncü neden kanını dondurmuştu: Köpeğine evde bakan kimi insanlar, hayvan kuyruğunu sallayıp eşyaları devirmesin diye kesiyorlarmış.

İçinden “Canice. Düşüncesi bile korkunç. İnsanın acımasızlığının ve bencilliğinin maalesef bir sınırı yok. Ki insanlık tarihinin güya en medeni dönemindeyiz” diye geçirdi.

Kara ve diğerleri mamalarını yerken bu düşünceleri kafasından uzaklaştırmaya çalıştı. Tedbiri elden bırakmadan, ortalarında ayakta soyunmaya başladı. Günlük kıyafetlerini çıkarttı, eşofmanlarını giydi. Üzerine bir de kazak geçirdi. Az önce duşta ayaklarını yıkadıktan sonra çoraplarını değiştirmiş, yatak çorabı giymişti.

Yatağın kenarına oturdu, çocukların iştahla mamalarını yemelerini izledi. Odanın içini katur kutur sesleri dolduruyordu.

Karnı doyan kediler sularını da içtikten sonra peş peşe gelip minnetle ayaklarına sürtündüler. Ardından yatağa çıktılar, yine ayak ucuna geçtiler. Bora, Kara’nın doymasını bekledi, sonra yavruyu kaldırıp yastık tarafına, yorganın altına koydu. Köpeğin, üzerinden eksilmeyen bakışları arasında masaya yöneldi. İki şişeden birini aldı, bir kadehe kendi yaptığı rakıdan doldurdu. Tekle duble arası. Masanın üzerinde sol köşede duran mini buzdolabından su çıkardı, önce rakı kadehine sonra diğerine doldurdu. Hava da su da soğuktu, buza gerek yoktu.

O da birçokları gibi kendi rakısını etil alkolden yapmaya ekonomik nedenlerle başlamıştı. Fakat zamanla elinin ayarını iyice geliştirmişti. Ayrıca bir arkadaşının babasından öğrendiği yöntemle artık rakısını meşe aromalı yapıyordu. Uzun lafın kısası bandrollü rakıları uzun zamandır beğenmez olmuştu.

Nihayet yatağa döndü. Başucundaki sandalyenin üzerinde duran dizüstü bilgisayarı alıp yatağın üzerine bıraktı. Bilgisayarı kaldırdığı yere kadehleri, rakı şişesini, suyu, tütün kesesini ve kül tablasını taşıdı. Yastıkları sırtını destekleyecek şekilde üst üste koydu, yatağa girdi, uzun oturur vaziyette yorganı göğsüne kadar çekti. Dizüstü bilgisayarı kucağına aldı. Kara sağ tarafına büzüşmüş, aşağıdan yukarıya minnetle yüzüne bakıyordu. Hızla yerini seçen ve hep üzerinde olmak isteyen Şaka, bilgisayarı geçmemiş bacaklarının üzerine yerleşmiş, Bulutsu da ayaklarına yatmıştı.

Şimdilik her şey yolunda görünüyordu. Şimdilik.

Kapalı bilgisayarın üzerinde peş peşe birkaç tane sigara sardı, tabakasına koydu. Yatakta rakı içmeye başladıktan sonra sigara sarmakla uğraşmayı sevmiyordu. İlk olarak rakıdan ve sudan birer yudum aldı, bir sigara yaktı. Günün ilk sigarası. Zaten pek az içtiği bu mereti alkolün yanında seviyordu. Çok uzun yıllardır da sadece geceleri, o da en fazla birkaç tane içiyordu.

Kolunun altındaki Kara’nın titremeleri bir süre aralıklarla devam etti. Azaldı, sonra da tamamen kesildi, nefesi düzenli hale geldi. Zor bir günün sonunda artık sıcak ve güvenli bir yerdeydi.

Bora bilgisayarı açtı, önceki günün Şampiyonlar Ligi maç özetlerini izleyecekti. Deplasmanda Dortmund’a 5-0 yenilen Beşiktaş’ta işler sadece Avrupa’da değil, Süperlig’de de çok kötü gidiyordu. Oysa daha geçen sene iki kupa birden kaldırmışlardı. Sezona da harika bir giriş yapmışlardı. Sonra sakatlıklar, aksilikler, derken takım tepetaklak gitmeye başlamıştı.

Rakısından bir yudum daha aldı, sigarasından derin bir nefes çekti, üzülerek özetlere daldı.

Kara, işte böyle hiç hesapta yokken, 9 Aralık gecesinin sürprizi olarak hayatına girmişti.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Burak Süalp
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

11 YORUMLAR

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 8 Ocak 2022 at 14:43

    Ne kadar seviyorum kalemini. Okuduğum ilk metninde hissettiğim Jack London tarzı (hem üslup hem de yazarla benzeşen hayat görüşün) bu öyküde iyice kendini gösteriyor. Doğa, hayvan sevgisi, hatta hayvanlarla kurulan empati 💯
     
    Didaktik, buyurgan ve bilmişlik taslamayan bir üslupla inandığın bir fikri savunmak meziyet ister. Sen bunu çok iyi başarıyorsun 👌🏻
     
    Yeni bir öyküye başladığını her söylediğinde heyecanlanıyorum 😁 Hep yaz.
     
    ❤️❤️❤️❤️

    • Yanıtla Burak Süalp 8 Ocak 2022 at 15:33

      Canım baş editörüm, övgülerin için çok teşekkür ederim. Her yazdığın yorumla beni hem mutlu etmeyi hem de utandırmayı başarıyorsun. Yazdığım bir öykünün Jack London’la aynı yorum içinde geçmesi bile gurur verici. Her yeni metinde daha iyi olmak için elimden geleni yapıyorum.
       
      Açıkçası dediğin gibi didaktik, buyurgan ve bilmişlik taslamayan bir üslupla fikirleri savunmak en güzeli diye düşünüyorum. Başka türlü o fikirleri paylaşmanın bir faydası olmayacaktır.
       
      Desteğini her zaman yanımda hissediyorum. Senden aldığım bu motivasyonla her zaman elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım. İyi ki varsın.🙏🏻 ❤️ 🙋🏻‍♂️

  • Yanıtla Nimet Canbayraktar 8 Ocak 2022 at 17:11

    Sizin yazdıklarınızı okumak, çok akıcı ve dikkat çekici anlatımınız ile o kadar güzel ki. Merak ediyordum ve bekliyordum, ne zaman yazacaksınız diye. Dilerim uzun bir öykü olur.
     
    İlginç bir tesadüf ama bu sıkıcı zamanlarda film seyretmek bile tat vermezken Hachiko’yu seyrettim ve uzun zamandır da kahramanı köpek olan filmleri seyrediyorum, iyi hissettiriyor. Yani Kara’yı büyük bir merakla okuyacağım kesin. Keşke insanlar da onlar kadar hisli, merhametli, kadirşinas ve sevgi dolu olabilseler.
     
    Tekrar hoş geldiniz.💖

    • Yanıtla Burak Süalp 8 Ocak 2022 at 22:52

      Sevgili Nimet Hanım, sevgi dolu yorumlarınız o kadar kıymetli ki. İyi ki varsınız. Övgüleriniz için ayrıca teşekkür ederim, hissettiklerimi bir nebze olsun aktarabiliyorsam okuyana, ne mutlu bana.
      .
      Film önerisini yazdım bi kenara.🙏🏻 Dediğiniz gibi keşke insanlar genel olarak daha iyi, merhametli olsalar. Ben yeni nesillerin öyle olması için sonuna kadar çabalamayı tercih edenlerdenim. Bir kişiye hayvan sevgisi aşılayabilmek bile büyük mutluluk olur benim için.
      .
      Tekrar söylüyorum, iyi ki varsınız. Varlığınız hem benim için hem de Sen ve Ben ailesi için çok kıymetli. ❤️

  • Yanıtla Leyla Süalp 9 Ocak 2022 at 00:03

    Kalemin hep yazsın oğlum. Ne güzel yazmışsın. Hayvan sevgisi herkese nasip olmuyor. Sen bunu başarmışsın. Eh artık bir sigara da iyi gider bugünün sonunda.

    • Yanıtla Burak Süalp 9 Ocak 2022 at 14:23

      Canım annem, güzel sözlerin ve güzel yorumun için çok teşekkür ederim. İyi ki varsın. Desteğini hep yanımda hissetmek benim için çok kıymetli. Seni seviyorum!

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 9 Ocak 2022 at 11:59

    Kara’yı tanımak oldukça zevkli oldu sizin kaleminizden. Hayvanları anlatan yazıları, daha doğrusu onları anlayan birinin yaşadıklarını ilginç buluyorum. Belki de ben yaşamadığım için.
     
    Takip edeceğim.
     
    Sevgiler, saygılar.

    • Yanıtla Burak Süalp 9 Ocak 2022 at 14:24

      Şen Hanım merhaba. Nazik yorumunuz için çok teşekkür ederim. Okuyan gözlerinize sağlık! Saygılar.

  • Yanıtla Atakan Balcı 14 Ocak 2022 at 12:48

    İnsan dışındaki hayvanları anlamak, aslında en zor işlerden biri değilse de ne yazık ki gözlerdeki, algılardaki perdeleri kaldırmak çok zor. İlk anda gördükten sonra canın yüreğini, derine doğru gidiyor kişi ve çok daha fazlası olduğunu görüyor. Esinine sağlık!…

    • Yanıtla Burak Süalp 14 Ocak 2022 at 14:12

      Sevgili Atakan, bu güzel yorumun için teşekkür ederim. Haklısın, o perdeleri kaldırmak çok zor fakat hedeflediğimiz, çok zor olan bir çok şey gibi bundan da vazgeçmeden mücadeleye devam edeceğiz. Mücadele etmeden, insanları eğitmeden hiçbir şey iyi yönde gitmiyor. Selamlar dostum!

  • Yanıtla Burak Süalp 14 Ocak 2022 at 14:15

     
    Facebook edebiyat gruplarında öykü paylaşımımın altına gelen yorumlar:
     















  • Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan